Tesisin arkasındaki çam ağaçlarının arasına daldığında, etraftaki gürültü ve kahkahalar yavaş yavaş boğuk bir uğultuya dönüştü. Pars, eski bir ahşap barakanın gölgesinde, kimsenin göremeyeceği taş bir sete sırtını yaslayıp durdu. Göğüs kafesi, sanki az önce yüz metreyi deparla koşmuş gibi hızla inip kalkıyordu.
Cebinden titreyen parmaklarıyla bir sigara çıkardı, çakmağın aleviyle yanan ucu karanlıkta kızıl bir nokta gibi parladı. Dumanı ciğerlerine öyle sert çekti ki, boğazındaki o yakıcı his bile içindeki karmaşayı bastırmaya yetmedi.
Başını arkasındaki taş duvara sertçe vurdu. Gözlerini kapattığında zihninde beliren tek bir kare vardı: Poyraz’ın gülümseyişi, o sarışın çocuğun omzuna dolanan eller ve Poyraz’ın buna hiç itiraz etmeden kendini bırakışı.
"Ne oluyor bana?" diye fısıldadı karanlığa doğru. Sesi öfke ve çaresizlikle kısılmıştı.
Nefret etmesi gerekiyordu. Sahada onu yere sermek, geçen yılın intikamını almak, o ukala sırıtışını yüzünden silmek istemeliydi. Düşmanlık basitti; kuralları vardı, sınırları belliydi. Ama göğsünün tam ortasına oturan bu sancı nefret değildi. O çocuğun bir başkasına dokunması, bir başkasının ona bu kadar pervasızca yaklaşabilmesi Pars’ın tüm hücrelerini zehirli bir kıskançlıkla kavuruyordu.
Otobüsteki o sarsıntı anı... Poyraz’ın nefesinin kendi dudaklarına çarptığı o saniyeler ve odada bileğini tuttuğunda parmaklarının altından akan o tanımsız sıcaklık...
Pars parmaklarını saçlarının arasına daldırıp sertçe çekti. Hayatı boyunca duygularını bir zırh gibi kapalı tutmuş, kimsenin o zırhı delmesine izin vermemişti. Selin bile onun için sadece dış dünyanın beklentilerini karşılayan bir dekordan ibaretti. Ama şimdi, en büyük rakibi, bir erkek, üstelik her anlamda nefret etmesi gereken biri, Pars’ın yıllardır inşa ettiği bütün kaleleri tek bir bakışıyla yerle bir ediyordu.
Bu bir zaaf mıydı, delilik mi, yoksa inkâr ettikçe büyüyen yasak bir çekim mi? Pars cevabı bilmiyordu; bildiği tek şey, aynı odaya döndüklerinde o kapının ardında Poyraz’la yalnız kalacağı gerçeğinin hem onu dehşete düşürdüğü hem de içten içe delicesine cezbettiğiydi.