Harita cebimde, karanlık koridor boyunca ilerledim. Her adımda evin derinliklerinden gelen bir hışırtı, bir fısıldayış, her şeyin ardında bir şeyler olduğuna dair şüphelerimi güçlendiriyordu. Geriye bakmadım. Bir şey bana, ne olursa olsun ileri gitmem gerektiğini söylüyordu. Elif’in yazdığı her kelime, beni buraya getirmişti. Şimdi, bu adımlarımın sonu, kaybolan zamanın sırlarını açığa çıkaracaktı.Evin çıkışına yaklaşırken, dışarıdaki gün batımının kızıl ışıkları her şeyi altın sarısı bir parıltıyla aydınlatıyordu. O an, zamanın ne kadar geçip gittiğini hissettim. Sanki bir ömre bedel bir yolculuktan geçiyordum. Her şey, tek bir adım için başlamıştı. Ve her şey şimdi, kaybolmuş bir aşkın ardındaki sırrı çözmeye odaklanmıştı.Evin kapısını iterek dışarı adım attım. Havanın soğukluğu, içimdeki sıcak heyecanı bir nebze dindirdi. Ama gece, beni bekliyordu. İleriye doğru gitmek, karanlık bir yolculuğa çıkmak zorundaydım. Haritayı tekrar çıkarıp, işaretli yere baktım. Denizin kenarında, taşların olduğu o nokta… O nokta, kaybolan zamanı ve bu geçmişi yeniden ortaya çıkaracaktı.Yavaşça adım attım. İstanbul’un sokakları, akşam saatlerinde alışılmış kalabalığından yoksundu. Belki de bu sakinlik, her şeyin bir sona yaklaşmakta olduğunu gösteriyordu. Şehirdeki her köşe, bana ait olmayan bir zamanın yankıları gibi hissediliyordu. Elif’in izleri, zamanın her yönüne yayılarak benim içimde bir iz bırakıyordu.Sonunda, haritanın gösterdiği taşların olduğu yere geldim. Burada, eski bir iskele kalıntısı vardı. Taşlar, zamanla erimiş, ama hala yerli yerindeydi. Denizden gelen rüzgar, burnuma tuhaf bir koku taşıyordu. Her şey, bir adım daha atıldığında başka bir boyuta geçecek gibi hissediliyordu.Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. O an, geçmişin içinde kaybolmuş bir ses duyduğumu düşündüm. Yavaşça başımı kaldırdım. Bir figür, denizin kenarında beliriyordu. Ama kimdi? Mert mi, Elif’in gölgesi mi? Kimse yoktu, ama bir şey vardı. Bir his vardı, bana doğru adım atmamı söylüyordu. O an, o figürün peşinden gitmekten başka bir seçeneğim yoktu.Adım attım. Bir adım daha. Bir adım daha.Sonra, figürün olduğu noktada, birden bir şey belirdi. Taşların arasından, eski bir kutu. Yavaşça eğildim ve kutuyu aldım. İçinde, birkaç eski fotoğraf vardı. Her fotoğraf, bir zamanın kaybolmuş anılarını taşıyordu. Ancak bir şey dikkatimi çekti. Fotoğrafların arkasında yazılı birkaç kelime vardı: "Beni hatırladın mı?"Beni hatırladın mı? Bu, Elif’in yazdığı bir şey miydi? Yoksa… Mert mi bunu bırakmıştı? Fotoğrafların her biri, bir zamanlar burada, bu taşların arasında, kaybolmuş bir aşka dair izler taşıyordu. Her fotoğraf, kaybolan zamanın içinde gizlenmiş bir başka parçayı gösteriyordu.Birden, arkamdan bir ses duydum. "Lara, beni buldun." O ses, derin ve tanıdık bir sestir. Başımı döndüğümde, Mert’in karanlıkta beliren siluetiyle karşılaştım.“Nasıl… burada, bu fotoğraflarla ne ilgisi var?” diye sordum, sesi titrek çıkıyordu.Mert adımlarını hızlandırarak yanıma geldi. “Bunlar, her şeyin başı,” dedi. “Sadece seni değil, geçmişi de buldun. Bu fotoğraflar, bizim geçmişimizi, Elif’in kaybolan aşkını, her şeyi anlatıyor.”Bir an, her şeyin anlamını çözememiş gibi hissettim. Ama o anda Mert’in söyledikleri, her şüphem ve korkumun ötesindeydi. Elif’in kaybolan zamanının sırrı, Mert’le benim yolumda birleşmişti. Artık yalnız değildim. Geçmişin sırları, zamanın kendisi, Mert ve ben bir araya gelmiştik.
Bölüm 8
Derin sırların ardında
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.