İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 39 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 39

Bölüm 39

Gölden esen ayaz artık parmak uçlarını uyuşturacak kadar sertleşmişti. Tesisin çatısındaki projektörlerin loş sarı ışığı çam ağaçlarının tepelerini yalayıp geçerken, uzaklardan Koç Demir’in o tok öksürük sesi ve ağır botlarının çakıl taşlarındaki gıcırtısı yankılandı. Demir’in gece teftişlerinden birine çıktığı açıktı; bir saniye daha orada yakalanmak her şeyi berbat edebilirdi.

Pars, parmaklarını Poyraz’ın boynundaki zincirden istemeye istemeye ayırdı ama elini tamamen geri çekmedi; Poyraz’ın soğuktan kızarmış bileğini sıkıca kavradı. "Gidiyoruz," dedi fısıltıyla. "Şimdi."

İkisi de gecenin karanlığına karışarak hızlı ve sessiz adımlarla iskeleden uzaklaştı. Demir’in el fenerinin ışığı patikanın diğer ucunu süpürmeden hemen önce arka yangın merdivenine süzülüp ahşap binanın içine girdiler. Koridor zifiri karanlıktı; adımlarını parmak uçlarında atarak, tek bir tahtayı bile gıcırtatmadan 204 numaralı odanın kapısına ulaştılar.

Kapı kapandı, kilit hafif bir tık sesiyle yuvasına oturdu.

Odanın içinde sadece pencerelerden içeri süzülen soluk ay ışığı vardı. Saatlerdir süren o kaçış, o gürültülü inatlaşma ve yılların biriktirdiği sahte nefret kapının ardında kalmıştı. Poyraz kapüşonlusunu çıkarıp bir köşeye bıraktı; omuzları nihayet gevşemiş, yeşil gözlerindeki o savunmacı parıltı yerini derin bir tükenmişliğe bırakmıştı.

Pars yatağın kenarına oturdu, siyah kazağını sıyırıp attı. Başını kaldırıp odanın ortasında kararsızca dikilen Poyraz’a baktı. Koyu renk gözlerinde artık tek bir soru işareti, tek bir tehdit yoktu; sadece açık, davetkâr bir sessizlik vardı. Yorganı hafifçe kenara kaydırıp boşalan yeri işaret etti.

Poyraz tereddüt etmedi. Adımlarını yatağa doğru attı ve çarşafın altına, soğuk havanın ardından sıcacık kalan o alana uzandı.

Aralarında önce birkaç santimlik görünmez bir sınır kaldı; ikisi de tavana bakarak birbirlerinin nefes alışverişlerini dinledi. Fakat bu uzaklık yarım dakika bile sürmedi. Pars yana dönüp kolunu Poyraz’ın beline doladı; onu kendine doğru, göğsünün tam üzerine çekti.

Poyraz kasılmadı, geri çekilmedi. Başını Pars’ın çıplak boyun girintisine gömdü; bir elini kaldırıp Pars’ın sırtına, kürek kemiklerinin arasına yerleştirdi. Yıllardır boynunda taşıdığı gümüş kolye, ikisinin çıplak teninin tam arasında sıkışıp kaldı; madeni soğukluk, ikisinin de vücut ısısıyla saniyeler içinde eridi.

Pars dudaklarını Poyraz’ın sarı saçlarının arasına bastırdı, çenesini onun şakaklarına yasladı. Kolunu Poyraz’ın bedenine öyle bir sahiplenmeyle, öyle sıkı kenetlemişti ki sanki bir an gevşetse onu yeniden bir gecede kaybedecekmiş gibiydi.

Poyraz ise Pars’ın kazağının altından gelen o delicesine atan kalbin ritmini yanağında hissettiğinde, yıllardır göğsünde taşıdığı o tanımsız, yırtıcı boşluğun ilk kez tamamen kapandığını anladı. Şakaklarındaki zonklama dinmiş, içindeki gürültü susmuştu.

İlk defa bir odada, bir yatakta, birbirlerinin canına kasteden iki düşman gibi değil; birbirinin kollarında sükûneti bulan iki yarım ruh gibi, tenlerinin sıcaklığına teslim olarak derin bir uykuya daldılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.