İçeriğe geç

Saklama Zamanı Sikerler Adamı

Bölüm 6 · 7 dk okuma

Saklama Zamanı Sikerler Adamı

Bölüm 6

6

"Ne sinsiliğimi gördün puşt!" diye bağırarak ayağa kalktı hızla Tunga, onun sandalyesi de gürültüyle yere düşmüştü.

Ancak bizim bağırışımız hiçbir şeydi, bizim yüksek sesimiz kütüphaneyi inlettiyse huysuz Erna'nın sesi tüm Temiyzkira şehrini hoplattı. "Kim benim mekanımda bağırmaya cesaret ediyor!"

Bütün cesaretim içime kaçtı, bağırırken dışarı çıkan kaplanım inine sindi ve korkuyla titremeye başladı. Tunga, Hesila, Roza, Hima, Katherina ve İmer harika dostlardı ama ben değildim, korktuğumda yapacağım ilk şey kuyruğumu kıstırıp kaçmak olurdu. Bu yüzden hemen işaret parmağımla Tunga'yı gösterdim. Yanımıza ne ara geldiğini bir türlü çözemediğimiz Huysuz Erna başını Tunga'ya çevirdi.

Büyük hatalar yapmışlığım olmasa da ufak tefek hatalarım vardı her insan gibi benim de. Dostlarım arasında Tunga'nın ismini zikretmek de bu hatalardan biriydi çünkü Tunga'da benimle aynı anda işaret parmağını kaldırıp beni işaret etmişti. Dostları iyi seçmek bu yüzden önemlidir, sırtından vurabilen insanlarla doluydu her yer Tunga gibi.

"Bendim!" dediğimde heyecanım yüzümden sesim yüksek çıkmıştı ve Huysuz Erna'nın gözleri anında ateş püskürtür gibi kocaman açılmıştı.

"Bırakalım canım bunları," dedim ve Huysuz Erna'nın yanına geçip yaşlı kadının omuzunun üzerine kolumu attım. Bu yaptığımın, mezarımın üzerine toprak atmaktan farkı yoktu. "Biraz muhabbet edelim. Gazeteciyim ben biliyor musun? Burası hakkında bir makale yazayım ha ne dersin?"

Bir şey demedi, demesine gerek kalmadı çünkü gençliğinde dövüş sanatları ustasıymış gibi omzuna attığım kolumu döndürerek kaldırdı. Yaşlı bir kadındı ama yaşına inat atik ve çevikti, ne zaman yanımıza geldiğini kestiremeyişimiz gibi nasıl davranacağını da bilemiyorduk, öngörülemez huysuzun tekiydi. Kolumu bükmekten kırılacak dereceye getirdikten sonra arkamda kilitledi, kolumu bırakmadan Tunga'ya döndü.

Ayağımın acısına bir de kolumun acısının eklenmesine gözlerim yaşlarla doluyken alışmaya çalıştım. Şirret kadın inadına kolumu bırakmıyordu, eve gidince her yerimin ağrıyacağından emindim. Zaten ders çalışmak benim kulvarım değildi, en başta buraya gelmekti büyük hata.

Huysuz Erna, Tunga'ya gününü göstereceği sırada araya girdi Roza. Bizim gibi ayağa kalkıp sıkı sıkı yumduğu sağ yumruğunu yukarı kaldırdı. "Düşünce haklarına özgürlük!"

Roza tuhaf bir insandır, sınıfımızın devrimcisi, sessini çıkaramayanların anonsçusu olma görevini üstlenmiştir. Onu tuhaf yapan özelliklerinden birisi ise durup dururken devrimci cümlelerini bağırarak yumruğunu havaya kaldırmasıdır. İnsanların hakkını savunur ama en çok zararı insanlardan alır. Roza, durup dururken yaptığı bu hareketle, hakların savunulması gerektiği bilincini kendisinden nefret eden insanlara aşılamayı umar.

Roza harika biridir ama zamansızdır. Tam Tunga hak ettiğini alacakken araya girmesi de bu zamansız tavırlarının kanıtı niteliğindedir. Tunga'yı vurması gereken okları kendine çevirmesi ise benim için trajikomik bir olay.

Huysuz Erna, Tunga'ya yapması gerekeni, beni peşinde sürükleyerek Roza'ma yaptı. Gidip Roza'mın kafasına bir fiske vurdu. "Ecelinizi mi istiyorsunuz çocuklar?"

