Tavan arasındaki sessizlik, adımlarımın yankılarıyla bozuluyordu. Her bir hareketim, eski odanın derin köşelerinde yankı buluyor, sanki zamanın kendisi bana göz kulak oluyordu. Fotoğrafı elimde sıkıca tutarken, bir an için her şeyin yerine oturacağını düşündüm. Ama hâlâ bir şey eksikti, hâlâ bir şeyler belirsizdi. Elif, fotoğraftaki kadın, o yüz bana tanıdık geliyordu, ama ne vardı ki bu tanıdıklıkta? Kimdi bu kadın? Kimdi bu adam? Kafamda binlerce soru dönüp duruyordu.Gözlerim hâlâ fotoğraftaki çiftin üzerine yoğunlaşmışken, bir an için kulağımda bir ses duydum. Başta rüzgarın bir oyunudur diye düşündüm, ama sesin tonu farklıydı. Sanki biri hafifçe fısıldıyordu. Kulaklarımı kabarttım, ama odada tek başıma olduğumu biliyordum. Ses tekrar geldi, bu sefer daha netti. Bir insan fısıldamasıydı. Korku içimi sararken, kendimi bir adım daha ileri atmaya zorladım. O sesin kaynağını bulmalıydım.Yavaşça tavan arasındaki duvarı inceledim. Eski bir yazı dikkatimi çekti. "Beni bulduğun yerdesin…" Yazı, tavanın neredeyse silinmiş olan taş duvarına kazınmıştı. Bu yazının ne anlama geldiğini bir türlü çözemiyordum, ama bir şeyler vardı, bir bağ vardı. Her şeyin bir anlamı olmalıydı, değil mi?Bir yandan bu yazıyı çözmeye çalışırken, diğer yandan hâlâ o sesi duyuyordum. Fısıldayan kişi kimdi? Burada kimse yoktu, değil mi? Korkuyla karışık bir merakla, sesin geldiği tarafa doğru ilerledim. Adımlarımın her biri, eski tahta döşemelerin altında çürüyen zamanın yankıları gibi duyuluyordu. Derin bir nefes alarak, tavan arasındaki köşeye yaklaştım.O köşe, bir tuhaflık taşıyordu. Hava, diğer alanlardan farklıydı, yoğun bir şekilde bozulmuş, kararmış bir hava vardı. İşte o an, o derin karanlıkta, çok belirgin bir şekilde, bir figür beliriverdi. Başlangıçta sadece silik bir gölge gibi göründü, ama gözlerim daha dikkatlice bakarken, şekli daha netleşti. Bir insan silueti… Yavaşça, dikkatlice, ürkek adımlarla yaklaşarak figürün etrafında döndüm. Yavaşça, adımlarımın ardından figür de bir adım atıyordu.O an kalbim, adeta boğazımda atmaya başladı. O figür, tavan arasının karanlıklarındaki kaybolmuş bir zamanın, yarım kalmış bir hikayenin parçasıydı. Fısıldayan ses, ona ait olmalıydı. Kafamda bir düşünce belirdi: "Beni bulduğun yerdesin…" Bu yazıyı bırakan kimdi? Elif mi, yoksa bir başkası mı?Fısıldayan ses tekrar geldi. Bu sefer daha yakın bir yerden duyuyordum. Kafamı çevirdim, ama figür hâlâ silik, hâlâ belirsizdi. Sesin sahibini görmek, her geçen saniye daha da zorlaşıyordu. Ne yapmalıydım? Hızla arkamı döndüm, ama bir adım attım ki bir şey fark ettim: Tavan arasındaki eski sandık, şu an tam önümdeydi. Sandığın üstü hâlâ tozlu, fakat o an sandığın içinde bir şeyler vardı.İçimde bir kıvılcım yanmaya başladı. Bu sandık, tüm bu gizemin merkezindeydi. Fotoğraf, mektuplar, yazılı mesajlar ve şimdi bu ses… Bir şey vardı, ama neydi o? Ne olabilir ki? Merakımın peşinden sürüklerken, adımlarımı sandığa doğru atmak zorunda kaldım.Sandığı açarken, içimden bir ses "Bunu çözmelisin" diyordu. İçerisi yine eski kağıtlarla doluydu. Ama bu sefer farklı bir şey vardı. Her biri o kadar belirgin, o kadar canlıydı ki, onları birer birer almak istedim. Ama o anda, dikkatimi çeken başka bir şey oldu. Sandığın içinde, bir mektup vardı. Bu mektup, diğerlerinden farklıydı. Zarfı açarken, bir şeyler döküldü. Zarfın içinde eski bir yüzük vardı.Yüzüğün altındaki yazı, bir isim bıraktı. Elif… Bu isim, daha önce gördüğüm fotoğraftaki kadının adıydı. Yüzüğü tutarken, sanki tüm zamanlar birbirine bağlanıyordu. O an, bir gerçeği fark ettim. Burada bir sır vardı, ama o sır, sadece bana ait değildi. Bu sırrı çözmeliydim.
Bölüm 2
Tavan arasında bir ses
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.