İçeriğe geç

SAKLI MAÇ

Bölüm 14 · 2 dk okuma

SAKLI MAÇ

Bölüm 14

Bölüm 14

Poyraz’ın dudaklarından dökülen o kışkırtıcı cümle, Pars’ın zihnindeki sisi bir anda dağıttı.

Bakışlarını zorlukla Poyraz’ın meydan okuyan yeşil gözlerinden çekip yanındaki Selin’e çevirdi. Yüzündeki o tekinsiz gerginliği bastırmaya çalışsa da sesindeki sabırsızlık gizlenecek gibi değildi.

"Selin, yeter," dedi Pars, sesi boğuk ve mesafeliydi. "Burada bekleme. Ben birazdan yanına geleceğim, aşağı in."

"Ama Pars—"

"Aşağı in dedim, geliyorum."

Selin, Pars’ın gözlerindeki o kapalı, taviz vermeyen duvarı görünce dudaklarını büzüp daha fazla üstelemedi; omzunun üzerinden çıplak üstüyle duran Poyraz’a şüphe dolu bir bakış atarak koridorda uzaklaştı.

Pars kapıyı sertçe kapatıp kilitlediğinde, odanın içine yine o boğucu ve elektrikli sessizlik çöktü. Arkasını döndüğü anda, tavan lambasının sarımtırak ışığı doğrudan Poyraz’ın çıplak göğsüne vurdu. Işık, teninde asılı duran gümüş kolyenin üzerinde keskin bir parıltı yarattı.

Pars’ın adımları birden dondu. Gözleri o gümüş metal parçasına kilitlendiği saniyede, beyninin içinde bir şimşek çaktı.

Yıllar öncesinden kalma bulanık bir silüet, loş bir köşe, parmaklarının arasında tuttuğu soğuk bir gümüş zincir ve birinin hızlı hızlı atan nabzı... O his göğsüne öyle sert çarptı ki nefesi kesilir gibi oldu. Fakat bu anı sadece tek bir salise sürdü; tıpkı bir rüyanın uyanır uyanmaz avuçlarının arasından kayıp gitmesi gibi, her şey hızla silindi ve geride sadece açıklanamaz, yakıcı bir baş ağrısı bıraktı.

Pars kaşlarını hırsla çatarak o anlık dalgınlığını üzerinden attı. Hatırlayamadığı şeyin getirdiği öfke, doğrudan Poyraz’a yöneldi.

"Odada sevgilin yerine takım arkadaşınla yuvarlanman beni ilgilendirmez, Aksoy," dedi Pars, zehirli bir alayla öne doğru bir adım atarak. "Ama burası benim de odam. O yüzden o gereksiz şovlarını kapının dışında yap."

Poyraz dudak büküp yatağın üzerinden temiz bir tişört kaptı ama giymek yerine parmaklarının arasında sıktı. Pars’ın üzerine doğru yürüyüp aralarındaki mesafeyi sıfırladı.

"Kiminle ne yaptığım seni neden bu kadar geriyor, Karaca?" dedi Poyraz, sesi alaycı ama gözleri ateş saçıyordu. "Kız arkadaşını kapının önüne koyacak kadar neyin hırsı bu? Yoksa Barış’ın bana dokunması fazla mı canını sıktı?"

Pars’ın çenesi seğirdi. Poyraz’ın bu kadar pervasızca sınırları zorlaması içindeki bütün kontrol iplerini koparmak üzereydi. "Kendini bu kadar önemseme," diye fısıldadı Pars dişlerinin arasından, boynundaki damarlar belirginleşmişti. "Sen sadece yarın sahada çiğneyeceğim bir engelsin, fazlası değil."

"Dene o zaman," dedi Poyraz, yüzünü Pars’ın yüzüne bir parmak daha yaklaştırarak. "Yarını bekleme, şimdi dene."

İkisinin nefesleri yine birbirinin tenine çarpıyor, kolyenin parlaklığı loş ışıkta ikisinin göğsü arasında parıldarken, geçmişin silinmiş iziyle şimdiki zamanın saf nefreti birbirine karışıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum