Soyunma odasının buharı koridora taşarken, su sesleri ve krampon takırtıları yavaş yavaş azaldı. Poyraz dolabının önündeki ahşap banka oturmuş, bağcıklarını çözerken Barış tam tepesine dikildi. Boynundaki havluyu hırsla çekip Poyraz’ın omzuna hafifçe vurdu; yüzündeki şüphe sahadakinden çok daha keskindi.
"Bana bak Aksoy," dedi Barış, sesini soyunma odasının gürültüsünde sadece ikisinin duyabileceği bir fısıltıya indirerek. "Derin dışarıda laf kalabalığıyla beni savuşturdu ama ben yemem. Sahada birbirinizin gözünün içine nasıl baktığınızı gördüm. Sen bu heriften nefret ediyordun. Dün gece ne oldu da böyle birden bire can ciğer oldunuz?"
Poyraz başını kaldırıp Barış’ın dürüst, dobra gözlerine baktı. Yıllardır aynı odaları, aynı sahaları paylaştığı; her derdini ilk açtığı adam karşısındaydı. Ona uyduruk bir yalan söylemek, "Koç uyardı da öyle yaptık" demek Poyraz’ın boğazından geçmedi. İçindeki o suçluluk duygusu omzuna bindi.
"Barış..." dedi Poyraz, sesi yorgun ama tamamen samimiydi. Elini kaldırıp Barış’ın kolunu sıktı. "Senden bir şey saklamak istemiyorum, gerçekten. Ama şimdi sırası değil. Gece her şeyi tek tek anlatacağım sana. Söz veriyorum."
Barış, Poyraz’ın gözlerindeki o savunmasız ciddiyeti görünce kaşlarını hafifçe gevşetti. Poyraz’ın kolay kolay böyle bakmayacağını, meselenin sıradan bir taktik anlaşması olmadığını çok iyi biliyordu. "Pekala..." dedi başını sallayarak. "Gece anlatacaksın. Tek bir detayı bile atlamadan."
Havlusuyla saçlarını kurulayıp çantasını omzuna taktı ve kapıya doğru yürüdü.
Takım arkadaşları teker teker giyinip, bağırış çağırış eşliğinde koridora dağıldı. Metal dolap kapaklarının kapanma sesleri, gülüşmeler ve ıslıklar uzaklaştı; nihayet ağır ahşap kapı dışarıdan kilitlenircesine tok bir sesle kapandı.
Soyunma odasında sadece duş başlıklarından fayansa damlayan suyun tekdüze tıpırtısı kaldı.
Ve odada sadece iki kişi vardı.
Poyraz bankın üzerinde öylece otururken, duş bölmesinin buğulu camının arkasından bir silüet belirdi. Pars, beline doladığı koyu renk havluyla dışarı çıktı. Islak, uzun siyah saçları alnına ve ensesine yapışmıştı; soluk teninden süzülen su damlaları geniş omuzlarından aşağıya, göğsüne doğru akıyordu.
Pars acele etmeden, çıplak ayaklarıyla ıslak zemine basarak Poyraz’ın durduğu sıraya doğru yürüdü. Koyu kahve gözleri, odanın kapısının kapalı olduğunu kontrol ettikten sonra Poyraz’ın üzerindeki ıslak formaya ve boynundaki kolyenin hafif ışıltısına kilitlendi.
O mermer gibi soğuk ifadesi bir anda eridi; dudaklarının kenarında, buharın ortasında Poyraz’ın nefesini kesecek kadar tehlikeli ve sahiplenici bir tebessüm belirdi.
"Herkes gittiğine göre..." dedi Pars, sesi nemli odanın duvarlarında yankılanan boğuk ve alçak bir tonda çıktı. Bankın diğer ucuna oturmak yerine, tam Poyraz’ın önünde, dizleri neredeyse birbirine değecek mesafede durdu. "...artık o sahada yarım kalan gol sevincini tamamlayabiliriz sanırım, Aksoy."