İçeriğe geç

SAKLI KALAN

Bölüm 4 · 5 dk okuma

SAKLI KALAN

Bölüm 4

Deniz Kokusu

(1996-ağustosun ortaları)

Günlerin sıradanlığı eskisi gibi değildi artık. Bu alışkanlık mı olmaya başlamıştı yoksa o günün etkisi var mıydı bilmiyorum. Annem yaralarımı görünce endişelense de onun düşünecek çok daha önemli mevzuları olduğuna emindim. Üzülmesini istemediğimden düştüğümü söylediğimde üzerinde çok durmadı. İlk yalanım değildi ama çok da yalan sayılmazdı. Babam gittiğinden bu yana ara ara geceleri ağlayan sesleriyle uyandığım oluyordu. Yanına gitmek istiyordum fakat üzülür diye bir adım gidemiyordum. O kadar küçükken bile bazı şeyleri kavrıyor olabileceğime şaşmak gerekirdi. İnsan beyni ve ruhu oldukça şaşılacak türde dizayn edilmiş olmalıydı. Annem buraya gelmemizin sebebini bana hala söylememişti ancak ben babamla yaşadıkları o kavganın neden olduğunu biliyordum. Yetişkinler gerçekten aptaldı. Çocukların hiç bir şey anlamayacaklarını düşünecek kadar ne yaşamış olabilirlerdi? Elbette iyi yada kötü şeyleri hissederdik. Belki onlar gibi yaşlı değildik ama anlayabildiğimiz anlar vardı.

Annemi Uzun askılı pantolonun üzerine giydiği oduncu bol gömleğin üzerine saldığı uzun saçlarıyla hatırlıyordum. Bir sanatçıydı. Diğer evdeyken birlikte resim çizmeyi severdik. Hayır daha çok oyun oynamayı. Yine öyle bir gündü. Üzerimde beyaz bir t*sört varken altımda mavi kot bir pantolon vardı ve ayaklarım çıplaktı. Odanın birini resim odası olarak ayarlamıştı annem. Yalnızca bir koltuk vardı. Yerlerde nüşamba varken sağ tarafa yaptığı tabloları dizmişti. Çıplak ayaklarla o odada koşmak son zamanlarda yaptığım en eğlenceli işlerden biriydi. Ellerim ve yüzümün belirli kısımları kırmızı, sarı ve mavi renklerdeydi. Annem yüzüme bakıp gülmeye başladığında kaşlarımı çattım: "Bu suratının hali ne böyle? Seni gören sirkten kaçtın zanneder." Diyerek sarı saçlarımı karıştırırken saçlarımın kıvırcık sarı uçları gözlerimin üstüne düştüğünde fırçama daldırdığım kırmızı boyayı onun yanağına boydan boya çizip gülmeye başladım. Annem ağzını açmış şaşkın bir halde bakarken gülerek peşimden koşmaya başladı. Sanırım oda da bir kaç tur atmıştık. Tam beni yatay bir şekilde koltuğunun altına aldığı sırada kapı çaldı. Gülerek kapıyı açmaya gittiğimizde ben hala annemin koltuğunun altındaydım. Bahçe kapısına geldiğimizde komşuların ve komşu çocuklarının garip garip bizi izlediklerini gördüm.

Kapıda ki takım elbiseli bir adam, anneme bir kağıt uzatırken o da beni kucağından indirdi. Onlar konuşurken o neşeli atmosfer bir anda dağılmıştı. Annemin yüzü düştüğünde başını sallayıp içeri yürürken ben bahçe kapısındaydım. Adam başımı okşayıp giderken ben kapıda arkasına baktım.

Birden karşıda onu gördüm. Beni hem korkutup, hem de kendince korumaya çalışan şerif denen çocuğu. Nedense garip bir iç güdüyle gizlenme gereği hissetsem de ona bakarken kımıldayamadım. İspanyol paça siyah pantolonunun üzerine beyaz gömlek giymiş ve eteklerini içine koymuştu ama boynunda ki iki düğmesi açıktı. Kahverengi saçları benimkiler gibi dağınık ve uçları kıvırcık değildi. Ensesinde ki saçları kısayken önde ki perçemleri neredeyse gözlerinin önüne dökülüyordu. Gözlerimi hızla kırparken onun bana belli belirsiz gülümsediğini gördüm. Yanında ki çocukların parmaklarını bana doğru göstererek gülüşmeleri canımı sıkmıştı ama neden güldüklerini anlayamamıştım.

"O ne surat lan. Boyacı mı olcan sen. Suat abinin yanına işe verelim seni." Diye alay ederken yanında ki çocuklardan biri kapıya yaklaştı. İnce uzun boylu, kıvırcık turuncu saçlı ve benekli çocuktu bu.

"Resim yaptık biz." Diye cırladığımda o gülmeye devam ediyordu.

"Resimmiş hadi lan ordan." Diye söylenirken sırıttı "Ne işiniz var oğlum sizin bur da siktirip gitsenize mahallemizden." Dedi,

"Gitçez zaten." Diye bağırdım. Sürekli alay etmelerinden sıkılmıştım. Gözlerim dolarken karşımda ki acımasız kahramanıma baktım. Ama o hiç bir şey söylemeden öylece bana bakıyordu. Öfkeyle gözlerim dolarken dişlerimi sıktım.

