Odanın ahşap pervazlarından süzülen soluk sabah güneşi, dağın sisini usulca yararak çarşafın üzerine döküldü.
Poyraz kirpiklerini araladığında burnuna çarpan ilk şey, Pars’ın boynuna sinmiş o odunsu, serin kokuydu. Başını hafifçe kaldırdı; yüzünü Pars’ın boyun girintisine gömmüş halde uyandığını fark ettiğinde dudaklarında istemsiz, yumuşacık bir tebessüm kıvrıldı. Yıllardır zihnini kemiren o öfke, yerini göğsünü sıcacık yapan bir huzura bırakmıştı.
Pars ise çoktan uyanmıştı. Koyu kahve gözleri, sabahın bu dingin ışığında ilk kez bu kadar yumuşak, bu kadar berraktı. Tek kolunu Poyraz’ın belinden bir saniye bile ayırmamıştı; boştaki elinin parmak uçlarıyla Poyraz’ın alnına dökülen dağınık sarı saçları usulca geriye doğru taradı.
"Günaydın sarı fırtına," diye fısıldadı Pars. Sesi uykudan yeni uyanmanın verdiği boğuk bir tınıdaydı ama içinde saklayamadığı tatlı bir şefkat titreşiyordu.
Poyraz yeşil gözlerini kısıp gülümsedi. "Rüya görmüyorum, değil mi?"
Pars cevap vermek yerine başını hafifçe eğdi; dudaklarını Poyraz’ın şakağına, oradan da yanağının kenarına tüy gibi hafif öpücüklerle kondurdu. Poyraz kıkırdayarak yüzünü hafifçe yana çevirdiğinde, dudakları bu kez tam merkezde buluştu. Aceleden, öfkeden ve hırstan tamamen arınmış; tatlı, uykulu ve birbirinin varlığını kutsayan yumuşacık bir öpücüktü bu.
Fakat bu büyülü an, kapıya art arda inen telaşlı tıkırtılarla bir anda bıçak gibi kesildi.
Tak. Tak. Tak.
İkisi de aynı saniyede irkilerek birbirinden ayrıldı. Yorganın altındaki bedenleri alarma geçmiş iki asker gibi kaskatı kesildi.
Ardından kapının hemen arkasından, anahtar deliğinden sızar gibi heyecanlı, telaşlı ve fısıltılı bir ses yükseldi:
"Poyraz! Poyraz, uyanık mısın? Aç şu kapıyı, çatlayacağım burada!"
Gelen Derin’di.
Gece boyu gözünü kırpmamış, sabahın ilk ışıkları dağın ardında belirir belirmez heyecandan yerinde duramayıp kendini koridora atmıştı. İskelede gördüğü o sahneyi zihninde bin parçaya bölüp yeniden birleştirmişti ve artık tek bir saniye bile bekleyecek sabrı kalmamıştı; olan biten her şeyi en ince ayrıntısına kadar kendi kulaklarıyla duymak istiyordu.
"Poyraz, fısıltımı duyuyorsan ses ver! Koç uyanmadan aç, çabuk!"
Pars şaşkınlıkla gözlerini tavana dikip derin bir nefes verdi; dudaklarının kenarı alaycı bir tebessümle bükülürken kolunu Poyraz’ın belinden istemeye istemeye çekti. Poyraz ise yüzünde beliren telaş ve suçüstü yakalanmış bir çocuğun şaşkınlığıyla alelacele yataktan doğruldu; sarı saçları darmadağınık bir halde parmak uçlarında kapıya doğru koştu.