İçeriğe geç

Şahzade

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Şahzade

Bölüm 6

Şahzade

Ondan önce zaman boşa akıyordu. Tek başıma o kadar insan arasında hayatta kalmak için çabalamıyordum bile.

Onunlayken nefes aldım. Hayaller kurdum, yaşamak için sebep buldum.

Ama ondan sonra yaşamım durdu sanki. Zaman geçiyordu ama ben yaşayamıyordum.

Ara sıra onun hayalini görür kafamı çevirirdim Tuna anlamasın diye. Ben de biliyordum hasta olduğumu. Ben de biliyordum kısacık süre tanıdığım birini takıntı haline getirdiğimi. Ama ben hasta olmayı seviyordum. Nedendir bilmem. Ama hayat istediğimi vermişti bana. Kafamı yemek üzereydim.

Bir hafta evden hiç çıkmamıştım. Bir gün akşam kolumdaki saatin alarmi çalmaya başladı. Birisi evime girmeye çalışıyordu. Sesler duymaya başladım. Bir kaç kişi aralarında konuşuyorlardı.

Duvarın arkasına saklandım. Eve addımlarını atar atmaz birini kendime çekip boğazına bıçağı dayadım. Ama kesmedim. Adam çığlık attı ve ona zarar vermemem için yalvarmaya başladı. Hepsini inceledim. Dört kişilerdi. Üzerlerinde normal kiyafet vardı. Bunlar sıradan gençlerdi. Hırsız bile değillerdi.

"Kimsiniz ve ne istiyorsunuz." Dedim çocuğu bırakarak. Ama bıçağı elimde sımsıkı tutuyordum hala.

"Abla lütfen bize zarar verme. Bak biz müzik aletlerini gördük tanışınırken sonra eve kimse girmeyince gelip bakmak istedik. Biz müzisyeniz. Lütfen affet" dedi küçük boylu olan.

Onlara gitmelerini söyledim. Evden kaçaraka uzaklaştılar.

Sabah evin dışına "ÇITLERI GEÇMEYIN" yazısını asmıştım. Tess'i bile içeri almıyordum. Bana gıcık olduğunu söylemiş ve oyununa geri dönmüştü. Beni kameralardan izlediğini bimiyordum zaten.

Artık kimdim anlamıyordum. Deniz miyim Sara mıyım bilmiyorum. Sadece kafamı meşgul etmek için durmadan temizlik yapmak istiyordum.

Bugün karşı komşu beni ziyaret etmişti. Bana kek getirmişti. Teşekkür etmiş kekin kabını elime eldiven giyerek almış ve yemesi için Tesse vermiştim. Ben pek yemek yiyemiyordum. Ve sürekli eldivenleydim.

Akşama doğru geziye çıkmıştım. Hayatımı gözden geçiriyordum. Aklımdan Rıza denen adamdan alacağım intikamı düşünüyordum. Ama bunun için yeterince güçlü değildim.

Kapını önüne geldiğimde çarpaz kapıdan biri durmuş beni izliyordu. Ama kim olduğunu göremiyordum. Tökezledim ve yere düştüm. Soğuk ter döküyordum. Sonra birinin ismimi seslendiğini duydum. Ama kim olduğunu göremedim. Birinin ellerini kolumda hiss etdim. Bu hiss etdiğin son şeydi sonra bayılmıştım.

Bir süre sonra uyanmıştım. Üzerimde yine hastane kıyafeti vardı. Yanımda bir haraketlilik hiss ettim başımı o tarafa döndürdüğümde Rüzgarla karşılaştım. Ne oluyordu burada? Yine rüyada mıydım? Tüm olanlar aslında bir hayal miydi? Tımarhanede kaldığım zamanlar durmadan halüsinasyonlar görüp duruyor doktorlar tarafından sakinleştiriliyordum. Sakinleştirmek dediğim hepsi üzerime zıplayıp beni tutmaya çalışıyorlardı. Kaç doktoru sakat etmiştim bilmiyorum.

Kolumdaki serum iğnesini çıkartıp attım. Yine uyuşturulmak istemiyordum. Bıkmıştım artık uyumaktan. Ben de diğer insanlar gibi yaşamak istiyordum artık. Kırk yıl düşünsem bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi. Ben hep farklı olmak isterdim.

"Hey hey sakinleş. Uzun zamandır aç kalmışsın. O seruma ihtiyacın var. Bekle burada doktorunu çağıracağım." Dedi ve odadan çıktı. Ben zorlada olsa ayağa kalktım. Başım dönüyordu. Saat kaçtı. Mehmetle buluşmam gerekiyor.