"Zenginmişsiniz ama şimdi başka." Dedi şişko olanı. "Annem, babanla annenin boşanacağı için buraya geldiğinizi söyledi."

Ben şaşkın bir halde bakarken birden ağlamaya başladım.

"Yalan. Gelecek babam. Alacak bizi. Git. Gidin burdan. Nefret ediyorum sizden." Diye ağlamaya başladığımda birden, şişkonun kafasına bir yumruk attı Şerif.

"SANANE LAN BUNDAN İBİŞ." Diye bağırdığında ben göz yaşlarımın arasından baktım.

"Şerif ben naptım ya." Diye tutarken kafasını "Ne vuruyorsun." Diye söylendi.

"Kes sesini. Ne uğraşıp duruyorsunuz veletle."

"Yalan değil ki. Hep bu çocuğumu koruyacaksın?"

"Lan kafanı koparırım senin." Diye üstüne yürüdüğünde şişko bir adım geri attı. Diğer çocuklar da bir süre Şerif'e bakıp tek tek giderlerken o yolun ortasında durmuş bana bakıyordu. Ben korku ve şaşkınlıktan gözlerimi alamıyordum. Az önceye kadar hiç sesini çıkarmamıştı?

"Sende git evine." Diye kızgın bir sesle söylenince ben başta algılayamadım. Bana bakarken kaşlarını bir kez daha çattı. "Kime dedim lan. Kaybol."

Kaybol ne demekti? Saf saf bakarken iç çektim.

"KAYBOL." Diye bağırdığında bir kere daha

"Kaybolamam ben değneğim yok." Diye bağırdım. O şaşkın bir ifadeyle bana bakarken sözlerimi anlayamadı. Yavaş yavaş yanıma geldi ve bahçe kapısının arkasından bana baktı.

Ben korku ve kızgınlıkla hızla nefes alıp verirken o yüz hizama eğildi: "Ne diyorsun oğlum sen?"

Gösterilerde hep öyle oluyordu. Öyle yapıyordu sihirbazlar. Yada Bill & Ted's Bogus Journey de ki gibi bir şey mi bekliyordu anlayamamıştım ama nasıl anlatacaktım ki bu çocuğa? Muhtemelen benden imkansızı istermiş gibi bakıyordum ona. Birden durup gülümsedi. Yanağında ki gamzeyi gördüğümde tüm korkularımda uçuvermişti. Şimdiye kadar gördüğüm en güzel gülümsemelerden birine bakıyordum. Yine.

"Hadi evine git. Korkma bugün tekrar gelmezler yanına." Diye mırıldanırken sesi kulağıma ipek gibi geldi ve ben birden elini tuttum. Annem sevgisini yada minnet ifadesini göstermek için her zaman avucumun içini öperdi. Hiç düşünmeden avucunu dudaklarıma bastırarak gözlerimi kapattım.

Bu hareketim ses tonuyla ilgili olmalıydı. O öylece durmuş ne yaptığıma şaşkın gözlerle bakarken ben gülümsedim. Bu ikinci ılımlı temasımızdı. O an güneş batıyordu ve ben deniz kokusu alıyordum.

Şahsi olarak bana kızmasını beklemiyordum. Bu yaptığımın öfkelenecek hangi yanı olduğu konusunda kendimle çeliştim. Ama o kaşlarını çatmıştı.

"Ne yapıyorsun sen?" Diye hızla elini çektiğinde bir adım gerilemedim. Kaşlarını çatsa da o, bu kez korkmadım. Bu çocuk aklım mıydı yoksa deli cesaretim mi bilmiyorum. Bildiğim bir şey vardı. O da karşımda ki bu canavarın bana zarar vermeyeceğiydi.

"Biz öyle yapayız annemle." Derken küçük parmağımı uzattım. "Şimdi sende varsın." Diyerek kocaman gülümsediğim de çatılı kaşları düzeldi. Önce şaşkın bakışlarını gönderdi. Sonra o bakışlar yerini tuhaf bir boşluğa bıraktı.

"Biz aynı değiliz." Diyerek giderken birden demir kapıyı açıp yola atıldım.

"Şerif." Diye bağırdığımda durdu ama bana dönmedi. "Umut. Benim adım Umut."

Bekledi ama yine başını çevirmedi ve usulca uzaklaştı. Adımlarını izledim. Hayatımda ilk kez annem dışında bir başkasının adımlarını izlemek ve onu takip etmek istedim. Çünkü o hem korkularım, hem kurtarıcımdı benim. Ona yaklaşmaksa en az uzaklaşmak kadar zor olacaktı emindim. Ve vazgeçmenin ne demek olduğunu daha öğrenmemiştim.

Selam millet..Ve yine çok geçmeden sizlerleyim.:)

fotoğrafta ki (Umut)...saçlarının uçlarını kıvırcık hayal edin..:D umarım beğenmişsinizdir..:) yorum ve oylarınızı unutmayın..:) görüşmek üzere efenim...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.