İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 34 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 34

Bölüm 34

Merdiven boşluğunun kör noktasındaki karanlık, Pars’ın üzerine kurşun gibi ağır bir örtü misali çökmüştü.

O kolye... O geçmiş... O çocuğun Pars olduğunu bile bile...

Derin’in fısıltısı taş duvarlardan sekip Pars’ın zihnine ulaştığında, içinde yıllardır kilitli kalan o paslı sandık büyük bir gürültüyle parçalandı. Göğüs kafesini yırtarcasına atan kalbi bir anlığına durdu, nefesi boğazında düğümlendi.

Gözlerinin önüne peş peşe kesik sahneler döküldü: Bir yaz gecesinin serin rüzgârı, parmaklarının arasında gezdirdiği ince gümüş zincir, hafifçe titreyen o çocuksu parmaklar, avuç içine bırakılan o madeni parıltı ve ardından gelen o kontrolsüz, birdenbire kopan bağ... O gümüş kolyeyi yıllar önce o çocuğun boynuna asan eller kendi elleriydi.

Fakat Pars’ın asıl nefesini kesen şey, Derin’in öfkesi değil, Poyraz’ın o anki duruşuydu.

Merdiven basamağının hemen altındaki loş ışıkta duran Poyraz’ın omuzları çökmüştü. Derin’in sert çıkışına karşılık veremiyor, başını öne eğmiş, gözlerindeki o savunmasız karmaşayı gizlemeye çalışıyordu. Poyraz her şeyi en başından beri bilerek oynamıyordu bu oyunu. O da hatırlamıyordu; zihni o geçmişi unutmak için kalın bir sis perdesi örmüştü ve tıpkı kendisi gibi, o sisleri henüz yeni yeni dağıtmaya, olan biteni parça parça anlamaya çalışıyordu.

İçlerindeki o açıklanamaz, yakıcı öfkenin kaynağı bir anda çırılçıplak ortaya döküldü.

Bu sıradan bir lise rekabeti, bir kupa mücadelesi ya da sahadaki bir faulün nefreti değildi. Bu, yıllar önce yarım kalmış, terk edilmiş ve adlandırılamadan gömülmüş bir yaranın sızısıydı. İkisi de bu yangını söndüremedikleri için birbirlerini ezmeye, parçalamaya çalışmışlardı; çünkü nefret etmek, o zamanlar yaşananları hissetmekten çok daha kolay bir sığınaktı.

Ve en önemlisi... Pars gölgenin içinde kaskatı kesilmiş halde dururken gerçeğin en çıplak kısmını iliklerine kadar hissetti:

Poyraz bu gece Derin’in güvenli kollarında kalabilirdi. Sıcak, sorunsuz, tehlikesiz bir odada uyuyabilirdi. Ama yapmamıştı. İçindeki o bilinmez fısıltıya boyun eğmiş, sessiz adımlarla o kapıdan çıkmış ve tüm tehlikesine, tüm yıkımına rağmen ona gelmek istemişti. 204 numaralı odaya, kendi yangınına doğru yürümüştü.

Pars karanlığın içinde ellerini kapüşonlusunun ceplerine sokup tırnaklarını avucuna batırdı. Yüzündeki o donuk, mermer hatlar ilk kez kontrolsüz bir duygu dalgasıyla sarsıldı. Artık Poyraz’a karşı bir sırrı, çözemediği bir düşmanlığı yoktu; artık her şey acımasızca netti.

Poyraz’ın ona doğru attığı o gizli adımı kendi gözleriyle görmüştü; ve Pars Karaca, o adımı Poyraz’ın yanına bırakmamaya, bu kez kaçmasına izin vermemeye kararlıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.