İçeriğe geç

Şahzade

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Şahzade

Bölüm 5

Yalnızlık

Ondan önce

Hayat cehennem gibiydi. Kayalıkların üzerinde oturmuş elimde ilaçlar bunu düşünüyordum. Halbuki hiç bulunmamıştım cehennemde. O ilaçları içmeye hiç bir zaman gücüm yetmedi doktorlara göre güçlü, bana göre korkak olduğum için.

Onunla

Hayat cennet gibiydi. Diye düşündüm güzel gözlerini seyr ederek. Halbuki hiç bulunmamıştım cennette. Huzur hiss ettiriyordu o bana. Onun için arkama bakmaz var olan olmayan herkesi silebilirdim hayatımdan. Kardeşlerimi bile...

ONDAN TAM BEŞ YIL SONRA

Yatakta uzanmış duvarı izliyordum. Haftalardır başka bir şey yapmıyordum. Olanları ve başka neler yapa bilirdim onu düşünüyordum. Tess ile Han benim için çok endişeleniyorlardı ama umrumda bile değildi.

Diğerleri beni terk etmişti... kardeşlerim...

Gökçem ne kadar özlüyorun seni bir bilsen. Çocuksu neşen, Gölgenin paranoyası, keman çalması, Elizabethin moda düşkünlüğü, Denizimin temizlik takıntısı, ikizi Çınarın herşeyi merak etmesi. Kendim örmeyi özlemiştim. Onlarla konuşmayı aramızdaki karasızlığı...

Ama onlar beni terk etmişti...

Neden?...Yapa yalnızdım artık...

Tam iki ay önce Han ile ben saldırıya uğramıştık. O sadece bir çizikle kurtulurken ben o kadar şanslı olamamıştım. Aylarca işkence görmüştüm. Sonra nasıl olduğunu hatırlamıyor ama kurtula bilmiştim. Şimdi neredeydim peki? Hastane değildi ama etrafta doktorlar vardı. Odanın dışından bazen çığlık sesleri geliyordu. Bana ilac verip uyutuyorlardı. Yani öyle olduğunu düşünüyorlardı. Benim uyuşturucu ilaclardan nefret ettiğimi kimse bilmiyordu. Aklıma koymuştum. Ne olursa olsun buradanda kaçacaktım...

Beni kaçıran kişi Mehmeti katleden insanların patronuydu. Yıllardır Han yüzünden dokunamadığım adam Rıza. Onu da hall edecektim. Onunda zamanı gelecekti.

Bir şekilde herkesi atlatmıştım. Kaçmıştım oradan. Üzerimde hala hastane kıyafeti vardı. Çıkarken oranın isminin "TEKINOĞLU RUH SAĞLIĞI HASTALIKLARI HASTANESI" yazıyordu. Beni tımarhaneye mi kapatmışlardı? Neden?




Şimdi ise evimdeydim. Mehmetle birlikte kaldığımız evimizde. Mehmetle buluşmayı bekliyordum. Bana herşeyin iyi olacağını söylemişti. Yeni bir hayat kuracaktık.




Kafamın içinde bazı sesler vardı ama kim olduklarını anlamıyordum. Çok derinden sanki bir mağaradan bağırıyorlardı. Tüm herşey birbirine girmişti. Ama ben onları susturuyordum. Ya Mehmet bunu duyar ve artık benimle buralardan kaçmak istemezse diye korkuyordum. Gece yarısı onunla görüşmemi istemişti. Ben de ona ördüğüm bereyi hediye edecektim. Siyah bir bereydi.




Tess'den




Son bir ayım tamamen felaket olmuştu. Size baştan anlatayım.




Sıradan günlerden biriydi. Oyun oynamaya dalmıştım her zamanki gibi. Sonra bir anda Şahzadenin evinden tehlike mesajı geldi. Şahzade için özel olarak bir cihaz kurmuştuk sandalyesinin altına. Düğmeye bastığında ben tehlike olduğunu anlıyordum. Ve onların buna ihtiyacı olacağını asla düşünmemiştim.




Kırmızı ışık yanıp sönmeye başladı. Anında Şahzadenin evindeki kameralara bağlandım. Bir grup adamla savaşıyordu. Hemen Han abimi aradım. Ama açmıyordu. Adamlarından birini aradım. Ama o da açmadı. Kameralara geri baktım. Şahzade adamları hall etmişti bile. Sonra dışarı çıkmıştı. Ama beklemediği bir şey vardı. Elinde silah bir grup adan onu dışarıda bekliyordu. Şahzade ellerini yukarı kaldırıp diz çökmüştü. Arkasından yaklaşan adamın elinden silahı almış diğerlerini vurmuştu ama karnında vurulmuştu.




