İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 52 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 52

Bölüm 52

Pars’ın o sert ve keskin uyarısı, Selin’in üzerinde beklenen etkiyi yaratmadı. Kapının eşiğinde duran kız, içeriye bu şekilde dalmasının kurallara aykırı olduğunu, birinin görebileceğini pekala biliyordu ama karşısındaki manzara zihnindeki bütün mantığı anında sildi.

Pars’ın geniş omuzları, duştan yeni çıktığı için ıslaklıktan parıldayan göğüs kasları ve soluk teninden süzülen su damlaları Selin’in gözlerini tamamen esir almıştı. Islak siyah saçları dağınık bir şekilde alnına dökülen Pars, kızgın olduğunda bile Selin için inanılmaz derecede çekiciydi.

"Aman, sanki yabancı birini göreceğim..." dedi Selin, ses tonuna bariz bir cilve yerleştirerek.

Kapıyı arkasından hafifçe itip adımlarını çıplak ayaklarıyla duran Pars’a doğru attı. Yüzündeki o şımarık tebessümle aralarındaki mesafeyi kapattı; başını hafifçe yana eğip kirpiklerinin altından Pars’a baktı.

"Hem... içeride sadece sen varsın, değil mi sevgilim?"

Selin elini uzattı. Uzun, boyalı tırnakları Pars’ın çıplak omzuna dokundu; ardından parmaklarını yavaşça aşağıya, köprücük kemiğinin üzerinden göğsünün sert kıvrımlarına doğru kaydırdı. "Kızgınken bile çok iyi görünüyorsun. Su soğuk muydu, tenin buz gibi..."

Pars’ın çenesi kaskatı kesildi; Selin’in dokunuşu sanki tenine asit dökülmüş gibi bir rahatsızlık verse de kızı birdenbire kaba bir hamleyle itip ortalığı velveleye vermekten, arkadaki kabini tehlikeye atmaktan çekindi. Kaşlarını çatarak geriye doğru bir yarım adım attı ama Selin’in eli göğsünün üzerinde asılı kaldı.

O sırada, buğulu camın arkasındaki duş kabininde cehennem fırtınaları kopuyordu.

Poyraz sırtını fayansa öyle bir güçle bastırmıştı ki, taşın soğukluğu sırtını kesiyordu. Kabinin kenarındaki küçük boşluktan dışarıyı, o iki silüeti bulanık da olsa görebiliyordu. Selin’in o yapışkan, cilveli fısıltıları fayanslardan sekip kulaklarına doldukça; kızın elinin Pars’ın göğsünde, az önce kendi avucunu bastırdığı o yerde gezindiğini fark ettiği anda Poyraz’ın içindeki bütün sabır kırıntıları buharlaştı.

Göğüs kafesi yırtılırcasına inip kalkmaya başladı.

Bu sıradan bir tedirginlik ya da yakalanma korkusu değildi artık; Poyraz’ın damarlarındaki kan zehirli, yakıcı bir kıskançlıkla alev almıştı. Tırnaklarını avuçlarının içine öyle sert batırdı ki ayaları sızladı. Dudaklarını dişleyerek boğazına tıkanan o öfkeli hırıltıyı bastırmaya çalışıyordu.

Onun tenine dokunamazsın, diye haykırıyordu zihnindeki ses. O göğsün kime ait olduğunu, o izin kimin eseri olduğunu bilmiyorsun bile!

Poyraz’ın gözbebekleri karanlıkta bir fırtına gibi çaktı. Biraz daha o kızın dokunuşunu izlemek zorunda kalırsa, kabinin kapısını tekmeleyip o soyunma odasını ikisinin de başına yıkmak an meselesiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.