İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 38 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 38

Bölüm 38

Kızlar kanadındaki odanın içinde Derin, yatağın bir ucundan diğer ucuna dönmekten neredeyse çarşafı düğüm etmişti.

Poyraz’ın koridorda gözlerinin önünden kayıp gittiği o an, sırtındaki o kırılgan kambur ve gözlerindeki o dipsiz boşluk zihninden bir türlü silinmiyordu. "Biraz kafasını toparlasın" diyerek onu yalnız bırakmıştı ama geçen her dakika göğsündeki huzursuzluğu daha da büyütmüştü. Ya kendine zarar verecek bir şey yaparsa? Ya Koç Demir koridorda volta atarken onu yakalarsa?

Derin daha fazla dayanamadı. Yorganı hışımla üzerinden atıp ayağa fırladı, üzerine kalın siyah montunu geçirip fermuarını boğazına kadar çekti. Ayak parmaklarının ucuna basarak odadan çıktı, sessiz adımlarla merdivenleri indi ve tesisin arka kapısından gecenin ayazına süzüldü.

Patikada yürürken gözleri karanlığı tarıyordu. "Poyraz..." diye fısıldadı birkaç kez ama sesini yükseltmeye cesaret edemedi. Çam ağaçlarının arasından esen sert rüzgâr dalları birbirine çarparken, aklına ilk gelen sığınak göl kenarı oldu. Poyraz ne zaman zihnini susturamasa kendini suyun kenarına atardı.

Patikanın kıvrımını dönüp amfinin taş basamaklarını geride bıraktığında, ahşap iskelenin ucundaki iki silüet Derin’in adımlarını anında kesti.

Gözleri karanlığa alışırken bir ağacın gövdesine sığındı, nefesini tuttu.

Gördüğü manzara, zihninde kurduğu tüm senaryoları bir anda yerle bir etti. Bir kavga, bir boğuşma ya da birbirine savrulan yumruklar yoktu. Ay ışığının gümüş bir çizgi gibi aydınlattığı iskelenin tam ucunda, Pars ve Poyraz aralarında tek bir milim bile mesafe bırakmadan duruyordu. Pars’ın uzun, kemikli parmakları Poyraz’ın boynundaki o gümüş zinciri kavramış, onu kendi göğsüne doğru çekmişti. Poyraz ise geri çekilmek bir yana, elini Pars’ın kalbinin tam üzerine yaslamıştı; alınları birbirine değecek kadar yakındı.

Derin iki elini birden hızla ağzına kapattı.

Göğsünün ortasında, kaburgalarını zorlayan öyle deli dolu, öyle kontrolsüz bir heyecan patladı ki az kalsın dengesini kaybediyordu. Yıllardır Poyraz’ın içinde biriken o dipsiz yalnızlığı, o kolyeye her dokunduğunda gözlerinde parlayan sızıyı ve Pars’ın kampa geldiği ilk andan beri takındığı o yıkıcı öfkenin ardındaki sırrı en başından beri sezen tek kişiydi. Ama aralarındaki o zehirli duvarın bu kadar çıplak, bu kadar kusursuz bir teslimiyetle yıkıldığını kendi gözleriyle görmek, içindeki tüm endişeyi bir anda saf bir çoşkuya dönüştürdü.

"İnanamıyorum..." diye inledi parmaklarının arasından.

Ağzını sımsıkı kapatarak boğazından taşan o sessiz, sevinç dolu çığlıkları güçlükle yuttu. Yerinde hafifçe zıplayıp ayaklarını çimlerin üzerinde sessizce birbirine vurdu. O iki inatçı, gururundan gözü dönmüş devin sonunda birbirlerinin gözlerine gerçekleri görerek bakıyor olması, Derin’in zihnindeki tüm taşları yerine oturtmuştu.

Fakat bu büyülü anın içine tek bir nefesle bile dahil olmaması gerektiğini çok iyi biliyordu. O iskeledeki iki kişi, yılların karanlığını daha yeni aralıyordu; oraya bırakılacak en ufak bir yabancı gölge her şeyi mahvedebilirdi.

Derin bir adım geri attı. Gözlerini son bir kez o iki silüetten ayırmadan, yüzünde engel olamadığı kocaman bir tebessümle geriye doğru çekildi. Çam iğnelerine basmadan, bir hayalet kadar hafif adımlarla ormanın karanlığına karıştı ve tesisin sarı fenerlerine doğru sessizce, mutluluktan içi içine sığmayarak kayboldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.