( 1996- Eylül başı)
*******
Bir şeyler değişiyordu. Havanın değişmesi gibi. Hem iyi hem kötü şeyler olacak gibiydi. Hissetmek böyle başlıyordu sanırım. İlk kez o yaşlarda keşfediliyordu belki. Ve bu keşifler bana dünyanın en garip anları gibi geliyordu. Artık sahiden buraya alışmaya başlamıştım zira çocuklarla aram düzelmeye başlamıştı. Beni de oyunlarına alıyorlardı. Ve dalga geçmeyi kesmişlerdi. İçimden bir ses bunun Şerifle ilgisi olduğunu söylüyordu. Onun beni gördüğü yerde gülümsemesi ortamın havasını değiştirmeye yetiyordu. Bende diğer çocuklar gibi ondan hem korkuyor, hem hayranlık duyuyordum. Korkuyordum. Her an her şeyi yapabilecek gibi duruyordu. Hayrandım, o da çocuk olmasına rağmen mahallede ki diğer çocukları koruyor, asla sözünden dönmüyordu. Yinede ne düşünürsem düşüneyim kesin bir şey vardı. Buradakilerden ziyade en garip şey bendim. Bende ki bu tuhaf çekim yaşadığın yere uyum sağlamakla ilgili olabilirdi. Çokta umurumda değildi gerçi zira bunun sebebi az çok belliydi.
İki kere düşmeme rağmen hızla koştum. Artık eskisi gibi ağlamamam beni şaşırtıyordu. Eğer evde olmuş olsaydım babannemin fenalıklar geçireceğini tahmin edebiliyordum. Zavallı uşakları sağa sola koşturup evde terör estirirdi muhtemelen. Neyse ki burada özgürdüm. Düşüp bacağımı da kırsam en fazla annemden azar işitirdim. Yanımdakinden çelme yiyip bir kere daha düştüğümde canım yandı ama aldırmadım. Yerde oturmuş kendi kendime gülerken etrafta ki çocukların durmuş beni izlediklerini gördüm. Ayağa kalkarak başımı çevirdiğimde nihayet görebilmiştim onu. Tayfasıyla birlikte aşağıdan usul usul gelirken büyük adam gibi bir şeyler konuşuyordu. Gerçi benimle kıyaslanınca büyük sayılırlardı. Onlar yaklaşırken başımı kaldırdığımda Şerifle göz göze geldik. Usulca gülümsedi ve bakışlarını tekrar yanındakine çevirip konuşmaya devam etti ve geçip aynı merdivene oturdular. Top yanımdan geçtiğinde aldırmadım. Yanımda ki çocuklar bana bağırırken bile onlara kulak asmadım. Benim odağım da ki şerifti, ona öyle pür dikkat bakıyordum ki eski benden eser yoktu. Daha önce olsa siner eve gitmenin yollarını arardım. Ama şimdi yanına gitmek için an kolluyordum. Nasıl oldu bende bilmiyordum ama sadece beni çağırsın istiyordum. Şerif başını kaldırıp bana baktığında, şaşkınlık ve korkudan kalbim hızla çarpmaya başladı. Birden bakışlarımı kaçırdım ama tekrar ona baktım. Bana bakarak gülümsüyordu. Elini uzatıp beni çağırdığında kocaman gülümsedim. Hızla yanlarına geldiğimde, esmer olan:
"O maviş, gelebiliyorsun nihayet." Diyerek gülümsedi. Ben aldırış etmeden hızla merdivenleri dört ayak tırmanırken şerife ulaşmaya çalıştığım sırada kıvırcık kızıl saçlı çocuk bacağımı tuttu. Birden dengemi kaybedip neredeyse düşecekken hızla esmer olanın dizini tuttum.
"Hey velet orası şerifin yeri."
"Bıraksana ya." Deyip kaşlarımı çatmış kurtulmaya çalışırken diğerleri bizi izliyordu. Bir süre sonra,
"Bırak çocuğu kızıl." Dedi şerif. Ben başımı şerife çevirdiğimde kocaman gözlerimle gülümseyerek hızla yanına oturdum. O da gülümseyerek gözlerini devirdiğinde kolunu omuzuma attı. Birden ona sarılırken gözlerimi kapattım. Tüm yorgunluğum gidivermiş gibiydi. Öyle huzur veriyordu ki, önceden kaçmak için can attığım birinin böylesine huzur vermesi nasıl mümkündü anlayamamıştım. Herkes şaşkın gözlerle bakarken şerifte bunu bekliyormuş gibi değildi anlaşılan. Bir an sonra gözlerimi açıp başımı usulca kaldırarak şerifin yüzüne baktığımda. O da beni izlerken bir şey demedi.