Söylediğim gibi Tunga melek görünümlü şeytanmış meğer. Huysuz Erna'nın dikkatinin dağılmasından faydalanarak kaçma girişiminde bulundu ama Huysuz Erna'yla oyun olamayacağını, ondan kaçmanın imkansız olduğunu bilmiyordu. Huysuz Erna çevik bir hareketle, masanın üzerinde biraz önce Roza'nın ders çalıştığı kitabı eline aldı ve Tunga'nın kafasına attı. Huysuz Erna gençliğinde keskin nişancı olmuş olmalıydı ki bize arkasını dönüp kaçan Tunga'nın kafasını tam on ikiden vurmayı başardı. Kafasına kitap yiyen Tunga yere yığıldı, bayılmış falan olmalıydı çünkü ayağa kalkmaya teşebbüs etmiyordu.

Hesila, Hima ve İmer bizi tanımıyorlarmış gibi davranıyorlardı. İmer'in parası bile burada konuşmaya, ses çıkarmaya yetecek kadar değildi. Aslında Katherina'da bizi tanımıyormuş gibi yapıyordu ancak onun sevgisi burada ses çıkarmaya yetecek kadar olmalıydı ki rolü bırakıp Tunga'nın yanına gitti. Yerde yatan Tunga'nın yanağını tokatlayarak onu ayıltmaya çalıştı.

"İnsanlar sadece insandır, ırkçılık insanlık suçudur!" diye bağırdı bu sefer Roza, yine yumruğunu havaya kaldırıştı ve yine kafasına fiskeyi yemişti. Huysuz Erna'nın kafasına vurmasını umursamadan yumruğunu indirmedi havadan.

"Hepiniz dışarı!" diye bağırdı Huysuz Erna. Hala kolumu bırakmamıştı ve galiba kolum uyuşmaya başlamıştı. "Bir hafta buraya girmeniz yasak!"

"Bir günü de rahat durarak geçirin ya. Kurt mu kaynıyor götünüzde anlamıyorum ki, her günümüz bir olay her günümüz bir rezillik. Ben bok yoluna sürükleneyim diye mi geldim bu ülkeye? Kendi ayaklarımızın üzerinde duralım başarılı olalım dedik, ders çalışmaya geldik, düştüğüm şu hale bak ya. Suç bende mi anlamıyorum ki, nerede hata yaptım acaba?" Katherina, Tunga'yı ayılttı ve ayağa kalkmasına yardım etti. Birlikte çıkışa doğru giderken Katherina söyleniyor, Tunga bir yandan ona gülerken bir yandan kafasını tutuyordu. Galiba beyin kanaması yaşıyordu, salak salak gülmesine başka bir anlam yükleyemiyordum. Belki de çenesi durmayan Katherina'ya gülüyordu, gülüşü hülyalı duruyordu.

"Bir insanı susturabilirsiniz ama insanlığı susturamazsınız!"

Bağırışı sonrası yine kafasına fiske yedi Roza. Devrimci olmasına, bütün okulun bunu bilmesine rağmen, ağzından bir kere bile ben devrimciyim dediğini duymamıştım. O hep haklarını savunduğunu, özgürlük istediğini söyler ama devrim yapıyorum demez. Kafamı karıştıran da budur, hak savunucusu birini toplum neden devrimci gözüyle görür.

"Başımı ağrıttın," dedi Huysuz Erna ve Roza'yı da kolundan tutarak ikimizi peşinden sürüklemeye başladı.

Hima, Hesila ve İmer hala bizi tanımıyormuş gibi davranıyorlardı. Huysuz Erna, döndürerek sırtıma yapıştırdığı kolumu ittirirken, kırılmadıysa da artık o kolum tamamen paramparçaydı. Acıyordu ve uğradığım haksızlık bir ufak beni üzmüyor değildi. Roza'nın da bizim yüzümüzden ceza alması vicdanımı dürtüklüyordu.

"Yapmayın etmeyin Erna Hanım," diye mızmızlandım. "Bir hafta sonra vizeler başlıyor sonra buraya gelmezsek olmaz."

Cevaplamayıp bizi alt kata kadar iteledi. Onu konuşturması, en az onun karakteri kadar zordu. Burası onun mekanıydı ve onun kuralları geçerli olurdu, bu yüzden bir hafta boyunca buraya adımımızı atamayacağımıza adım gibi emin olmuş oldum.

Alt kata iner inmez kolumu bıraktığında, fırsattan istifade edip boynumdaki kameramla birkaç fotoğrafını çektim mekanın. "Neden okulumuzla işbirliği yapmıyorsun?"

