Gözüme vuran güneş ile gözümü yavaşça açtım. Karşımda bir adam duruyordu. Onu görünce afalladım
-sen kimsin?! İmdat! Yardım ed..
Adam avucunu dudaklarıma kapatarak bağırmamı engelledi.
-asıl sen kimsin? Bahçemde ne işin var?
Adam sert ve bir o kadar tehtidkar sesiyle konuşmuştu. Ama benim konuşabilmem için ellerini çekmemişti. Sanırım aptal biri. Sertçe koluna vurdum, vurmuşum ile avucunu dudaklarımdan çekti. Adam bu sefer sesini yükselterek konuştu
-kimsin?!
Ona nazaran daha naif ve masum sesimle konuştum
-bu bahçenin sahibi benim asıl sen kimsin?
Adam dediğim şey ile şok oldu
-sen ciddi misin?
İçimden sabır çekerek konuştum
-evet benim
Adam bir öncekine karşı daha nazik ses ile konuştu
-Seni evine götüreceğim Açelya
Şok oldum adımı nereden biliyordu
-sen.. Sen kimsin ve adımı nereden biliyorsun
Tekrar nazik sesiyle konuştu
-Açelya sır benim, senin tek gerçekliğin ve seni evine götüreceğim. Yoksa dedenin sana dediklerini unuttun mu?
-adın ne?
Biraz düşündü ve konuştu
-William, bu bahçenin ikinci sahibi dedenin sana bıraktığı miras. Bana bıraktığı mirasda sensin. Seni korumak benim görevim ve görevimi lağıyla yerime getirmeme izin ver
-sen yoksa prens William mısın?
Kafasını evet anlamında salladı. Dedem bana miras olarak beni koruması için prensimi bıraktı. Bir dakika koskoca prens benim tarlada çalışan dedemi mi dinledi. Aklımı okumuş gibi konuştu.
-deden babamın yani kralın hayatını kurtardı. Bunun karşılığında seni bana emanet etti, korumam için ve bu bahçeyide se ve bana hediye etti.
Aklımda tek bir soru kalmıştı ve onu da sormak için hazırlandım
-beni kimden koruyacaksın? seni, annenden, babandan, dedenin ve bu krallığın düşmanlarından koruyacağım. Kıyafetlerin yanında olduğuna göre annen ile baban boşanmış. Sana da zarar vermişler.
Son cümlesini kurarken sesi hüzünlü çıkmıştı.
-ciddi bir şey yok
Vardı. Sanki kemiklerimi tek tek kırmıştı. Gözlerini gözlerime değdirdi ve elini hee öyle öyle der gibi salladıktan sonra konuştu
-ciddi birşey yok öylemi? Peki sen yüzünü gördün mü? Ya da vücudundaki izleri?
Hemen vücudumu inceledim. Bacaklarımda ve kollarımda morarıklar oluşmuş ve beni dövdüler diye bağırıyorlardı.
-ama merak etme, sana bunu yapanlar cezasını çekecek
Gözlerimi kocaman açtım
-Willi.. Yani prens William
-adımla seslenebilirsin
-bak sakın onlara zarar verme.
Sesim yalvarırcasına çıkıyordu. Beni takmadı bile
-hadi prensesim seni evine götüreceğim
Derken beni kucağına aldı
-dur ne?! Bana prensesim mi dedin?!
-evet prensesim dedim. Birde kulağım dibinde bağırmazsan sevinirim.
Hala inanamıyorum. Bir prens beni koruyor muydu? Rüya da olmalıydım. Masallar gerçek değildir peki masal gibi hayatlar. Masallardan farksız bir hayatım olacağını bilmeden prensin kucağındaydım. Prens ise sanki beni kaybetmekten korkarmış gibi sahiplenici bir şekilde tutuyordu beni. Peki bundan sonra ne olacak? Beni nereye götürüyor? Aileme ne yapacak? Aklım da binlerce soru cevaplanmayı bekliyordu...