İçeriğe geç

SAKLI DÜNYA-KÖKEN

Bölüm 2 · 8 dk okuma

SAKLI DÜNYA-KÖKEN

Bölüm 2

2•Çatlak

KÖKEN-BÖLÜM 2-ÇATLAK

Yağmurun sesine uyandım. Bir süre gözlerimi tam açmadan tavana baktım. Nerede olduğumu anlamam birkaç saniye sürdü. Sonra dün taşındığımız ev, kutular, çocuklar ve saatlerce süren yolculuk aklıma geldi.

Telefonumu elime aldım. 12.07.

"Öğlen olmuş."dedim mırıldanarak. Yerimden doğrulup gerindim. Dün gece ne kadar geç uyuduğumu düşününce şaşırmamam gerek. Üstelik bütün gün temizlik yapıp yorulmuştum da. Çocukların beni uyandırmamış olmasına sevindim. Muhtemelen onlar da yorgundu.

Yataktan kalkıp kapıyı açtım.

Koridorda ses yoktu. Aşağı indiğimde mutfakta masanın üzerinde bir tabak gördüm. İki tane haşlanmış yumurta, biraz ekmek ve bir bardak çay. Yanında da telefonumun ekranında okunmayı bekleyen birkaç mesaj vardı. Mesaj grubunu açtım.

Lexi: Uyandırmadık seni yorgunsun diye.

Liam: Saat 10 gibi kalktık.

Lexi: Kai bizi okulu gezdirmeye götürüyor.

Liam: Saat 3 gibi döneriz.

Lexi: Kahvaltını da hazırladık.

Liam: Yumurtayı ben yaptım.

Lexi: Çayı da ben.

Liam: Çayı ben yaptım.

Lexi: Hayır sen suyu koydun.

Gülümsedim. Sandalyeye oturup yumurtalardan birini soymaya başladım. Çok sıcak değildi ama hâlâ yenebilecek durumdaydı. Çocukların beni düşünerek hazırlamış olması hoşuma gitmişti. Telefonu masaya bırakıp kahvaltımı yaptım. Bir süre sonra yukarı çıkıp üzerimi değiştirdim. Sonra yatağın üzerine oturdum.

Ev sessizdi. Fazla sessiz. Dışarıdaki yağmur devam ediyordu. Camdan bakınca bahçedeki ıslak çimenleri ve ağaçların arasından görünen gri gökyüzünü seçebiliyordum. Kokusu mükemmel ama soğuktan burnum donduğu için açıp hava alamıyordum.

Canım sıkıldı. Normalde boş kaldığımda bir şeyler yaparım. Kitap okurum, araştırırım, resim çizerim, evi düzenlerim. Şimdilik ortada düzenlenecek çok fazla şey vardı ama kutuları açmak bile istemiyordum.

Odamı değiştirmeye karar verdim. Evdeki her şeyin yeniden düzenlemeye ihtiyacı var gibiydi.

Yatağın yerini değiştirmekle başladım.

Yatağı birkaç santim çektiğimde arkasındaki duvar ortaya çıktı. Bir çatlak vardı. İlk bakışta çok önemli görünmemişti. Boyanın altında ince, düzensiz bir çizgi şeklinde uzanıyordu. Ama çatlağın olduğu bölümün boyası diğer yerlerden biraz farklıydı. Elimi üzerine sürdüm. Kabarmıştı.

"Bu ne böyle?" dedim onu kazıma isteğime karşı koyamayarak. Kazıyıp boyasını çıkardıkça buranın kasıtlı olarak kapatılmış olduğunu fark ettim.

Ama yalnızca kazıyarak daha fazla ilerleyemedim.

Yatağı biraz daha çektim. Çatlağın içine parmağımı sokmayı denedim ama ulaşamadım. Masanın üzerinden bir tükenmez kalem aldım ve ucuyla çatlağı kurcalamaya başladım. Biraz daha boya döküldü. Sonra duvarın içinden yumuşak bir şeye denk geldim.

Kalemi saplayarak delmeyi başardım.

Arkasında karanlık da olsa boşluk olduğu belliydi.

Kalemi bıraktım. Parmaklarımı çatlağa sokup kumaşa benzer şeyi tuttum ve çektim. Geri çekerken elime aldığım şeyle daha büyük bir delik açtım.