Tanrım sen yardım et lütfen. Lütfen karın boşluğuna gelmiş olsun. Lütfen yaşasın. Lütfen...




Hanı bir kez daha aradım. Çaldı çaldı. Defalarca aradım açana kadar aradım. Sonunda açtı. Sesi acı dolu geliyordu.




"Ne oldu?"




"Sen iyi misin? Sesin çok kötü geliyor. Kaç kez aradım neden açmıyorsun!" Sinirliydim ona. Şahzade şuan ölüyor ola bilirdi.




"Saldırıya uğradık ama bir şeyim yok. Sadece bir sıyrıkla kurtuldum. Açamadığım için üzgünüm. Şimdi Tess ne oldu sakince anlat" acı çekiyordu kesinlikle bir sıyrık değildi.




"Şahzade de saldırıya uğradı. Çok kötü yaralandı. Onu hemen bulman lazım." Dedim telaşla.




"Ne?"




"Çabuk buraya gel!" Deyip telefonu kapattım. On beş dakika sonra buraya varmıştı. Ona kamera görüntülerini gösterdim. Odada dört dönmeye başladı. Ne yapacağını düşünüyordu.




"Polise gidemeyiz. Ona zarar verirler. Hayatta olduğunu bile bilmiyoruz"




"Ona ihtiyacları var. Bir şey yapmazlar."




Ama öyle olmamıştı. Han onu Türkiyenin her yerinde arıyordu. Tüm düşmanlarını yokluyordu. Ama iki gün sonra bir video gelmişti.




Videoda Şahzadeye işkence ediyorlardı. Gözlerimi kapattım izlemedim. Han sinirlenip telefonunu kırmıştı. En azından düşmanın kim olduğunu anlamıştık.




Konu şu ki Han sevgilisini gizli tutuyordu. Henüz bazı adamlarının bile haberi yoktu. Bir çok kişi ise Şahzadeyi koruduğu için onun sevgilisi olduğunu düşünüyordu.




"Aramızda köstebek var kesin. Han onu hemen bulman lazım sana başka zararlar vermeden."




Bir kaç gün sonra Han ihanetkarı bulmuş cezasını vermişti. Ama hala Şahzadeyi bulamıyorduk. Her gün video geliyordu elimize. Anladığımıza göre bu adamlar uzun zamandır Şahzadenin aradığı adamdı. Şahzade durmadan onun adamlarını öldürüp açığını bulmak istiyordu. Ve bunu öğrenen adamlar artık Hanı tehdit etmek için değil onu kendi intikamı için tutuyorlardı ellerinde.




"Anlamadığım Şahzade neden bu adama kafayı bu kadar takmıştı?" Diye sordum Hana. Bu aralar hiç uyumuyordu tam bir hafta geçmişti. Arada sadece bir saatlik gözlerini kapatıyordu.




"Şahzade ile tanışmam onların adamlarını öldürmesi ile oldu. Araştırdığıma göre o adamlar Mehmeti bir ara bizimle yaşayan bir çocuğu öldürmüşler. Sanırım Mehmet onların bir açığını bulmuştu. Mehmet sokakta bir kız bulmuş yanında kalmasını sağlamıştı. Bunu bizim Kazımdan öğrendim. Artık ne dediğimi bile anlamıyorum Tess. Kafayı yiyeceğim. Ne istiyorlar bizden gerçekten. Neden bizimde diğer insanlar gibi normal bir hayatımız yok. Hayatımızda ölüm kelimesinden fazla bir şey yok. Bıktım artık yeter. Onu bu hayata sokmamalıydım. Kendimden nefret ediyorum." Onu tamamen anlıyordum ve çok haklıydı.




Her gün yeni video geliyordu. Her gün farklı işgence ediyorlardı. Bıkmıştım artık onun çığlıklarını duymaktan.




Böylece iki ay geçti. Onu asla bulamadık. Handan tüm gücünü istemişlerdi. Sanırım onunla oynamaktan sıkılmışlardı. Oysa kabul etmişti. Bunun için görüşeceklerdi. Şirketi evlerini hastanelerini hepsini vermeye hazırdı.




