Odanın içinde asılı kalan o yakıcı saniyeler, ikisinin de zihninde yankılanan bir uğultuya dönüştü. Ne olmuştu az önce? Birbirinin canına susamış iki rakipken, o kapı eşiğinde nefeslerinin birbirine karışması, Pars’ın parmaklarının Poyraz’ın boynuna değecek kadar yaklaşması neyin nesiydi? İkisi de bu soruların cevabını aramaktan dehşete düşmüş gibiydi; çünkü düşünmek, kontrolü tamamen kaybetmek anlamına geliyordu.
Afallamış hallerini üzerlerinden atmak için saniyelerle yarışmak zorundaydılar. Koç Demir’in tehdidi şaka kaldırmazdı.
Poyraz buz gibi suyun altına girip yüzüne defalarca çarptı; şakaklarındaki o zonklayan sıcaklığı başka türlü bastıramıyordu. Islak yüzünü hızla havluya silip banyodan çıktığında, gözlerini bilerek Pars’ın olduğu tarafa çevirmedi. Pars ise dolaptan siyah antrenman formasını ve omuzluklarını çekip almış, arkasını dönmüş bir halde hızla kramponlarını bağlıyordu; sırt kasları hâlâ bir yay gibi gergindi.
Odada tek bir kelime dahi konuşulmadı. Sadece krampon bağcıklarının hışırtısı, kaskların birbirine çarpan plastik sesi ve aceleyle çekilen fermuarların gürültüsü duyuldu. İkisi de göz göze gelmemek için insanüstü bir çaba harcıyordu. Kasklarını kollarının altına sıkıştırdıkları gibi kapıyı çekip koridora fırladılar.
Merdivenleri ikişer üçer inip tesisin kapısından dışarı çıktıklarında sabahın ayazı yüzlerine bir tokat gibi çarptı. Çakıllı yolda koşarak doğrudan ormanın eteğindeki geniş antrenman sahasına yöneldiler.
Saha çoktan hareketlenmişti. İki takımın oyuncuları ısınma hareketleri yapıyor, kramponlar çiğ kaplı çimlerde derin izler bırakıyordu. Kenarda ise amigo takımı pırıl pırıl üniformalarıyla sabah koreografisi için esneme hareketlerine başlamıştı. Selin kollarını esnetirken bir gözüyle patikadan gelenleri kolluyor, Derin ise elindeki müzik çaları ayarlarken kaşlarını çatmış sahaya giren ikiliyi izliyordu.
Poyraz ve Pars, nefes nefese ama adımlarını hiç bozmadan sahanın ortasında duran kalabalığa daldılar.
Koç Demir kronometresine bakıp başını kaldırdı. Bakışları aynı anda sahaya adım atan iki kaptanın üzerinde durdu; ikisinin de saçları hâlâ hafif nemliydi, göğüsleri hızlı adımların ve az önceki o odada kalan fırtınanın etkisiyle inip kalkıyordu.
"Tam vaktinde," dedi Koç Demir, sesi bir kış rüzgârı gibi soğuktu. Düdüğünü ağzına götürüp tiz bir sesle çaldı; tüm saha anında put gibi kesildi.
"Kasklarınızı takın. Bugün hücum ve savunmayı birbirine kırdıracağım. Sahada dostluk, takım ayrımı yok. Kim ayakta kalırsa sezonu o açar!"
Poyraz kaskını başına geçirip çene kayışını sert bir "tık" sesiyle kilitledi. Kafes demirlerinin ardından doğrudan karşı hizasında duran Pars’a baktı. Pars da kaskını takmış, koyu renk gözlerini demir parmaklıkların ardından doğrudan Poyraz’a dikmişti.
Az önce banyo önünde birbirlerinin dudaklarına değecek kadar yaklaşan o iki beden, şimdi iki ölümcül zırhın içinde, sahada birbirini yok etmek için karşı karşıya duruyordu.