Folyoya sarılmış büyük bir paket çıktı. Uyuşturucu falan değildir umarım. Bir süre elimde tuttum. Ev sahibinin bunu bilip bilmediğini bilmiyordum. Eski bir evdi. İçinden sahiplerinin bilmeyeceği derecede eski bir şey çıkması normal sayılırdı herhalde.

Folyoyu dikkatlice açtım. İçinden koyu renkli, eski bir defter çıktı. Kapağında herhangi bir isim yoktu. Yalnızca ortasında birbirine geçmiş garip bir sembol vardı.

"Kara büyü kitabı buldum yaşasın."

Defterin kapağını açtım. İlk sayfanın köşesinde tek bir kelime seçiliyordu.

Tamzin. İmza gibi yazılmıştı. Güzel bir isim, daha önce hiç duymamıştım.

"Tamam Tamzin, umarım özeline girmiyorumdur ama bilinmeyen bir deftere sırf saygı duyayım diye bakmamayı tercih edecek kadar sabırlı değilim."

Sayfaları çevirdikçe yazının ne kadar eski olduğunu daha iyi anladım. Harfler tanıdığım hiçbir yazı biçimine tam olarak benzemiyordu. Bazı kelimeler İngilizceye benziyordu ama çoğu farklıydı. Yine de arada bir anlayabildiğim şeyler çıkıyordu.

"Kan, kurtlar, gece, yaratık, ateş, göz, mühür, zehir.." böyle böyle gidiyordu.

Bir sayfada aynı sembol defalarca çizilmişti. Başka bir sayfada ise kurt kafasına benzeyen bir şekil vardı. Merak etmeye başlamıştım.

Bu noktada defteri kapatmam gerekir ama yapmayacağım.Bunun başkasının eşyası olduğunu biliyordum. Hatta muhtemelen evin eski sahiplerinden birine aitti. Ama yıllardır duvarın içinde saklanmış bir defteri bulup da hiçbir şey olmamış gibi yerine koymak biraz fazla irade gerektiriyor. Ve bende o irade kesinlikle yok.

İlk birkaç sayfayı anlamaya çalıştım.

Sonra telefonumdan internete girip bazı kelimeleri aradım. Çok fazla işe yaramadı. Kütüphaneye gitmeye karar verdim. Kasabada bir kütüphane olması gerekiyordu. En azından küçük bir kasabada eski bir dil sözlüğü bulma ihtimalim, internetten rastgele çeviri yaparak yazılar çözümlemekten daha fazlaydı.

Üzerime montumu alıp çantamı taktım. Evden çıkmadan önce defteri yatağın altına sakladım. Kimseye söylemeyecektim. En azından şimdilik.

Blackpine sokakları gündüzleri bile fazla sakin görünüyordu. Yağmur hafiflemişti. Kaldırımlar ıslaktı ve dükkânların önündeki tabelalardan su damlıyordu. Merkeze doğru yürürken birkaç dükkânın yan yana sıralandığını fark ettim. Kasap. Fırın. Küçük bir market. Tamirci. Hepsi birbirine yakın, eski ama bakımlı binalardı.

Birinin önünde Black'i gördüm. "Black?"

Beni görünce döndü. "Mia. Nereye böyle?" mavi gözleri yine ruhumun içine bakıyordu. Mavi gözlü insanlara bu yüzden biraz takıktım. Garip tarzda bir ürpertici havaları vardı ve hoşuma gidiyordu.

"Kütüphane arıyorum." dedim gözüm Black'in omzundaki uğurböceğine giderken.

"Kütüphane mi?" dedi kaşlarını kaldırarak. Noldu niye bu kadar şaşırdın? Olamaz mı yani gidemez miyim kütüphaneye bir sıkıntı mı var?

"Evet. Yanımda hiç kitap getirmedim ve yapacak hiçbir şeyim yok evde. Gidip bir bakınacağım." yalan söyledim ama iyi fikir gerçekten.

Black birkaç saniye düşündü.

"Belediyenin yakınında."

"Tam olarak?"dedim yakın bir yeri tarif etmesi umuduyla.

Elini ilerideki sokağa doğru uzattı.

"Şu yolu takip et. Meydana çıkacaksın. Belediye binasının arkasında."