"Oo Maviş bey. Bu ne samimiyet? Sen değil miydin daha düne kadar hayalet görmüş gibi Şeriften fellik fellik kaçan? Şimdi hiç korkmadan dibinde durmuş sarılıyorsun. Naptın sabah yürek mi yedin sen?" Deyip gülerken esmer olan diğerleri de ona eşlik etti. Ama kızıl saçlı kıvırcık pek gülmüyordu. Ben omuz silkerken bir şey demedim. Yine yüzüne bakınca Şerifin, o da tebessümle bana baktı.
"Artık alıştı. Dimi?" Dediğinde o, ben de gülümserken dudaklarımı büzmeye çalışıyordum.
"Evet."
"A.aa, başımıza taş yağacak ilk kez cevap verdi duydunuz mu?" Diye söylendi esmer olan, diğerleri gülmeye başladı. Başını çevirip yüzüne baktı: "Eh madem bu velet bundan sonra bizimle, o zaman resmi olarak tanışalım. Daha adını söylemedi abilerine."
"Söyledim." Dedim Şerife bakarak sırıtırken.
"E, biz duymadık." Dedi esmer. Ayağıyla şişkoyu dürterken "Sen duydun mu lan."
"Yok valla." diye başını salladı.
"Hani lan kimse bilmiyor. Maytap mı geçiyon velet kırarım bacağını söyle de bilelim."
"Size yok." Diye omuz silktiğim de, diğerleri şaşkın şaşkın bakarken şerif gülmeye başladı ve sonra bana döndü.
"Olmaz öyle. Hadi abilerine de tanıt kendini." Deyince yumuşak yumuşak ister istemez olduğum yerden sıyrıldım ve biraz yana kaydım.
"Adım. Umut. yedi yaşındayım bu sene ilk okula başlayacağım." Diyerek başımı eğdim ve bir şeyle uğraşıyormuş gibi göründüm. " Şey bide annemle dedemin evine taşındık. Biliyorsunuz zaten. Büyüyünce de astronot olacağım." Derken başımı kaldırdığımda bana bakıyordu herkes.
"Astronot Umut." Deyince Esmer olan diğerleri gülmeye başladı. Ama Şerif yalnızca tebessüm ediyordu.
"Evet. Annemle izlediğimiz apollo 13 gibi." Dedim başımı kaldırırken. O günlerin en iyi bilim kurgularından biriydi.
"Eh iyi bize ay dan peynir getirirsin artık." Dedi şişman. Ayın peynirden yapılmış olduğunu sanmak bugünlerde modaydı anlaşılan. Sanırım çizgi filmler çocukları sahiden etkiliyordu. Gülerken:
"Tamam" Dedim.
"Ne güzel şakıyorsun sen öyle." Derken esmer, utanarak başımı aşağı eğdim. O sırada göz ucuyla Şerife bakıyordum ama o pek dinliyormuş gibi değildi. Sebebini anlayamadım fakat sormadım da.
"Atilla amca senin deden miydi?" Dedi kıvırcık saçlı olan. Herkes ona baktığında onda düşünceli bir ifade vardı. "Neden daha önce söylemedin?"
Ben omuz silktiğimde yerime sindim. Fırsat mı vermişlerdi? Ayrıca konumuzla dedemin ne ilgisi vardı ki? O vakit esmer birden atladı.
"Neyse, neyse. Bizde tanışalım. Benim adım Oğuzhan. Ama sen Oğuz abi diyebilirsin. Ben ve şerif on bir yaşındayız. Şişman dokuz, kıvırcık on yaşında."
"Benim adım Kutlu." Dedi şişman olan.
"Ben de Güner." Dedi Kıvıcık.
" Tanışma bittiyse gidelim." Diyerek ayaklandığında ben en çok adını duymak istediğim çocuğun arkasından baktım. Ceketini tutarken o arkasını dönüp bana baktı.
"Sen." Dedim. "Senin adın ne Şerif? Yoksa adın Şerif mi?"
Bana baktı öylece. İfadesiz yüzü yumuşarken gözlerine şefkat indi ve bir iki kere başımı okşadı. Ben kedi gibi gözlerimi kısarken ona baktım.
"Alperen. Ama sen bana Alp abi diyebilirsin."
Bilmiyorum. Belki her şey ondan sonra başlamıştı. Her şey o ilk adını söylediğinde değişmişti. Çünkü ben değişmeye başlamıştım.
yorum ve beğenilerinizi unutmayın yeniden görüşmek dileğimle efenim..:)
Gidelim Kızıl
