İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 7 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 7

Bölüm 7

Selin’in tırnakları Pars’ın çıplak ön koluna hafifçe battığında, sanki tenine kor bir demir değmiş gibi bir ürperti tüm bedenine yayıldı.

"Pars? Beni hiç dinlemiyor musun?"

Selin’in sitem dolu sesi, Pars’ın zihnindeki uğultuyu bir bıçak darbesi gibi yardı. Pars nihayet gözlerini koridorun boşluğundan, Poyraz’ın birkaç saniye önce kapladığı o alandan çekebildi. Koyu renk gözleri bir anlığına Selin’in yüzünde gezindi; sanki karşısındaki kızın kim olduğunu, odasında ne işi olduğunu yeni kavrıyormuş gibi yabancı bir ifadeyle ona baktı.

"Dinliyorum," dedi Pars, sesi boğazındaki kuruluğu ele veren boğuk bir tonda çıktı. "Sadece... yorgunum. Yol yordu."

Kendi söylediği yalana kendisi bile inanmıyordu. İçinde kabaran, göğüs kafesini daraltan bu his kesinlikle yorgunluk değildi. Geçen sezonun şampiyonluk maçında Poyraz’a vurduğu o sert kafa kafaya darbenin, kaskların birbirine çarpışında çıkan metalik gürültünün hissettirdiği saf nefretten çok daha farklı, çok daha zehirli bir şeydi bu. O gün sahada sadece rakibini ezmek istemişti; şimdiyse Poyraz’ın varlığı bile Pars’ın tüm sinir uçlarını ateşe veriyor, dengesini sarsıyordu. Nedenini çözemiyordu. O çocuğun nefesinin yüzüne çarpması, bileğini sıktığında teninden yükselen o elektrik... Bu bir rekabet değildi; adını koyamadığı, düşündükçe öfkesini ikiye katlayan tekinsiz bir girdaptı.

"Hadi dışarı çıkalım o zaman," dedi Selin, Pars’ın elini tutup parmaklarını onun parmaklarına kenetleyerek. "Koç ilk gün diye serbest zaman verdi. Herkes göl kenarındaki kamelyalarda toplanıyor. Yarın cehennem gibi bir tempo başlayacakmış zaten, bu son rahat saatlerimiz."

Pars karşı çıkmadı. O odanın dört duvarı arasında bir saniye daha kalırsa duvarların üzerine çökeceğini hissetti. Selin’in elini tutmasına izin verdi ama parmaklarını sıkmadı; sadece sürüklenir gibi onunla birlikte kapıdan çıktı.

Ahşap koridordan inip ana binanın bahçesine çıktıklarında, serin dağ havası Pars’ın yüzüne çarparak zihnini biraz olsun toparlamasını sağladı. Tesisin hemen ardındaki geniş çim alanda iki takımın oyuncuları ve amigo kızlar gruplar halinde dağılmıştı. Bazıları çimlere uzanmış müzik dinliyor, bazıları ise ilerideki yapay göletin etrafında şakalaşıyordu. Koç Demir gerçekten de ilk günün tansiyonunu yatıştırmak için antrenman düdüğünü çalmamıştı; fakat yarın şafakla birlikte başlayacak olan çift idmanların, koşuların ve temas çalışmalarının ağırlığı havada görünmez bir gölge gibi asılıydı.

Pars, Selin ile birlikte ahşap masalardan birine doğru yürürken bakışları istemsizce çimlerin diğer tarafına kaydı.

Poyraz oradaydı. Sırtını kalın bir çam ağacına dayamış, Derin’in ona uzattığı su şişesini alırken hafifçe gülüyordu. Sarı saçları batan ikindi güneşinin altında parıldıyordu ama o gülümsemenin ardındaki gerginliği sadece Pars görebiliyordu. Poyraz’ın çene kasları hâlâ kaskatıydı ve bakışları etraftaki seslerde değil, tam olarak Pars’ın adımlarındaydı.

İki çift göz, kalabalığın ve kahkahaların arasından bir kez daha birbirini buldu.

İkisi de yarınki antrenmanın sadece futbol taktiklerinden ibaret olmayacağını, sahaya çıktıklarında bu çözülemeyen gerilimin kan ve terle çarpışacağını çok iyi biliyordu.

Bölüm sonu

1 yorum