"Tamam." yaşasın yakınmış. Zaten kasaba ufak nasıl uzak olsun ki. Ormanın içinde bir yeri tarif etseydi bayılıp kalırdım şurada.

Yanındaki dükkânlara baktım.

"Buradaki dükkânların çoğu sizin mi?"

Çünkü gördüğüm kadarıyla öyleydi. Black güldü. "Bizim mi?"

"Jacobs ailesi."

"Hayır. Burada birkaç aile var."

"Tanıdıklarınız yani?"

"Çoğunu tanırım."

"Kasaba küçük tabii."

"Çok küçük." Bunu söylerken gülümsedi. Çok güzel gülüyor, niye sahipli olmak zorundaydı ki? Neyse oğlu var onun da her ne kadar mavi gözlü olmasa da idare eder. Önce markete girip birkaç şey aldım. Ekmek, süt, yumurta, meyve ve çocukların sevdiği birkaç abur cubur.

Kütüphanenin yerini bir kez daha Black'e sorduktan sonra yürümeye devam ettim. Beklediğimden küçüktü.

Ama içerisi sıcaktı ve raflar tavana kadar uzanıyordu.

Görevliye kayıt olmak istediğimi söyledim. Birkaç form doldurdum ve kısa bir süre sonra kartımı aldım. Sonra sözlüğü aramaya başladım.

İhtiyacım olan şeyi bulmam düşündüğümden uzun sürdü.

Sonunda eski dillerle ilgili kitapların arasında, defterdeki kelimelere benzeyen bir sözlük buldum. Aldım.

İki hafta sonra iade etmem gerekiyordu. "İki hafta sonra bunu geri vereceğim. Bir daha bulamam." İnternetten aynısını sipariş etmeliyim.

Kitabı çantama koyup eve döndüm.

İlk iki saatte yalnızca on iki paragraf çevirebildim. Ama okuduklarım yüzünden iki saatin nasıl geçtiğini anlamadım. Bazı bölümler çok anlamsızdı. Bazılarıysa fazla anlamlıydı. Ama nolursa olsun hep ilginç şeyler yazıyordu.

Çevirdiklerimi bir yandan sayfa ve paragraf sayısıyla not defterime yazdım.

'Kırmızı gözlü kurtlardan korkuyorum.

Kurtların gözleri mühürlendiklerinde değişiyor.

Mavi gözlü bir kurt artık kendi kaderini seçemez.

Vampirler insanların kanıyla beslenir.

Vampirlerin her birinin kendine özgü bir kokusu vardır.

Aç kalan vampir ölmez. Kurur.

Kurtlar ateşi kontrol edebilir.

Bazı kurtlar yalnızca ellerini veya başlarını dönüştürebilir.

Kurtların iyileşmesi insanlardan çok daha hızlıdır.

Vampir zehri insan kanına karışırsa her zaman aynı sonucu doğurmaz.

Zehir bazen yıllarca sessiz kalabilir.

Vampirler ve kurtlar birbirlerinden nefret etmek zorunda değildir. İnsanlar ise çoğu şeyi bilmeden yaşar.'

On ikinci paragrafın sonunda Tamzin'in kendi el yazısıyla eklenmiş küçük bir cümle vardı.

'Vampirler mi daha korkunç, kurtlar mı karar veremiyorum.'

Altına da cevap yazmıştı.

'Henüz karar veremedim.'

Kaşlarımı kaldırdım. "Sen de benim gibisin." Defteri kapatmadım. Bir sonraki sayfaya geçtim. Ama kapının açıldığını duyunca irkildim. Çocuklar.

Defteri hemen kapattım. Sözlüğü de üzerine koyup ikisini birden yatağın altına ittim. Not defterimi de kapattım.

Kapı açıldı. "Mia?" dedi kırmızı kafanın biri.

"Liam." bunlar kapı çalmayı bilmez mi?

"Uyumadın mı?"

"Hayır, bu saatte niye uyuyayım. Bir daha da kapıyı çalın girmeden."

Lexi arkasından içeri girdi.

"Ne yapıyordun?"

"Hiç."

İkisi de bana baktı.

"Hiç ne?"

"Hiçbir şey, hem size ne?"

Liam gözlerini kıstı. "Kesin bir şey yapıyordun."

"Evde sıkıldım." dedim hırkamı iki yanından çekip kollarımı kavuştururken. Şuan kafam başka şeylerle meşgul olduğundan onlarla uğraşamıyordum.