Bir kaç dakika sonra Tuna hızla içeriye girdi. Kesinlikle rüyadaydım. Ona bakmadım. Pantalonumu ayağıma geçirdim ve giydim. Sonra hastane kıyafetini üzerimden çıkardım. Tüm yaralarım gözüküyordu artık. Sonra hızla kapşonumu giydim. Odadan çıkmak için ilerlerken duvardan güç alıyordum.

"Şahzade nereye gidiyorsun. Senin dinlenmen gerek. Tess kaçırıldığını ve işkence gördüğünü söyledi. Lütfen geri yat yatağa iyileşmen gerek." Dedi Tuna bana yaklaşarak. Ondan uzaklaştım. Gözlerine bakmıyordum.

"Benim Mehmeti bulmam lazım" dedim.

"O kim? Sonra bulursun ya da biz ararız. Lütfen şu yatağa geçer misin"

"BENIM MEHMETI BULMAM LAZIM!" dedim her kelimeyi vurgulayarak. Sonra hemşire ve doktor girdi içeri. Yüzlerine bakmadım. Ve bağırmaya direnmeye başladım. Dakikalarca beni sakinleştirmeye çalıştılar.

Beni yine tımarhaneye götürecekler diye korkuyordum. Oradaki gibi bana dokunacaklar diye korkuyordum.

Tuna ile Rüzgar beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama bana hiç etki etmiyordu. Ellerimi kafama vurarak bir şeyler sayıklıyordum.

"Kardeşim?" Dedi birisi yüksek sesle. O tarafa baktım. Üzerinde doktor kıyafeti olan birisi bana yaklaşıyordu. Herkes sessizleşmiş ona bakıyordu.

"Abi?" Dedim. Onun burada ne işi vardı? Doktordu. Başarmış mıydı? Doktor ola bilmiş miydi?

"Senin ne işin var burada?" Diye sordum. Yere çöküp oturdum. O da benim gibi yaptı. "Yine halüsinasyon görüyorum değil mi? Sen de gerçek değilsin."

"Dokun bana" dedi ve koluna bana doğru uzattı. Yavaşca ona yaklaştım korkarak. Yavaşca koluna dokundum. Onu hiss ede biliyordum. Yani gerçekti. Elimi hızla geri çektim.

"Onlara söyle bir daha dönmem o tımarhaneye. Deli değilim ben!" Dedim sinirlenerek.

"Tamam. Kimse seni hiçbir yere götürmeyecek. Sakin ol. Deli değilsin sen. Kimse sana deli demiyor."

Cenin pozusnonunda odanın en kenarında oturmuştum. Kalbimse bir sızı hiss ediyordum. Neydi bu?

"Ben eve gitmek istiyorum. Lûtfen." dedim. Abim izin almış bizimle gelmişti. Bir ara telefonda biriyle konuşuyor beni bulduğunu söylüyordu. Sanırım annem ve ya kardeşimdi.

Arabaya doğru giderken Tessin koluna girdim. Herkes buna şaşırmıştı. Onlara önlerine dönmelerini söylemiştim. Tuna durmadan iyi olup olmadığımı soruyordu. Biraz daha böyle devam ederse çenesini kıracaktım o olacaktı.

Bir anda karşı yolda onu gördüm.

"Mehmet?" Dedim kısık sesle.

O artık yok Sara bunu kabullen artık

dedi iç sesim. Edemezdim asla edemeyecektim. Asla onun yasını tutmayacaktım.

Asla asla deme diyen sen degil miydin?

O ben değil Gölgeydi.

Sen Gölgesin. Onu sen yarattın. O senin parçan.

Arabaya bindik. Rüzgar Tuna ile, ben ve abim Tess ile gidiyorduk. Yine aynı şey oldu. Arabanın aynasında onu gördüm.

"Beni rahat bırak" dedim sesli bir şekilde. Ikisinde dönüp bana bakmıştı. Ne olacak yine kendi kendime konuşuyordum. Benim için sıradan bur gün.

Eve gitmiştik. Abimin zoruyla biraz olsun yemek yemiştim ama fazlasını içim almıyordu. Bana neler olduğu sorduğunda hayatımın kısa özetini anlatmıştım ona. Tuna neler yaşadığımı duyduğundan beri sessizdi. Konuşmuyordu. Onu böyle görmeye alışmamıştım. Abim işi olduğunu söyleyip gitmişti. Sonra kardeşimle birlikte uğrayacakmış. Buna hiç gerek yoktu. Eskisi gibi muhteşem(!) aile olmayı ne bekliyor ne de planlıyordum.

Sonraki günlerde Tunayı görmemiştim. Olanları hazm etmesi gerekiyordu tabi.

