İçeriğe geç

Saklı Ateş

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Saklı Ateş

Bölüm 3

2. Bölüm: Kesişen Kaderler

~Alev

Tuvaletin kapısını yaslanıp derin derin nefes almaya çalıştım. Aynadaki o kızıl gözler bana değil, bir canavara aitmiş gibi bakıyordu. "Sakin ol Alev," diye fısıldadım kendi kendime. "Bu bir halüsinasyon. Hipoglisemi, stres, aşırı çalışma... Beynin sana oyun oynuyor."

Ama parmaklarımın arasındaki gümüş ejderha kolyesinin yaydığı o yoğun sıcaklık, beynimin değil, gerçeğin bir oyunuydu. Kolye sanki göğsümün üzerinde küçük bir kalp gibi atıyordu. Kapının dışından gelen ayak seslerini duyunca panikle gözlerimi yumdum. Birkaç saniye sonra gözlerimi tekrar açtığımda, o korkutucu kırmızılık yavaş yavaş geri çekilmiş, yerini tekrar alışık olduğum orman yeşiline bırakmıştı.

Dışarı çıktığımda, laboratuvarın koridorunda ilerlerken herkesin bana baktığını hissediyordum. Sanki alnımda "Ben bir ucubeleşiyorum" yazıyordu. Eşyalarımı hızla çantama tıktım. Selin bir şeyler sordu ama ona cevap bile vermeden hastanenin çıkışına doğru koştum. Dışarıdaki soğuk hava yüzüme çarptığında bir nebze rahatlamıştım ama bu uzun sürmedi.

Hastanenin bahçesinden çıkıp kalabalık caddeye saptığımda, ensemdeki tüylerin diken diken olduğunu hissettim. Biri beni izliyordu. Bu, sıradan bir bakış değildi; üzerimde ağırlık yapan, sanki bir avcıya aitmiş gibi keskin bir histi. Adımlarımı hızlandırdım, ara sokaklardan birine saptım. Kalbim yine o düzensiz ritmiyle çarpmaya başladı.

Tam köşeyi dönecekken, yolun ortasında dikilen o figürü gördüm.

~Aren

Mühür, göğüs kafesimi delmek istercesine parlıyordu. Onu hissetmiştim. O kontrolsüz, saf ve ham ateşi... Bir binanın köşesinden çıkan kızıl saçlı kızı gördüğüm an, dünyadaki tüm sesler sustu.

Güzelliği hakkındaki efsaneler, gördüğüm gerçeğin yanında sönük kalıyordu. Rüzgarda savrulan kızıl saçları, Etelya’nın batan güneşini andırıyordu. Ama asıl şey bu değildi; onun etrafındaki enerji, tıpkı babası Alon’un enerjisi gibi baskın ve asildi. Yine de bir terslik vardı. Korkuyordu. Kendi özünden, kendi gücünden kaçmaya çalışıyordu.

Onu daha fazla ürkütmek istemedim ama yakalanması gereken bir kaçaktı. Aramızdaki mesafe azaldığında, önünü kesmek için hızlı bir hamle yaptım. Üzerimdeki pelerinin altından zırhımın parçaları birbirine çarparak metalik bir ses çıkardı.

"Prenses," dedim, sesimi emredici bir tona büründürerek. "Sonunda."

Kız zınk diye durdu. Yeşil gözleri dehşetle genişledi. "Sen de kimsin?" diye kekeledi. Geriye doğru bir adım attı. "Ne saçmalıyorsun? Ne prensesi?"

~Alev

Karşımda duran adam, bu dünyanın bir parçası olamayacak kadar tuhaftı. Üzerinde garip, ağır bir pelerin vardı ve pelerinin altından altın gibi parlayan metal parçaları görünüyordu. Yüzü... yüzü bir model kadar kusursuz, neredeyse "baby face" diyebileceğim kadar yakışıklıydı ama bakışları binlerce yaşındaymış gibi yorgun ve sertti.

"Benden uzak dur," dedim sesimi sertleştirmeye çalışarak. "Polisi ararım!"

Adam hafifçe gülümsedi ama bu sıcak bir gülümseme değildi. "Polis mi? O küçük ışıklı kutuların içindeki muhafızlardan mı bahsediyorsun? Onlar beni durduramaz, Alev."

İsmimi biliyordu. Kanım dondu. "Nereden biliyorsun adımı? Kimsin sen?"

Adam bir adım daha attı. O an, boynumdaki kolye sanki eriyecekmiş gibi ısındı. Adamın elini pelerininin altına attığını görünce bir silah çıkaracağını sandım. Ama o, sadece boynundaki bir mühre dokundu. "Ben General Aren. Etelya’nın sadık kılıcıyım. Ve seni, ait olduğun yere, babanın krallığına götürmeye geldim."

"Etelya mı? Krallık mı?" Sinirlerim bozulmuştu, gülmeye başladım. "Bak, sanırım bir yanlışlık var. Ben tıp öğrencisiyim, annem ve babam yok, ben bir yetimhanede büyüdüm. Git o şakanı başkasına yap."

Tam yanından geçip gidecekken, Aren kolumu kavradı. Temas ettiği an, vücudumdan bir elektrik akımı geçti. Avuç içimdeki o yangın aniden patladı.

"Dokunma bana!" diye bağırdım.

O an, sokağın ortasındaki bir çöp konteyneri, sadece bağırmamla birlikte havaya uçtu. Yanımızdaki bir elektrik direğinden kıvılcımlar saçıldı. Ama Aren, elini çekmedi. Aksine, onun gözlerindeki yansımamdan gördüğüm parlayan kırmızı gözlerime bakıp sakin bir sesle konuştu:

"İçindeki ateşi daha fazla saklayamazsın. O seni yakmadan önce, onu nasıl kullanacağını öğrenmelisin. Ve bunu sadece ben öğretebilirim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.