Bizi kapıdan dışarıya doğru ittirip kütüphanenin dışına tabiri caizse fırlattı, biraz kaba bir insandı. Tam geriye dönüp gideceği sırada sorum onu durdurdu, tam kapının olduğu yerde gitmek ile kalmak arasındaki o noktada kaldı. Onun hassas olduğu bir soru mu sormuştum bilmiyorum ama gülüyordu, siniri üzerinden atılmış gibi gülüyordu. "Çünkü istemiyorum."

"Ne demek istemiyorum? Herkes bu kütüphanenin okulla birleşmesini istiyor."

Okulumuzun bir kütüphanesi yoktu, koskoca okul o kadar parayı nereye harcıyor bilmiyordum ama kütüphane yaptırmaya harcamadığına emindim. Bu yüzden Amazon üniversitesi öğrencileri birlik olmuş, aralarında imza toplayarak Devrim Kütüphanesinin okul ile işbirliği yapması yönünde talepte bulunmuşlardı. İki tarafta birleşmeye sıcak bakmıyordu.

Erna başının hemen üzerini, kapının üzerindeki tabelaları işaret etti. "Bak orada ne yazıyor?" Büyük Devrim Kütüphanesi yazısının altında başka bir tabela daha vardı ve üzerinde, Sokaklar ve Kitaplar Özgürlüktür yazıyordu. "Burası benim kendim gibi özgürce takılabildiğim tek mekan, okulla birleşip bunu kaybetmek istemiyorum."

Haklı mıydı bilmiyorum, tek bildiğim binlerce insanın tersi yönde yürürken yıkılmamak için direndiğiydi. Güçlü ve kendi doğrularının farkında biriydi. O kendince hayatının anlamını bulmuş, özgürlüğünü kitaplarına yükleyerek onlarla bağ kurmuştu. Hayatına anlam katmayı başaran onca insan gibi o da güçlü biriydi.

Hayatının anlamını bulmuş biriydi ve benim de hayatımın anlamını bulmamda yardımcı olabilirdi. Bu yüzden sorularıma son getirmedim. "Eğer okulla birleşirsen değişen bir şey olmayacak, kütüphanen aynen kalacak ve hatta binlerce öğrenciyi mutlu edişin yanına kar kalacak."

"Dediğin gibi okulla birleşirsem bir değişiklik olmayacak. Siz öğrenciler neden bunu bu kadar istiyorsunuz bilmiyorum, birleşsek de birleşmesek de aynı yere geleceksiniz. Birleşirsek buraya aynı gözle bakamam, bu kitaplara biri ortak olursa onlara benimmiş gibi özen gösteremem. Unutma kitaplar özgürlüktür, bir hiç uğruna bundan vazgeçmem."

Belki de hayatın anlamı kitaplarda gizliydi, onlarca evrene açılan hayal veya gerçek ürünü cenneti olan kitaplar bana hayatımın anlamını sunabilirdi. Tabi bu bütün kitapları okumak gerektiren uzun bir yola sokardı beni. Dediğim gibi ben çalışma insanı değilim, kitap okumayı severim ama bütün ömrümü adayamam. Bu yüzden Erna gözümde huysuz birinden çok cesur biri, onun en büyük arzusu ile hayatının anlamı birbiriyle uyuşuyor.

Belki de hayatın anlamı arzumuzun ne olduğunu bilmekten geçiyor, hayatımızı renklendiren şey hayatın anlamı olabilir mi? Beni en çok habercilik yapmak, adını komik bulduğum ve içinde beni seven tek kişinin olmadığı Gazedde'de çalışmak mutlu ediyor ama sanmıyorum. Gazeteciliğin benim hayatıma anlam kattığı pek söylenemezdi.

"Kitaplar özgürlüktür!" diye bağırdı araya girerek Roza, yumruğunu havaya kaldırmıştı.

Roza'nın koyduğu son nokta ile birlikte bizi ardında bırakarak kütüphanesine girdi Cesur Erna. Binlerce öğrenciye kafa tutmayı Erna'dan başka biri başaramazdı, kimse onun gibi hakkıyla bu işin içinden sıyrılamazdı.

"Kafan acıyor mu, Erna'nın eli ağırdır" dedim yürümeye başlarken. Ellerimi cebime koydum, günün geri kalanında bir planım olmadığım için işsiz kalmış yeni mezun kadar boşlukta hissediyordum kendimi.

"Yok acımıyor, benim kafam sağlamdır."

"Eşyalarımız da kütüphanede kaldı."

"Alır Hesila falan, takma kafana."

"Tunga ne yapıyor acaba, inşallah beyin kanamasından ölmüştür."

"Yok ölmemiştir, kalın kafalı o."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.