Koç Demir düdüğünü acımasızca çaldığında, sahanın ortasında ikiye ayrılan takım hızla yerini aldı. Demir’in elindeki siyah yelekleri ikisine birden fırlatıp "Bugün aynı taraftasınız, bakalım birbirinizi yemeden top çevirebiliyor musunuz!" diye gürlemesiyle başlayan maç, ilk dakikadan itibaren başka bir boyuta evrildi.
Sahadaki hava daha önce hiç olmadığı kadar elektriklendi.
Poyraz, sahanın sol kanadında sarı saçları rüzgârda uçuşarak hızla depar attı. Karşısına çıkan iki savunma oyuncusunu çevik bir bilek hareketiyle ekarte ettiğinde, kafasını kaldırıp pas atacağı yeri aramasına bile gerek kalmadı. Zihninin bir köşesi, Pars’ın tam olarak nerede bittiğini ve ne zaman boşa çıkacağını sanki ezbere biliyordu.
Topu ayağının dışıyla ceza sahasının boşluğuna kesti.
Pars, rakip stoperin arkasından bir gölge gibi fırladı. Top daha yere inmeden göğsüyle yumuşatıp önüne aldı; hareket öyle akıcı, öyle zarifti ki sahadaki herkes bir saniye duraksadı. Pars kaleye vurmak yerine topu topuğuyla geriye, tam ceza sahası yayına doğru yuvarladı.
Arkadan fırtına gibi gelen Poyraz, topun gelişine öyle sert ve kusursuz bir plase bıraktı ki, meşin yuvarlak 90 diye tabir edilen köşeye bir kurşun gibi saplandı. Fileler havalandı.
Saha kenarındaki Koç Demir’in ağzındaki düdük neredeyse yere düşecekti. Barış ve yedek kulübesindeki oyuncular birbirlerine bakıp ıslık çaldılar; kimse iki gün öncesine kadar sahada birbirinin boğazına sarılan o iki inatçı çocuğun şimdi tek bir kelime etmeden böylesine telepatik bir uyum yakalamasını beklemiyordu.
Poyraz attığı golün sevinciyle geriye doğru dönerken Pars adımlarını ona doğru attı. Yüzünde artık o buz gibi, tekinsiz ifadeden eser yoktu. İkisi orta sahada karşı karşıya geldiğinde, Pars elini kaldırıp Poyraz’ın avucuna sert bir beşlik çaktı; ardından elini geri çekmek yerine parmaklarını Poyraz’ın ensesine dolayarak onu kendine doğru çekti.
Nefes nefese, alınları neredeyse birbirine değecek kadar yaklaştılar.
"Fena değildi Aksoy," dedi Pars, sesi sadece ikisinin duyabileceği kadar alçak ama Poyraz’ın göğsünü titretecek kadar yoğundu. Gözleri Poyraz’ın terden parlayan şakaklarına, oradan da boynundaki kolyenin kapüşonlunun altından taşan ışıltısına kaydı. "Hâlâ benden biraz yavaşsın ama idare edersin."
Poyraz’ın yeşil gözlerinde hınzır bir kıvılcım parladı. Pars’ın göğsüne hafifçe vurup geri çekilirken sırıttı: "Pasın o kadar kötüydü ki topu düzeltmek için ekstra çaba sarf ettim Karaca. Dua et sahadayım."
Saha kenarında su matarasına yaslanmış onları izleyen Derin, yüzündeki kocaman gülümsemeyle başını iki yana sallarken; amfi basamaklarında oturan Selin tırnaklarını avucunun içine batırmış, ikilinin arasındaki o gözle görülür, kimseye geçit vermeyen görünmez bağı kıskançlık ve şüphe dolu gözlerle izliyordu.