Odadaki kırmızı ışık, duvarın üzerindeki taze kan kokusuyla birleştiğinde nefes almak neredeyse imkansız hale gelmişti.
Kaan’ın karanlığın içinde yok oluşu, kalan dört kişinin —Arda, Mert, Elif ve Aylin— üzerindeki son cesaret kırıntılarını da yakıp yıkmıştı. Selin aynanın içine çekilmiş, Kaan ise katın zifiri karanlığına karışmıştı.
"Biriniz kalacak, üçünüz çıkacak..." dedi Elif, sesi titrerken dizlerinin bağı çözüldü. Yere çöktü, elleriyle yüzünü kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Ben kalayım... Tamam mı? Ben artık devam edemiyorum. Siz gidin."
"Saçmalama Elif!" dedi Aylin aniden öne atılıp Elif’in yanına çökerek. Sıkıca arkadaşının omuzlarını tuttu. "Saçma sapan konuşma! Kimse burada tek başına kalmayacak!"
Mert sinirle duvara bir tekme attı. BAM! Ses boş koridorda yankılandı. "Neyi seçeceğiz lan?!" diye bağırdı karanlığa doğru. "Bizi buraya Arda getirdi! O ve onun o lanet 'ters psikoloji' teorileri!"
Arda olduğu yerde çakılı kalmıştı. Bakışları bomboştu. Duvardaki cümlenin altında, taze kanla yazılan yazının hemen yanında bir kilit mekanizması ve üzerine kanla çizilmiş bir avuç içi izi belirdi.
Bina, birisinin elini o iz üzerine koyup kendini feda etmesini bekliyordu.
Arda ağır adımlarla duvara doğru yürüdü.
"Arda... Ne yapıyorsun?" dedi Mert, sesi bu sefer sinirden değil, derin bir endişeden titriyordu.
Arda, arkasına dönüp arkadaşlarına baktı. Yüzündeki o kibirli, her şeyi bildiğini sanan ifade tamamen yok olmuştu. Yerini derin bir pişmanlık ve kabullenişe bırakmıştı.
"Selin haklıydı," dedi Arda, kısık ve kırık bir sesle. "Mert, sen haklıydın. 'Kuralcılık yapma' diye seninle dalga geçtim ama buradaki tek mantıklı adam sendin. Herkesi bu cehenneme ben sürükledim. Selin’i ben kaybettim, Kaan benim yüzümden gitti."
"Arda, dur!" dedi Aylin, ayağa kalkmaya çalışarak. "Başka bir yolu olmalı! Yine tersini düşünelim, fenerleri yakalım, bir şey yapalım!"
"Artık yapacak bir şey yok Aylin," dedi Arda hafifçe gülümseyerek. "Duvarda ne yazıyordu hatırlıyor musunuz? 'Oyun bitti. Kurallar artık sizi korumayacak.' Artık ne kural var ne de ters psikoloji. Tek bir gerçek var: Buradan üçünüzün çıkması gerekiyor."
"Arda, saçmalama! Dokunma o duvara!" diye bağırdı Mert ve öne doğru fırladı.
Ama Arda daha hızlı davrandı. Sağ elini, duvardaki kanlı avuç içi izinin üzerine bastırdı.
O an, 7. katın tamamı şiddetle sarsıldı.
ZARRRRRRR!
Duvarın içindeki devasa mekanizmalar çatırdadı. Ağır demir kapı, arkalarında büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı. Kapının arkasında artık zifiri karanlık değil, merdivenlerden aşağıya, binanın dışına doğru uzanan ve pırıl pırıl parlayan beyaz bir ışık hüzmesi vardı. Aşağı giden yollar açılmıştı.
Ancak Arda’nın elini bastırdığı duvardan siyah, sarmaşık benzeri gölgeler fırladı. Gölgeler Arda’nın kolunu, ardından gövdesini sarmalamaya başladı.
"ARDA!" diye bağırdı Mert, onun kolundan tutmaya çalışarak.
"GİDİN!" diye kükredi Arda. Gölgeler yüzüne doğru tırmanırken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Mert, kızları al ve koş! Arkana sakın bakma! Bu sefer gerçekten... sakın arkana bakma!"
Mert gözyaşları içinde Elif ve Aylin’i kollarından yakaladı. "KOŞUN!"
Üç genç, arkalarında kalan Arda’nın ve binanın iniltilerinin arasında açık kapıdan dışarı fırladılar. Merdivenlerden aşağıya nasıl indiklerini, kaç basamağı birer ikişer atladıklarını hatırlamıyorlardı bile. Az önce yok olan merdivenler şimdi tamamen oradaydı.
* kata ulaştılar, fuayeyi geçtiler ve kendilerini binanın paslı tellerinin dışına fırlattılar.
Soğuk gece havası yüzlerine çarptığında, üçü de çamurlu toprağın üzerine yığıldı. Gökyüzündeki simsiyah bulutlar çekilmiş, ay ışığı ortalığı aydınlatıyordu.
Aylin başını kaldırıp binanın en üstüne, 7. Kat'a baktı.
En üst katın tahta çivilenmiş pencerelerinden birinde, üç siluet duruyordu. Yan yana duran üç gölge... Selin, Kaan ve Arda.
Arda’nın gölgesi, elini kaldırıp onlara hafifçe salladı.
Daha sonra üç siluet de karanlığın içinde tamamen kayboldu.
2.kitap gelecek...