İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 35 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 35

Bölüm 35

Derin, Poyraz’ın yüzündeki o paramparça olmuş, tükenmiş ifadeyi görünce kavradığı kapüşonlunun kumaşını yavaşça bıraktı. Gözlerindeki hiddet, yerini çaresiz bir kırgınlığa bıraktı. Üzerine çok fazla gittiğini, zihnindeki kilitleri zorlarken onu nefessiz bıraktığını fark etmişti.

"Tamam..." dedi Derin, fısıltısı koridorun soğuk taşlarına çarptı. "Üstüne gelmeyeceğim. Sadece... biraz kafanı toparla. Kendine gelene kadar buradayım."

Poyraz’ın omzuna hafifçe dokunup arkasını döndü ve sessiz adımlarla kendi odasına geçerek kapıyı aralık bırakmadan kapattı.

Poyraz sırtını soğuk duvara yaslayıp bir süre öylece bekledi. Şakaklarındaki zonklama dinmemiş, göğsündeki o yabancı ağırlık tek bir santim bile hafiflememişti. Derin bir nefes alıp başını geriye vurdu, ardından kontrolü tamamen kaybetmiş bacaklarına boyun eğerek merdivenlerden aşağıya, zemin kata doğru inmeye başladı.

Son basamağı döndüğü anda, antrenman tesisinin arka çıkış kapısının hemen önünde dikilen silüeti gördü.

Pars oradaydı.

Siyah kapüşonlusunun içinde, loş acil durum lambasının soluk ışığında bir gölge gibi bekliyordu. Poyraz’ın adımları donakaldı; nefesi boğazında tıkandı.

Göz göze geldikleri o ilk saniyede havada ne bir alay ne de bir meydan okuma vardı. Bakışları, az önce karanlıkta konuşulan her şeyi, o kolyenin sırrını ve yılların sisini aynı anda yırtıp geçmiş iki insanın çıplak bilinciyle doluydu. Birbirlerine sanki her şeyi, zihinlerinde sakladıkları en ufak parçayı bile eksiksiz anlamış gibi baktılar. Artık inkâr edecek tek bir köşe, arkasına saklanacak tek bir yalan bile kalmamıştı.

Pars tek bir kelime etmedi. Poyraz’ın gözlerinin en derinine baktıktan sonra yavaşça arkasını döndü, tesisin ağır yangın kapısını itip gecenin ayazına adım attı.

Poyraz bir an duraksadı; mantığı ona geri dönmesini, yukarı çıkıp kapıyı kilitlemesini haykırıyordu. Fakat bedeni ona itaat etmedi. İstemsizce, görünmez bir ipe bağlanmış gibi adımları Pars’ı takip etti.

Kapı arkalarından hafif bir klik sesiyle kapandı. Dağın keskin soğuğu, ağaçların arasından süzülen ay ışığı ve ayaklarının altındaki çakılların çıtırtısı dışında hiçbir şey yoktu. Pars birkaç adım önde, başını çevirmeden patikayı takip ediyordu. Poyraz ise onun hemen ardında, o tanıdık geniş omuzların rüzgârı kesişini izleyerek yürüyordu.

Patika ormanın derinliğine doğru kıvrıldı ve sonunda suyun hafif çırpıntısıyla aydınlanan gölün kıyısına indiler.

Gündüz herkesin etrafında koşuşturduğu, Selin’in ve Derin’in durduğu o iskele bu kez tamamen boş, zifiri karanlığın ortasında parıldayan bir sığınak gibiydi. Pars iskelenin ucuna kadar yürüdü ve suyun kenarında durup arkasını döndü.

Koyu renk gözleri ay ışığının altında simsiyah bir kuyu gibiydi; hemen karşısında duran Poyraz’ın sarı saçları rüzgârda dağılırken, ikisi de konuşmadan önce aralarındaki o son adımı silmeye hazırlanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.