İçeriğe geç

Saklı zamanlar

Bölüm 17 · 2 dk okuma

Saklı zamanlar

Bölüm 17

Aynadaki zaman

Ertesi sabah uyandığımda, hava griydi. Gökyüzü sanki eski bir fotoğraf gibi renksizdi; İstanbul sessizliğe bürünmüş, her şey ağır çekimde ilerliyordu. Elif’in odasında geçirdiğimiz saatlerin yankısı hâlâ üzerimdendi. Yüzümü yıkarken aynaya baktım. O an tuhaf bir şey oldu.Aynada kendimi gördüm elbette… ama bir anlığına yüzümde başka bir yüzün izlerini fark ettim. Kaşlarımın çizgileri biraz daha farklıydı, gözlerimin rengi hafifçe solmuş gibiydi. Gözlerimi kırptım, tekrar baktım. Yine bendim. Ama içimde bir başkası yaşamaya başlamıştı sanki. Elif’in duyguları, o defterdeki cümleler, mektuplardaki umut ve kırgınlık… Hepsi benimleydi artık. Sanki Elif’in hikâyesi, kendi bedenimde yankı bulmuştu.Mert balkonda çay içiyordu. Yanına gittiğimde bana döndü ve yüzüme dikkatle baktı.“Sen değişiyorsun,” dedi sessizce.“Sen de,” dedim. “Ama bu kötü bir şey değil, değil mi?”Başını iki yana salladı. “Hayır. Sadece... derinleşiyoruz. Her şeyi daha fazla hissediyoruz artık.”O an fark ettim: Bu hikâye bizi daha keskin, daha savunmasız yapıyordu. Ama bir o kadar da gerçek. Hiçbir şey yüzeyde kalmıyordu. Her duygunun bir kökü vardı. Her anının bir yansıması.Gün boyunca sessiz kaldık. Sözlere gerek yoktu. Elif’in defterini tekrar açmadık. Ama o bizimleydi. Her adımda, her durakta, şehrin rüzgârında bile onun sesi vardı.Akşamüstü bir kitapçıya uğradım. Rafların arasında gezerken bir kitap dikkatimi çekti. Kapakta sadece tek bir kelime yazıyordu: Zaman. Elime aldım, sayfalarını karıştırdım. İçinde zamanla ilgili aforizmalar, geçmişe dair düşünceler vardı. Sayfayı çevirirken bir cümleye denk geldim:“Geçmiş, yaşanmadığı sürece hep gelecekte kalır.”Donakaldım. Kitabı aldım, kasaya yöneldim. Mert dışarıda beni bekliyordu.Yürürken birden sustum. Kitabın arasına bir not sıkıştırılmıştı. El yazısıyla, zar zor seçilen bir cümle:“Galata’daki saat kulesi. Üçüncü basamakta bekle.”Mert notu okuduğunda yüzü bembeyaz oldu.“Elif mi?” diye sordum, ama cevabı ikimiz de biliyorduk. Bu yeni bir izdi. Belki de sonuncusu değildi.Ertesi sabah Galata’ya gidecektik. Bu hikâyede her şey birer tesadüf gibi başlıyordu ama artık hiçbir şey tesadüf değildi. Elif’in sesi, sadece geçmişten değil, zamanın ötesinden geliyordu sanki.Ve ben, ilk defa gerçekten inanıyordum:Bazı insanlar, yalnızca yaşamaz.Zamana iz bırakır.Ve biz, o izi takip ediyorduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.