Pars’ın o ıslak, buharlı gövdesi üzerine doğru eğildikçe soyunma odasının havası birdenbire alev aldı. Dudaklarındaki o tehlikeli kıvrım ve gözlerindeki aç parıltı, Poyraz’ın zaten deli gibi çarpan kalbini boğazına kadar fırlatmaya yetti.
Fakat kapının hemen ardındaki o koca kamp gerçeği Poyraz’ın zihninde bir anda çanlar çalmasına neden oldu. Biri geri dönebilirdi; Koç Demir düdüğünü öttürerek içeri dalabilir, Barış unuttuğu bir eşyayı almaya gelebilirdi. O küçücük risk bile Poyraz’ın bütün kontrol mekanizmasını felç etti.
Pars tam aralarındaki son birkaç santimi silmek, parmaklarını Poyraz’ın boynundaki kolyeye dolamak üzereydi ki Poyraz iki elini birden hızla kaldırıp Pars’ın ıslak göğsüne dayadı.
"D-dur bir dakika!"
Poyraz’ın sesi hem heyecandan hem de paniğin etkisiyle bariz bir şekilde kekeleyerek çıktı. Avuçlarının altındaki ten cayır cayır yanıyordu; kasların sertliğini hissettiği anda panikle Pars’ı geriye doğru itti. Hareket öyle ani ve telaşlıydı ki, Pars ıslak zeminde hafifçe sendelemek zorunda kaldı.
Poyraz hızla banktan ayağa fırladı. Gözleri kapı ile Pars arasında fırıl fırıl dönüyor, yanaklarına hücum eden o alev dalgasını gizlemeye çalışıyordu.
"Biri... biri girecek içeri Karaca, aklını mı kaçırdın sen?!" dedi fısıltılı bir telaşla. Kafası öyle bir karışmıştı ki, aklına gelen ilk ve en saçma bahaneye sarılıverdi: "Ayrıca... henüz duş almadım ben! Terliyim, leş gibi... Git giyin şuradan!"
Pars sırtını duş bölmesinin fayansına yaslayıp Poyraz’ın bu darmadağınık haline baktı.
Önce kaşları havalandı, ardından dudaklarının kenarındaki o hınzır sırıtış öyle bir yayıldı ki, gözlerinin içi bile kısıldı. Poyraz’ın panikten kekelemesi, ellerini nereye koyacağını bilemeyişi ve "terliyim" bahanesine sığınarak bir adım daha geriye kaçması Pars için dünyanın en eğlenceli manzarasıydı.
Kollarını çıplak göğsünde kavuşturdu. Islak siyah saçlarından süzülen bir damla su soluk köprücük kemiğinin üzerinden aşağı kayarken, başını alaycı bir tavırla hafifçe yana eğdi.
"Demek henüz duş almadın, öyle mi Aksoy?" dedi Pars. Sesi alçak, pürüzlü ve buram buram eğlence kokuyordu. Bir adım öne çıktı; Poyraz’ın gözlerindeki o savunmasız panikten beslenircesine fısıldadı:
"Sorun değil... Ben sana eşlik edebilirim. Su faturası ortak gelir en azından."