Selin’in uyarısıyla gruptaki herkes bir anlığına buz kesti. Fenerlerin titrek ışıkları aynanın pürüzsüz yüzeyine vuruyor, aynadan süzülen soğuk yansıma koridorun karanlığına karışıyordu.
"Selin, saçmalama, hemen kafanı çevir!" diye bağırdı Mert. Selin’in kolundan tutup onu geriye doğru çekmeye çalıştı ama Selin sanki yere çakılmış gibi hareket etmiyordu. Gözleri aynadaki kendi siluetine kilitlenmişti.
"Mert... hareket edemiyorum," dedi Selin. Sesi fısıltıdan farksızdı, dudakları zangır zangır titriyordu. "Aynadaki el... omzumu sıkıyor."
Gerçek dünyada Selin'in omzunda hiçbir şey yoktu. Ama aynadaki yansımada, Selin’in hemen arkasında duran o uzun, kapkaranlık gölge, zayıf ve uzun parmaklarını Selin’in omzuna gömmüştü. Yansımadaki Arda’nın ise yüzü tamamen yoktu; sanki birisi bir silgiyle yüz hatlarını kazımış gibi pürüzsüz bir et tabakasından ibaretti.
"Tamam, sakin olun!" dedi Kaan, panik içinde geriye doğru iki adım atarak. "Kuralı hatırlayın: 'Kendi yansımana bakarsan, o sana bakmayacak.' Biz baktık... ve o da şu an bize bakıyor!"
Arda kendi yüzünün aynadaki haline bakmamak için gözlerini sımsıkı kapattı. "Işıkları kapatın!" diye bağırdı aniden. "Ayna ışıkla çalışıyor! Fenerleri söndürürsek yansıma da yok olur!"
"Saçmalama Arda, zifiri karanlıkta mı kalacağız?!" dedi Elif ağlamaklı bir sesle.
"Başka şansımız yok!" dedi Mert ve kendi fenerinin düğmesine bastı. Koridor bir derece daha karardı.
Kaan, Aylin ve Elif de çaresizce fenerlerini kapattılar. En son Arda ve Selin’in feneri kaldı.
"Selin, kapat şunu!" Arda uzanıp Selin’in elindeki fenerin düğmesine bastı ve kendi fenerini de kapattı.
Bir anda 6. katın sahanlığı mutlak, zifiri bir karanlığa gömüldü.
Hiçbir şey görünmüyordu. Sadece altı gencin düzensiz, hızlı nefes alıp verişleri ve binanın derinliklerinden gelen o uğultulu hava akımı duyuluyordu.
"Selin?" dedi Mert karanlığa doğru. "Orada mısın? İyi misin?"
Sessizlik.
"Selin, cevap ver!" dedi Aylin, sesi yükselerek.
Karanlığın içinden, tam aynanın durduğu noktadan, hafif bir cam çatlama sesi geldi. Çıııırt... ardından bir çatlama sesi daha.
Ve hemen ardından Selin’in sesi duyuldu. Ama bu ses yanlarından değil, tam karşılarından, aynanın içinden geliyordu:
"Ben buradayım... Ama siz neredesiniz?"
Kaan dayanamayıp telefonunun ışığını yaktı. Işık hüzmesi aynaya çarptığı an hepsinin kanı çekildi.
Ayna boydan boya çatlamıştı. Ve Selin... grubun yanında değildi. Aynanın arkasındaki karanlık boşluğun içinde duruyor, kırık camın diğer tarafından onlara bakıyordu. Aynanın bu tarafında, yani gençlerin durduğu yerde ise sadece Selin'in feneri yere düşmüş, boş bir şekilde duruyordu.
Arda dehşetle öne atıldı. "Selin! Nasıl geçtin oraya?!"
Aynanın içindeki Selin hafifçe gülümsedi. Ama bu onun her zamanki gülümsemesi değildi. Yüzü tamamen mimiksiz, gözleri bomboştu. Camın arkasından elini kaldırıp çatlak yüzeye vurdu.
TAK. TAK. TAK.
"Burası çok daha güvenli," dedi aynadaki Selin, sesi boğuk çıkıyordu. "Yukarı çıkmanız lazım. 7. kat kapısını açtı. Hepinizi bekliyor."
Elif çığlık atarak yüzünü kapattı. Mert, Arda’yı yakasından tutup geriye çekti. "Aynaya yaklaşma! O artık Selin değil!"
"Bırak beni! Onu oradan çıkarmamız lazım!" diye bağırdı Arda, ama Mert onu var gücüyle 7. kata çıkan son merdivenlere doğru itti.
"Selin gitti Arda! Anlamıyor musun? Bina onu aldı!" dedi Mert, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Eğer burada kalırsak bizi de alacak!"
Aynanın içindeki gölge, Selin’in arkasından yavaşça belirdi ve kızın omzundan tutarak onu karanlığın derinliklerine doğru çekmeye başladı. Selin hiç direnmedi, sadece boş gözlerle gruba bakmaya devam etti.
Aylin, Kaan’ın koluna yapıştı. "Yukarı! Merdivenlere koşun!"
Son bir çaresizlikle, 7. katın ardına kadar açılmış duran devasa, paslı demir kapısına doğru koşmaya başladılar. Artık ne kural kalmıştı, ne mantık, ne de ters psikoloji. Sadece hayatta kalma içgüdüsü vardı.
Son merdiven basamaklarını tırmandılar ve 7. Kat'ın eşiğinden içeri adım attılar.