Görüşmeye gittiğimizde savaşa her an hazırdık. Polisle birlikte iş yapıyorduk. Başka çaremiz yoktu artık. Ben iki sokak uzakta polisle beraber durmuş bekliyordum.




Han Şahzadeyi görmeden hiçbir şeyi imzalamayacağını söylemişti. Ve onu görmüştük. Ayakta bile duramıyordu. Yere fırlatıp attılar onu. Çok sinirlenmiş arabayı yumruklamıştım. Polisler beni sakinleştirdikten sonra içeri dalmışlardı. Ambulans hazır bekliyordu. Çatışma, bağrışmalar derken sonunda Şahzadeyi getirmişlerdi. Sonunda kurtulmuştu.




Teşekkür ederim Tanrım. Çok teşekkür ederim...




Ama hiçbir şey yine iyi gitmemişti. Şahzade uyanmıştı ama hiç konuşmuyordu. Sadece boş boş duvarı izliyordu. Bir hafta sonra zorlada olsa onu eve götürdük. Başka yere gitmek istememişlerdi. Onu yalnız bırakmıştık ama durmadan kameradan izliyorduk. Han evinin yakınına adamlar yerleştirmişti. Durmadan onu izliyorduk ama hiçbir şey yapmıyordu sadece yatıyordu.




Ama bir gün ayağa kalkıp Mehmeti bulmaya gitmişti. Allahtan peşinde adam vardı öyle bulmuştuk onu. Eski evlerine gitmişti. Bundan sonra Han onu kendi hastanelerinden birine yerleştirmişti. Onu korumak için. Terapiye giriyordu ama ne konuşuyor ne de yemek yiyordu.




Bir kaç hafta hastanede kaldıktan sonra oradan kaçmayı başarmıştı. Meğer ilaclarını almıyormuş. Han ile uzun uzun düşündük nereye gide bilir diye. Sonra aklımıza yine Mehmet geldi. Neden heryerde bu çocuğun ismi vardı.




Evlerine gittik bir şey bulamadık. Hep gittikleri sahile baktık bir şey bulamadık. Son çare öldüğü sokağa gittik. Oradaydı. Yere çökmüş elinde en sevdiği siyah beresi vardı. Soğuktan titriyordu ve ayakkabısızdı.




Bu sefer onu bana getirdik. Uyuttuk ve oturup konuştuk. Ona iyi gelecek bir insan varsa o da Tunaydı. En iyi arkadaşı. Şuan düşünüyorumda çok merak etmiştir Tuna onu.




Han Tuanın konumunu araştırıp evinin tam yanından ikimizede ev almıştı. Şahzade biri ile aynı evde kalmaktan nefret ederdi. Bu yüzden ayrı iki ev tutmuştuk. Yarın taşınacaktık.




Sara'dan




Bugün yeni eve taşınıyorduk. Bunu hiç istemiyordum. Eski evimde güzel Kudretli Ağacım ve gölüm vardı. Bura ise aile mahallesiydi. Zengin insanların yaşadığı bir mahalleydi. Zengin olsam bile hala alışamıyordum. Benim param değildi sonuçta.




Arabadan inmeme izin vermeyip tekerlekli sandalyeye koydular beni. Gıcıklar! Konuşmuyordum kimseyle. Hiçbir şey yapmaya halim yoktu. Sadece kardeşlerimi geri istiyordum.




Bazen kafam gidip geliyordu. Ama bugün iyidim. Gerçeklikteydim.




Beni tekerlekli sandalyeye oturtmuş, bir saniye bile başımdan ayrılmıyorlardı.




Gece eve vardığımızda ev tam istediğim gibiydi. Eski evime benziyordu. Ipave olarak salonun ortasında olan müzik aletleriydi. Aslında ilk kez kendi kimliğimi kullanmış mahallenin girişindeki müzik salonunu satın almıştım. Müzik aletlerini sonradan oraya taşıyacaklardı. Ama önce oranın tamir edilmesi gerekiyordu.




Sol kolum kırıktı. Bu yüzden kolum alçıdaydı. Yüzümün her yeri şiş ve morluklarla doluydu. Vücudum da aynıydı. Derin kesikler ve morluklar vardı.




Koltuğuma yattım. Ve düşünerek uykuya daldım. Yarın artık kaçıncı kez bilmem yeni hayata başlıyordum.




xXx.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.