Poyraz kilidi çevirip kapıyı araladığı anda Derin bir kasırga gibi içeri daldı. Arkasını dönüp kapıyı tek hamlede kapattı, kilit sesini duyar duymaz ellerini beline koydu. Yerinde yay gibi zıplıyordu; gözleri fal taşı gibi açılmış, yanakları heyecandan al al olmuştu.
"Sonunda!" dedi Derin fısıltıyla ama içindeki coşku odayı patlatacak gibiydi. "Gece boyu gözüme uyku girmedi! İskelede gördüklerimi bana tek tek anlatacaksınız, hemen şimdi! Poyraz, rüyada mıyım ben? Pars, sen gerçekten o çocuk musun? O kolye, o bakışlar... Resmen roman gibiydi, delireceğim!"
Yatağın kenarında oturan, çıplak omuzlarına dökülen dağınık siyah saçlarıyla öylece duran Pars donakalmıştı. Kaşları çatıldı, koyu renk gözlerinde katıksız bir şaşkınlık belirdi. Pars, Derin’i kampa geldikleri ilk günden beri Poyraz’ın korumacı, kıskanç sevgilisi sanıyordu. Poyraz’ın ona sarılışları, Derin’in Poyraz’ın kolunu tutup masadan çekip alması... Hepsi kafasında büyük bir tehditti. Ama şimdi karşısında duran kız, sevgilisini kaybetmiş biri gibi değil; en yakın arkadaşının kavuşma anını izlemiş bir amigo kaptanı gibi zıplıyordu.
"Bekle bir dakika," dedi Pars, sesi uykulu ve afallamış bir pürüzle çıktı. Başını hafifçe eğip Poyraz’a baktı. "Siz... sevgili değil misiniz?"
Poyraz yüzünü ellerine kapatıp boğuk bir kahkaha attı. "Derin benim kardeşim gibidir Karaca. Altı yaşımdan beri burnumu sildiği günleri bilirim, ne sevgilisi?"
Pars’ın göğsünden bir anda öyle bir ağırlık kalktı ki, dudaklarının kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı. Yıllardır ve özellikle son birkaç gündür içinde köpüren o zehirli kıskançlığın ne kadar temelsiz olduğunu fark edince başını iki yana salladı; Derin’e ilk kez tehditkâr değil, hafif mahcup ve minnettar bir ifadeyle baktı.
"Tabii ki sevgili değiliz!" dedi Derin, yatağın ucuna ilişiiverip Poyraz’ın kolunu dürterek. "Ben bunun bütün ergenlik saçmalıklarını çektim, bir de sevgilisi olup başıma bela mı alacaktım? Asıl konumuz bu değil! Gece ne oldu? İskelede resmen—"
Tık, tık, tık.
Kapıya inen o hafif, kibirli ve telaşsız vuruş odadaki tüm havayı bir anda emip yok etti.
Ardından koridordan ince, şımarık bir ses duyuldu:
"Pars? Uyanmadın mı hâlâ sevgilim? Antrenmandan önce kahve içelim diye geldim, kapıyı açsana."
Selin’di.
Odanın içi bir saniyede buz kesti. Üçü birden birbirine baktı; Derin’in gözleri dehşetle büyüdü, Poyraz’ın dudakları aralandı, Pars ise hızla ayağa fırladı.
Durum tam anlamıyla bir faciaydı. Selin gibi ağzında bakla ıslanmayan, dedikoduyla beslenen ve tüm kampı birbirine katma potansiyeline sahip patavatsız bir kızın kapısında dikiliyordu. Sabahın bu kör saatinde, iki erkek sporcunun yatak odasında Derin’in ne işi vardı? Bunu bir görürse, sadece aralarındaki o kırılgan sır değil; Derin’in adı, Poyraz ve Pars’ın aralarındaki o yeni başlayan yangın, hatta Koç Demir’in disiplin kuralları bile havaya uçardı. Selin bunu gördüğü an bütün kampı ayağa kaldırır, koça kadar yetiştirirdi.
"Kıyafet dolabı!" diye fısıldadı Derin panikle, eli ayağına dolaşarak. "Beni bir yere sokun çabuk!"
"Saçmalama dolap gıcırdar, banyoya geç!" dedi Poyraz fısıltılı bir çığlıkla, Derin’i kolundan tutup banyo kapısına doğru iteklerken.
"Pars? İçeride fısıltı mı var? Kiminle konuşuyorsun sen?" Kapının kolu dışarıdan hafifçe zorlandı; Selin içeri girmek için sabırsızlanıyordu.
Pars siyah tişörtünü hızla kafasından geçirip Poyraz’a "Yatağa geç, hiçbir şey olmamış gibi dur" işareti yaptı. Kendi yüzüne her zamanki o buz gibi, ulaşılamaz ifadesini yerleştirmeye çalışırken derin bir nefes aldı ve kapının kilidine doğru uzandı.