Derin’in fısıldadığı her kelime, Poyraz’ın zihnindeki paslı kilitleri birer birer zorlayıp kırdı.
O puslu yaz akşamı... Loş bir park köşesi, avucunun içine bırakılan o soğuk gümüş zincir, çıplak tenine çarpan kesik kesik fısıltılar ve ansızın kopup giden o karanlık bağ... Yıllardır "önemsiz bir çocukluk hatırası" diyerek beyninin en derinine gömdüğü her şey, tek bir saniyede yüzeye fırladı. O uzun dalgalı siyah saçlar, o soluk ten, o insanı yutan koyu kahve gözler...
Poyraz’ın göğüs kafesi daraldı. Sanki ciğerlerindeki bütün oksijen bir anda çekilmiş gibi nefesi boğazında tıkandı; ayaklarının altındaki ahşap iskele sallanıyormuş gibi hissetti ve geriye doğru hafifçe sendeledi.
Derin bir saniye bile tereddüt etmedi. İki adımda aralarındaki mesafeyi kapatıp kollarını Poyraz’ın boynuna doladı. Poyraz’ın titreyen bedenini sıkıca göğsüne bastırdı; bir eliyle onun ensesindeki sarı saçları şefkatle okşarken kulağına fısıldadı: "Nefes al Poyraz... Buradayım. Sakin ol, geçti."
Poyraz yüzünü Derin’in omzuna gömdü; elleri istemsizce Derin’in sırtına tutundu. Çocukluğundan beri sığındığı o tek güvenli limana, Derin’in kokusuna tutunarak nefesini düzene sokmaya çalışıyordu.
Fakat göl kenarındaki sessizlik, patikadan gelen kuru çam iğnelerinin hışırtısıyla bölündü.
Birkaç metre ötedeki ağaçların arasından beliren iki silüet vardı. Selin, her zamanki gibi Pars’ın sol koluna iki eliyle birden yapışmış, başını onun omzuna yaslayarak yürüyüş yapıyordu; akşam serinliğinde durmaksızın bir şeyler anlatıyordu. Pars ise siyah kazağının ceplerine soktuğu elleri ve yüzündeki o donuk, mermer sessizliğiyle öylece yürüyordu—ta ki bakışları iskelenin ucuna takılana kadar.
Pars aniden zınk diye durdu.
Gözleri, ay ışığının altında birbirine kenetlenmiş halde duran Poyraz ve Derin’e kilitlendi. Poyraz’ın Derin’in omzuna sığınmış o titreyen hali, Derin’in ise onun saçlarını okşayışı...
Pars’ın soluk tenindeki elmacık kemikleri öyle bir hiddetle kaskatı kesildi ki, çene kaslarının gerildiği karanlıkta bile açıkça seçiliyordu. Bakışlarında beliren o karanlık, kontrolsüz alev; göğsünün tam ortasında patlayan o zehirli, yırtıcı kıskançlık tüm bedenini baştan aşağı kilitledi. O sarışın çocuğun bir başkasının kollarında bu kadar savunmasız, bu kadar teslim olmuş bir şekilde durması, Pars’ın içindeki bütün sınırları yerle bir etmeye yetmişti.
Pars’ın aniden taş kesildiğini ve yürümeyi bıraktığını fark eden Selin başını onun omzundan kaldırdı.
"Pars? Ne oldu, neden durdun?"
Selin merakla Pars’ın donup kaldığı yöne, iskeleye doğru baktı. Gördüğü manzara karşısında dudakları hafifçe aralandı; Derin’in Poyraz’a sarılışını, Poyraz’ın da ona sımsıkı tutunuşunu fark ettiği anda Selin’in kaşları yavaşça çatıldı, yüzündeki o neşeli ifade yerini tedirgin bir şüpheye bıraktı.
İskelenin ucundaki sığınak ile patikanın başındaki o tekinsiz sessizlik arasında, dağ rüzgârı bile esmeyi bırakmış gibiydi.