Derin daha fazla masadaki o zehirli havayı solumak istemedi. Önündeki tepsiyi hafifçe ileri itip hızla ayağa kalktı ve masanın altından Poyraz’ın elini kavradı. Parmaklarını Poyraz’ın parmaklarına kenetlerken hareketinde en ufak bir tereddüt yoktu.
"Biz biraz hava alacağız," dedi Derin, masadakilere genel bir bakış atarak ama özellikle Pars’ın gözlerinin içine bakmadan. "Yarınki provanın detaylarını konuşmamız lazım."
Poyraz tek bir itiraz dahi etmeden sandalyesinden kalktı. Arkasını dönüp kapıya doğru yönelirken, sırtında Pars’ın koyu kahve gözlerinin bıraktığı o yakıcı izi iliklerine kadar hissediyordu; ama Derin’in onu o masadan çekip çıkarması, adeta boğulmak üzereyken ciğerlerine dolan ilk temiz hava gibiydi.
Yemekhanenin uğultusunu ve gürültüsünü geride bırakıp ahşap binanın dışına çıktılar. Dağdan inen akşam rüzgârı serin, neredeyse ısırıcıydı. Derin nereye gittiğini tam olarak bilmeden, sadece o masadan ve özellikle Pars’ın etki alanından olabildiğince uzaklaşmak istercesine adımlarını tesisin arkasındaki yapay göletin patikasına doğru sürükledi.
Ahşap iskelenin ucuna geldiklerinde durdular. Suya vuran ay ışığı dalgalarla hafifçe kırılıyor, etrafta çam yapraklarının hışırtısından başka ses duyulmuyordu.
Derin, Poyraz’ın elini yavaşça bıraktı ama yanından ayrılmadı. İskelenin ahşap korkuluğuna yaslanıp derin bir nefes aldı. Poyraz’ın yüzündeki o gergin, savunmacı ifadeyi çok iyi biliyordu; pat diye konuya girerse Poyraz’ın anında kalın bir duvar öreceğinin, kendini tamamen kapatacağının farkındaydı. Yıllardır tanıdığı bu çocuğu adım adım çözmesi gerekiyordu.
"Hava gerçekten iyi geldi," dedi Derin usulca, gökyüzüne bakarak. Sesindeki gerginliği gizleyip her zamanki o güven veren, yumuşak tonuna büründü.
Poyraz ellerini kapüşonlusunun ceplerine sokup gölün karanlık yüzeyine baktı. "O masada bir dakika daha kalsaydım çatalı birinin eline saplayacaktım zaten."
Derin hafifçe gülümsedi ama gözlerinde hüzünlü ve temkinli bir parıltı vardı. Başını Poyraz’a çevirdi; rüzgâr sarı saçlarını hafifçe dağıtıyordu.
"Seni uzun zamandır böyle görmemiştim Poyraz," dedi, kelimelerini tek tek ve dikkatle seçerek. "Sadece öfke değil bu. Sanki... bir şey seni geçmişe çekiyor gibi. Kendinle savaşıyorsun."
Poyraz kaşlarını hafifçe çattı, bakışlarını sudan ayırmadı. "Geçmişle ne alakası var Derin? Herifin tek derdi beni kışkırtmak, hepsi bu."
Derin bir adım daha yaklaştı. Elini kaldırıp Poyraz’ın kapüşonlusunun koluna dokundu, ses tonunu bir fısıltı kadar alçalttı:
"Eski günleri hatırlıyor musun? Hani lise birin sonlarına doğru... haftalarca kimseyle konuşmadığın, sahaya çıktığında önüne geleni devirdiğin ama gözlerinde tam da şu anki gibi bir yangın olduğu o dönemi?"
Poyraz’ın nefesi bir anlığına göğsünde tıkandı. Derin’in bahsettiği o dönemin silueti, zihninin en dibine kilitlediği o karanlık kutudan sızmaya çalışır gibi şakaklarını zonklattı.