Aldığım mûzik studyosunu zoyaret etmiştim. Tamiri bitmişti. Yalıtımda yaptırmıştım. Kapını önünde geçen gün evime giren çocukları gördüm. Benden yine özür dilemişler ve kendinerini tanıtmışlardı. Isimleri Toprak, Soner, Cihan, Bayram olan gençler üzgün gözüküyorlardı. Sanırım bu onların müzik salonunu satın aldığım içindi.

Müziği o kadar özlemiştimki. Eskiden 7/24 müzik dinlerdim. Her anımda yanımdaydı müzik. Üzgünken, depresyondayken, mutluyken, sıkılıyorken. Hep keman çalmayı hayal etmiştim. Ve bunu yapmıştımda. Kendi kendime öğretmiştim. Ama uzun zamandır hayatımdan çıkarmıştım müziği. Belki keman çalırsam geri gelirdi Gölge.

Bir kaç gün daha geçmişti. Abim beni ziyarete gelmiş bana yemek yetirmişti. Zorlada olsa yedirmişti. Eskidende yeme bozukluğum olmuştu kısa bir süreliğine.

Abim neden bana iyi davranıyordu anlamıyordum. Sonuçta evden kaçmıştım. Dediğine göre annemi bir yıl önce kalp krizinden kayb etmişleri. Şaşırmamıştım. Her şeye fazla tepki veriyordu zaten.

Bir gün Toprak denen çocuğa neden mutsuz olduğunu sorduğumda "Birisi bizim stüdyoyu satın almış. Ve hemen eşyalarımızı boşaltmamızı istiyorlar" demişti. Sürprizden bihaberlerdi. Işte bu benim neşemi yerine getirmişti.

Çocuklar stüdyoya farklı farklı müzik aletleri geldiğini gördüğünde neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Ama daha çok gıcık olmuşlardı alıcıya.

Onlara gülerek "Salaklar bu benden size hediye" demiştim. Anlamamışdı. Burayı benim satın aldığıma inanmaları tam on dakika sürmüştü. Sonra mutluluktan bağırarak içeri girmiş herşeye dokunmuşlardı. Bana konser vermişler hatta sarılmışlardı. Artık pek umrumda değildi insanların bana dokunması.

Sonra Toprak'a meydan okumuştum. They Are Only Human şarkısını mırıldanmaya başlamıştım. O da bana katılmış birlikte düet etmiştik. Şarkıyı hiiss ederek söylüyordum, sinirleniyordum. Ama o bir o kadar sakindi. Kliptekiyle aynı hareketleri yapıyorduk.

Şarkıyı bitirdiğimizde alkış sesleri duydum. Kapıya döndüğümde Tuna, Rüzgar, geçen gün bana kek getiren kadını, abimi ve Tess'i gördüm. Aralarında konuşuyor gülüyorlardı. Kaynaşmış gözüküyorlardı.

Sanki eski hayatıma geri dönmüş gibiydim. Çocukluğuma. Ne zaman geri geleceksiniz kardeşlerim.

Böylece haftalar geçmişti Tunanın nişanlanacağını öğrenmiştim. Meğersem aylardır sevgilisi varmış ama bize söylemiyormuş. Bizi tanıştırmıştı. Bana kek getiren kızmış sevgilisi. Bana kekin tadı nasıl diye sorduğunda ben kek ve pasta sevmem demiştim. Ama birazcık mahçup olmuştum. Nişanlarına beni ve Rüzgarıda çağırmışlardı.

Nişan günü herkes buradaydı. Onun adına heyecanlanmıştım. Herkes şahşahslı şeyler giyerken bir tek ben eşofmanlaydım. Ama kimse bana söz demiyor ters ters bakmıyordu. Özgürdüm.

Nişan bittikten sonra random şeylerden konuşmaya başlamışlardı. Etrafta çok ses vardı. Bu beni ürkütüyordu. Bu yüzden dışarı çıktım. Hem yaralarımda bazıları acıyordu. Kimse evden çıktığımı görmemişti.

Tessin arabasına yaklaştım. Bagajın kapısını açtım. Yine arabayı açık unutmuştu şapşal çocuk. Aklı fikri oyundaydı.

Bagaja oturup ayaklarımı sarkıttım. Ihtiyac çantalarından bana lazım olanı açtım. Içinden doktorların verdiği gerekli malzemeleri götürdüm.

"Canın yanıyor mu?" Diye sordu yolcu koltuğunda bana dönmüş izleyen Mehmet

"Çok değil. Sen bir de karşı tarafı gör" dedim gülerek.

"Biliyor musun Mehmet bazen keşke diyorum."

"Ama sen keşke demeyi sevmezsin." Doğruydu hiç sevmezdim. Hayal kurmak gibi bir şeydi ve ben hayal kurmazdım.

"Keşke diyorum yanımda gerekli malzameler olsaydı da seni kurtara bilseydim. O gündem sonra şehrin farklı yerlerine çanta yerleştirdim. Ihtiyaç çantaları. Içinde herşey var.

