Banyonun kapısı sessizce kapandığı anda Poyraz kendini yatağa attı, örtüyü boğazına kadar çekip arkasını döndü; güya derin uykudaymış gibi gözlerini sımsıkı yumdu. Kalbi göğüs kafesini delecek gibi atıyordu.
Pars derin bir nefes alıp soluk yüzündeki tüm telaşı sildi. Kapının kilidini usulca çevirdi ve aralığı sadece kendi geniş omuzlarının sığabileceği kadar, bir karış açık bıraktı. Gövdesini kapı boşluğuna adeta bir kalkan gibi siper etti; tek kolunu kapı pervazına yaslayarak dışarıdan içeriye bakacak en ufak bir açıyı dahi kapattı.
Karşısında, üzerinde bembeyaz peluş hırkası, elinde iki karton kahve bardağıyla Selin duruyordu. Yüzündeki o şımarık tebessüm, Pars’ın kapıyı sadece aralık bıraktığını görünce hafifçe bozuldu.
"Sonunda sevgilim!" dedi Selin, içeri adım atmak için hafifçe ileri hamle yaparak. "Koridorda dikilip duruyorum. Sıcak filtre kahve kaptım sana, içeri geçelim de—"
"Selin, dur."
Pars’ın sesi uykudan yeni uyanmış bir adamın pürüzlü, soğuk tınısındaydı. Gözlerini hafifçe kısıp başını iki yana salladı, içeri doğru bir santim bile yol vermedi. "Odaya giremezsin."
Selin kaşlarını çattı, gözleri Pars’ın omzunun üzerinden içeriye sızmaya çalıştı ama Pars başını hafifçe yana kaydırarak görüş açısını tamamen kesti. "Nedenmiş o? Sabah kahvesi getirdim alt tarafı. İçeride ne saklıyorsun ki?"
"Aksoy uyuyor," dedi Pars, sesi buz gibi ve netti. Çenesini hafifçe geriye doğru işaret etti. "Gece boyu ayaktaydı, sabahın köründe uyuyabildi anca. Biliyorsun, Demir Hoca uykusuz kaldığını görürse ikimizin de canına okur. Onu uyandırırsan bütün gün onun huysuzluğunu çekemem."
O sırada yatakta arkası dönük yatan Poyraz, rolünü kusursuz oynamak için boğuk bir homurtu çıkarıp örtüyü başına kadar çekti, yatak gıcırdadı.
Banyonun kapısının arkasında ise Derin, parmak uçlarında fayansa basmış, nefesini tamamen içine çekmişti. Sırtını kapıya dayamış, kalbinin güm güm atışının dışarıdan duyulmasından ödlek gibi korkuyordu. Çıkardığı en ufak bir fısıltı, Selin gibi bir felaketin eline geçecek en büyük koz olurdu.
Selin dudaklarını büzdü, tatminsiz bir bakış attı. "Aman, o sarı civcivin uykusu da pek kıymetliymiş. Neyse... Kahveni al bari. Kahvaltıya beraber ineriz sanıyordum." Elindeki karton bardaklardan birini Pars’a doğru uzattı.
Pars bardağı aldı; parmakları Selin’in eline değmeden kartonu kavradı. Yüzündeki o mesafeli, duygusuz ifadeyi bir an bile bozmadı. "Ben hazırlanıp aşağı inerim. Sen git masayı tut."
Selin gitmek için pek hevesli görünmüyordu. Gözlerini Pars’ın çıplak köprücük kemiklerinde, dağınık siyah saçlarında gezdirdi; ardından gözleri aniden Pars’ın boynunun sol tarafındaki hafif kızarıklığa takıldı. "Boynuna ne oldu senin? Antrenmanda mı oldu o?"
Poyraz yatağın içinde kaskatı kesildi. O kızarıklık, sabahın ilk ışıklarında ikisinin paylaştığı o tatlı boğuşmanın ve öpücüklerin eseriydi.
Pars’ın göz kapakları bile titremedi. Elini kaldırıp boynunu gelişiüzel ovuşturdu. "Sahada Aksoy’un kaskı çarptı, mühim bir şey değil. Hadi Selin, üzerimi giyineceğim."
Selin şüpheyle gözlerini kıssa da Pars’ın o geçit vermez, dik duruşu karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. "Pekala... Aşağıda bekliyorum, oyalanma sakın."
Topuklarını ahşap zemine vura vura koridorda uzaklaşmaya başladı. Pars ayak seslerinin merdivenlere ulaşıp tamamen kesilmesini bekledi; ardından kapıyı örtüp kilidi iki kez sertçe çevirdi.
Odanın içinde aynı anda üç derin nefes birden boşaldı.
Poyraz örtüyü üzerinden fırlatıp yatakta doğruldu; göğsü delicesine inip kalkıyordu. Banyonun kapısı ardına kadar açıldı ve Derin eli göğsünde, saçları elektriklenmiş bir halde dışarı fırladı.
"Kız resmen ayaklı FBI!" diye fısıldadı Derin dehşet içinde. "Bir saniye daha kalsaydı kapıyı tekmeleyip içeri dalacaktı!"
Pars elindeki kahve bardağını komodinin üzerine bırakıp yavaşça yatağa doğru döndü. Dudaklarının kenarında, tehlikeyi atlatmış olmanın verdiği o karanlık ve baştan çıkarıcı tebessüm belirdi; gözleri doğrudan yatakta hâlâ şokun etkisinde olan Poyraz’a kilitlendi.