"Biz de seni dışarı çıkaralım diye düşündük ama Kai okulu göstermeye götürdü."

"Nasıl geçti?" umarım uzun uzun konuşmazlar.

İkisi aynı anda konuşmaya başladı.

"Kai bize spor salonunu gösterdi."

"Bir de kulüpler varmış."

"Bir çocuk Liam'la kavga etmeye çalıştı."

"Ben kavga etmedim."

"Çünkü korktun."

"Korkmadım."

"Korktun."

"İkiniz de susun." dedim bu gereksiz sohbeti bitirnek adına.

Sonra aşağı indik. Öğlen için herkes kendine sandviç hazırladı. Çocuklar okulda gördükleri şeylerden bahsetmeye devam etti. Aynı sıkıcı şeyler, çok sıkıcı, çook. Bir süre sonra tekrar dışarı çıkacaklarını söylediler.

Kapı kapandığında ev yeniden sessizleşti. Yukarı yeniden çıktım.

Yatağın yanına oturdum. Defteri tekrar çıkardım. Bu sefer daha dikkatli okumaya başladım. Tamzin'in yazdığı şeyler mantıksızdı.

Kurtlar, vampirler, mühürler. İnsanların bunları görüp hiçbir şey fark etmemesi. Bunların gerçek olması mümkün değildi. Olmamalıydı.

Ama ben de bir gün önce insanların nasıl bu kadar normal davranabildiğini anlamamıştım. Kasabadaki herkesin garip bir şekilde rahat olması. Black'in bazı cümleleri. Kai'nin hareketleri. Ve dün ormanda gördüğüm şey. Belki de hepsinin bir açıklaması vardı. Belki de ben gereğinden fazla anlam yüklüyordum. Defteri kapattım.

Tam yerine koyacakken içinden küçük, katlanmış bir kâğıt düştü. Üzerinde garip bir sembol vardı. Bir muska veya karabüyüydü. Bir süre inceledikten sonra cebime koydum. Defteri tekrar folyoya sardım ve duvardaki boşluğa bıraktım. Yatağı eski yerine çekmeden önce çatlağa son kez baktım. Bir şey daha fark ettim. Çatlağın dibinde küçük, metalik bir parça parlıyordu.

Eğilip aldım. Anahtardı. Eski, ağır ve tuhaf biçimliydi. Bayağı süslü püslü güzel bir şeydi. Evdeki kapılardan hiçbirine uymuyacağı belliydi.

Anahtarı elimde çevirip birkaç saniye inceledim. Sonra çantama attım. Bunu da kimseye söylemeyecektim.Şimdilik.

Ama sonra söylerim belki. Kim bilir? Belki yarın belki yarından da yakın.

Aşağı indiğimde çocuklar henüz dönmemişti. Mutfağa geçip masaya oturdum. Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı. Camdan ormana baktım.

Bir şey göremiyordum. Ama artık oraya baktığımda yalnızca ağaçları görmüyordum. Tamzin'in yazdığı şeyler aklımda dönüp duruyordu.

İnsandan hayvana dönüşen kurtlar, bir insana mühürlenip göz renkleri değişiyor, ateşi kontrol edebiliyorlar, keskin duyuları var ve normalden hızlı iyileşiyorlar.

Vampirler, insan kanıyla beslenen, soluk benizli, zehirli salyaları olan, yaşlanmayan ve kan içmezse kuruyan tehlikeli canlılar.

Bir de anladığım kadarıyla kurtların ve vampirlerin arası iyi değil. Nedeni belli ama özellikle düşman olmak zorunda olmadıklarının belirtilmesi ittifak kuran veya arkadaş olanların olabileceğini düşündürüyor.

Ve bütün bunların arasında anlamını henüz bilmediğim bir sürü şey vardı.

Akşam çocuklar eve geldiğinde hâlâ bunları düşünüyordum. Bana dışarıda olanları anlatıyorlardı.Ben dinliyordum.

Arada cevap veriyordum. Ama aklım başka yerdeydi. Duvarın içinde saklı eski bir defter buldum. Ve nedense, bunun yalnızca kafasında kurduğu şeylere inanan tuhaf bir kadının yazdıklarından ibaret olmadığını hissediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.