Sonra keşke diyorum daha fazla zamanımız olsaydı. Sana söylemek istediğim şeyler vardı. Anlatmak istediğim anılarım, hayallerim vardı. O günden sonra hayal kurmayı bıraktım. Kimse ile anılarımı paylaşmadım."

Rüzgarı evden çıkarken gördüm. Beni görüp bana doğru gelmeye başladı.

"Hadi git" dedim ona. Ve Mehmet yok oldu.

Rüzgar yanıma bagaja oturdu. "Kimle konuşuyorsun?" Cebinden sigara çıkarıp yaktı. Kaşlarımı çattım. Ne zamandır sigara içiyordu.

"Kendi kendime" güldü.

"Tuna görürse kızar" dedim sakince işime dönerek. Karnımı açtım eski sargıları çıkarıp ilaç sürdüm yarama. Rüzgar dikkatle beni izliyordu.

"Söylemezsen öğrenmez." Dedi alayla. Canı sıkkındı.

"Neden canın sıkkın?" Bir kaç dakika sustu. Sigarası bitince yenisini çıkarıyorduki onu durdurdum. Sigarayı ceketine koydu.

"Günlerce bizi aramayınca seni merak ettik. Evine gittim. Her yer kanla kaplıydı. Evin altı üstüne gelmişti. Senin için o kadar endişelendimki anlatamam. Bunları Tunaya anlatmadım kafayı yememesi için. Durmadan oyaladım onu, sakinleştirdim. Ama çok merak ediyordu seni."

"Teşekkür ederim" deyip bana sarılması için kolumu açtım. Beni kendine çekip sarıldı.

"Biliyor musun Rüzgar kardeşlerim beni terk etti. O kadar yalnız hiss ediyorumki."

"Belki de seni terk etmediler. Bir oldunuz. Onlar hala senin içinde. Belkide bu en iyisidir. Böyle daha güçlü olmaz mısın? Mesela kontrol Gökçedeyken yine aynı şeyler olursa. O kendini koruyamaz Sara. Ya başınıza bir şey gelirse. Bence en iyisi böyle. Hepsi sensin. Istediğin zaman istediğin özelliğini kullana bilirsin." Dedi. Kabullenmek istemiyordum. Ama haklıydı. Ondan ayrıldım. Yarama yeni sargıyı bağladım ve karnımı kapattım. Gece böylece bitmişti. Bunların üzerine biraz düşünmem gerekiyordu.

Sabah olunca bir karar verdim. Herşeyi bitirmem gerekiyordu. Artık bıkmıştım. Bu yüzden Hanı aradım. Ona Mehmetin mezarının nerede olduğunu sordum.

Çantamı alıp beni bekleyen Tess'in arabasına bindim.

"Çok kararlı gözüküyorsun" dedi Tess.

Evet kararlıydım. Bunu yapacaktım.

Mezarlığa geldiğimizde onun ismini aradı gözlerim. O b

u yaşta, bu umutla ve bu hayata bakış tarzıyla

burada olamayı hakk etmiyordu.

Buraya onunla vedalaşmaya gelmiştim. Buraya kabullenmeye gelmiştim. Sorumluluklarımı kabullenmek...

Hayatım boyunca redd ettiğim bir şeydi. Ama bundan sonra olgunlaşmak istiyordum. Çünkü yaşamak en büyük sorumluluktu. Ve en çok ben yaşamak istiyordum.

Saatlerce onu izledim. Toprağını sevdim.

Sonraki günler her gün onu ziyaret ettim. Kabul edene kadar. Gittiğini kabullenmek...

Acı veriyordu. Onu tanımıyordum bile. Sadece inanmıştım. Onunla birlikte inancımı kaybetmiştim ben.

Bir zaman sonra artık başarmıştım. Büyümüştüm. Hayatıma ben olarak devam etmiştim. Belki gelecekte birine aşık bile olurdum kim bilir. Şimdiden bir sürü arkadaşım vardı.

Aylar sonra bugün Tunanın düğünü vardı. Bana özel siyah kostüm diktirmişti. Herkes hayran kalmıştı. Su ise kendi hayalindeki gelinliği dikmişti kendine. Birbirlerine çok yakışıyorlardı ve birlikte mutlulardı.

Düğüne gitmeden önce yine mezarlığa gelmiştim. Onun yanına oturmuştum.

"Işte böyle. Her şey iyi olacak. Buna eminim. Çünkü umut ediyorum." Dedim. Ona arkadaşlarım ile yaşadığımız tüm komik anıları anlatmıştım. En sonda hep söylemek istediğim şeyi söyleyip ona veda etmiştim.

"Seni seviyorum."

xXx.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.