Poyraz ve Barış, bahçedeki kalabalığı arkalarında bırakıp ikinci kata çıkan tahta merdivenleri ikişer ikişer tırmanmıştı. 204 numaralı odanın kapısı aralık bırakılmıştı; içeride akşam serinliği ve çam kokusu dolaşıyordu.
Barış, lise birden beri Poyraz’ın her anına şahit olan, onun tek bir nefes alışından ne hissettiğini anlayan en eski dostuydu. Odaya girer girmez kendini doğrudan Poyraz’ın yatağına sırtüstü attı, ellerini başının arkasında birleştirdi.
"Oğlum, bu yataklar tam cezaevi koğuşu gibi," dedi Barış sırıtırken. "Koç sizi buraya birbirinizi dövün diye bilerek kapattı, adım gibi eminim."
Poyraz üzerindeki siyah spor tişörtü tek bir hamlede başından sıyırıp çıkardı. Çıplak göğsü ve sırtındaki kaslar akşamın alacakaranlığında belirginleşirken, boynundaki gümüş zincire asılı duran eski, küçük kolye ucu tenine çarptı. Çocukluğundan beri boynundan hiç çıkarmadığı, kimseye anlatmadığı o kolyeydi bu; geçmişten kalan en sessiz iz.
Barış yattığı yerden doğrulup yastığı kaptığı gibi Poyraz’ın çıplak omzuna fırlattı. "Bize hava atma sarı fırtına, kaslarını yarın sahada göreceğiz. Karaca seni ilk pozisyonda biçtiğinde ağlayarak bana koşma sakın."
"Sen kime laf atıyorsun lan?"
Poyraz kahkahayı basarak yatağın üzerine atladı. Barış’ı yakalayıp boynuna sarıldı, onu yatağa bastırarak saçlarını karıştırmaya başladı. İkisi de çocukça bir inatla yatakta birbirini itip kakıyor, nefes nefese boğuşurken odanın taş duvarları Poyraz’ın nadiren duyulan o içten, gür kahkahasıyla çınlıyordu.
Tam o saniyede kapı sertçe açıldı.
Pars eşikte dikiliyordu.
Gözleri anında yatakta birbirine dolanmış iki bedene kilitlendi. Poyraz beline kadar çıplaktı; teni terden hafifçe parlıyor, boynundaki gümüş kolye göğsüne yaslanıyordu. Barış’ın kolları Poyraz’ın sırtına dolanmış, ikisi de yüzlerinde geniş bir sırıtışla donup kalmıştı.
Pars’ın yüzündeki bütün kaslar tek bir saniyede kaskatı kesildi. Elindeki oda anahtarını avucunun içinde öyle bir hırsla sıktı ki, metal neredeyse derisini yırtacaktı. Koyu renk gözleri, Poyraz’ın çıplak omuzlarında ve Barış’ın ona dokunan ellerinde gezindi. İçindeki o karanlık, tanımsız öfke anında zehirli bir kıskançlığa dönüşerek boğazına kadar tırmandı.
Odanın havası bir anda buz kesti. Poyraz’ın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Pars’ın o kapkara, yakıcı ve hesap soran bakışları karşısında gayriihtiyari Barış’ın üzerinden çekilip yatağın kenarına oturdu.
Tam o anda arkadan topuk sesleri duyuldu. Selin, kapı aralığında belirdi; gözleri telaşlıydı.
"Pars! Bahçeden öyle aniden çekip gidince merak ettim, konuşmamız..."
Selin cümlesini tamamlayamadı. Odaya baktığında gördüğü manzara karşısında bir an duraksadı: Yatakta toparlanmaya çalışan üstü çıplak Poyraz, hemen yanında doğrulan Barış ve kapıda sırtı yay gibi gerilmiş, gözlerinden alevler saçan Pars.
Odanın içindeki elektrik o kadar yoğundu ki, kapıda dikilen dört kişinin arasında ölümcül bir sessizlik hüküm sürdü. Kimse ne söyleyeceğini, bu tuhaf gerilimi nasıl adlandıracağını bilemiyordu.