Arda, Mert, Kaan, Elif ve Aylin... Beş kişi kalmışlardı.
Arkanızdaki ağır demir kapı, devasa bir gürültüyle kendiliğinden kapandı ve kilitlendi. BOOOM!
İçerisi tamamen farklı bir yerdi. Dışarıdan tahtalarla kapatılmış görünen pencere boşluklarından içeriye kan kırmızısı bir dolunay ışığı süzülüyordu. Katın tam ortasında, duvardan duvara uzanan devasa bir kural listesi kazınmıştı.
Ve listenin en altında, taze kanla yazılmış tek bir cümle duruyordu:
> "OYUN BİTTİ. KURALLAR ARTIK SİZİ KORUMAYACAK."
>
Demir kapının kapanma yankısı odadaki her bir santimetrekareye yayıldı. Arda hemen kapıya doğru koşup paslı kola asıldı, var gücüyle yüklendi ama kapı sanki duvara dökülmüş betona kaynamış gibi milim bile oynamadı.
"Açılmıyor!" dedi Arda, nefes nefese kapıyı yumruklayarak. "Kilitlendi, tamamen kilitlendi!"
"Arda bırak artık, açılmayacak o kapı!" dedi Mert. Sesi kısılmıştı, duvarın dibine çökmemek için zor duruyordu. "Selin'i kaybettik... Şerefsiz bina onu aynanın içine çekti, gözümüzün önünde gitti kız!"
Elif hıçkırıklarla ağlayarak Aylin’in boynuna sarıldı. Aylin de titriyordu ama gözlerini katın ortasındaki o devasa duvardan alamıyordu. Pencere tahtalarının arasından süzülen kan kırmızısı dolunay ışığı, duvarın tam ortasındaki yazıları adeta bir tiyatro sahnesi gibi aydınlatıyordu.
Kaan fenerini kapattı. Artık fener ışığına bile gerek yoktu; o ürpertici kırmızı ışık, odadaki her şeyi net bir şekilde görmelerine yetiyordu.
"Şu yazılara bakın," dedi Kaan, parmağıyla duvarı işaret ederek. Sesi korkudan çok derin bir kabullenmişlik taşıyordu. "Aşağıdaki kurallar sadece bizi buraya çekmek için yazılmış birer yemmiş. Asıl liste buradaymış."
Grup yavaş adımlarla duvara doğru yaklaştı. Duvarın üzerinde, yıllar önce yazıldığı belli olan ama üzerindeki kurumuş kan izleriyle tüyler ürperten uzun bir liste vardı.
Mert listenin ilk maddelerini sesli bir şekilde okumaya başladı:
1. BİNA SİZİN ZİHNİNİZİ DİNLER.
2. TERS PSİKOLOJİ BİR KAÇIŞ DEĞİL, BİNANIN SİZİ SEÇTİĞİ YOLDUR.
3. BURAYA GİREN HER GRUP BİR KİŞİYİ AYNAYA, BİR KİŞİYİ İSE GÖLGEYE VERİR.
"Bir kişiyi aynaya..." dedi Arda, duvarda yazanları okurken boğazı düğümlenerek. "Selin... Selin aynadaki kişiydi."
"Peki gölgeye verilecek olan kim?" diye sordu Elif, dehşet içinde etrafına bakarak.
Tam o anda, 7. katın tahtalarla kaplı penceresinin önünde, kan kırmızısı ışığı kesen devasa bir karartı belirdi. Işık hüzmesi bir anlığına kırıldı ve odanın zemininde, uzayan kapkaranlık bir insan silüeti oluştu.
Ancak bu gölge, odadaki beş kişiden hiçbirine ait değildi.
Gölge, yavaşça zeminde kayarak tam Kaan’ın ayaklarının dibine kadar uzandı.
Kaan hareket edemedi. Bacakları kilitlenmiş gibiydi. "Çocuklar..." dedi, gözleri zemindeki gölgeye kilitlenmiş bir halde. "Gölge... ayağıma dokunuyor."
"Kaan geri çekil!" diye bağırdı Mert ve Kaan’ı kolundan yakalayıp geriye çekmeye çalıştı.
Fakat çok geç kalmışlardı. Zemindeki gölge, sanki sıvı bir siyah zift gibi Kaan’ın botlarından yukarı doğru tırmanmaya başladı. Kaan çığlık atmak istedi ama boğazından sadece boğuk bir hırıltı çıktı. Yüzündeki ifade bir anda silindi, tıpkı aynadaki Arda’nın yüzü gibi dümdüz, ifadesiz bir hale geldi.
"KAAN!" diye bağırdı Arda, öne atılarak.
Kaan yavaşça arkasını döndü. Gözlerinin akı tamamen siyaha bürünmüştü. Arkadaşlarına son bir kez baktı ve katın en karanlık köşesine doğru, yürümüyormuş da karanlığın içinde eriyormuş gibi geri geri çekilerek kayboldu.
Aylin çığlık atarak gözlerini kapattı. "İki kişi gittiler! İki kişi gittiler!"
Geriye sadece dört kişi kalmışlardı: Arda, Mert, Elif ve Aylin.
Ve duvardaki listenin en altındaki son cümle, tıpkı taze yazılmış gibi kırmızı ışığın altında parıldamaya başladı:
"ŞİMDİ KAPININ KİLİDİNİ AÇMAK İÇİN BİR SEÇİM YAPIN: BİRİNİZ KALACAK, ÜÇÜNÜZ ÇIKACAK."