Telefon elimden kaydığında yere çarpan sesi odanın içinde yankılandı. Birkaç saniye boyunca eğilip telefonu almak bile istemedim. Ekranda hâlâ aynı mesaj duruyordu. “Neden bu okula gönderildiğini sana hatırlatacak.” Bu cümle beni asıl korkutan şey değildi. Beni korkutan, bu kişinin ailem hakkında bir şeyler biliyor olmasıydı. Telefonumu tekrar elime aldım ve mesajı yazan numaraya cevap verdim. “Sen kimsin?” Mesaj gönderildi. Karşı taraf çevrimiçi görünmüyordu. Birkaç saniye bekledim. Sonra bir dakika. Sonra beş dakika. Cevap gelmedi. Telefonu yatağımın üzerine bıraktım. O gece uyumam gerektiğini biliyordum ama gözlerimi her kapattığımda okulun arşiv odasını düşünüyordum. Arda'nın söylediği sözler kafamda dönüp duruyordu. “Kardeşimi son gördüğüm yer orasıydı.” Sabah alarmım çaldığında neredeyse hiç uyumamıştım. Yataktan kalkıp aynaya baktım. Gözlerimin altında yorgunluk vardı. Annem mutfaktan seslendi. “Lina, kahvaltı hazır!” “Geliyorum.” Aşağı indiğimde annem masaya çay koyuyordu. Bana baktı ve bir anda durdu. “İyi misin?” “İyiyim.” “Emin misin?” “Evet.” Sandalyeye oturdum. Annem birkaç saniye beni inceledi. “Okulda bir sorun mu var?” Kalbim hızlandı. “Neden sordun?” “Dün de garip görünüyordun.” Çayımdan bir yudum aldım. “Yeni okul işte.” Annem başını salladı. Bir süre sessiz kaldık. Sonra sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi konuştu. “Bu arada okuldan biri aradı.” Elimdeki bardak havada kaldı. “Kim?” “Bilmiyorum. Bir erkekti.” “Ne dedi?” “Seninle ilgili bir şey sordu.” “Ne sordular?” Annem kaşlarını çattı. “Neden bu okula geldiğini.” İçimdeki bütün sesler bir anda sustu. “Sen ne dedin?” “Hiçbir şey. Bilmediğimi söyledim.” Annem bana baktı. “Lina, neden bu kadar önemli?” Başımı eğdim. “Ben de bilmiyorum.” Bu tamamen doğru değildi. Ama anneme anlatmaya hazır değildim. Kahvaltıdan sonra çantamı alıp evden çıktım. Okula giderken sürekli etrafıma bakıyordum. Sanki biri beni takip ediyormuş gibi hissediyordum. Belki de sadece korkuyordum. Okulun kapısından içeri girdiğimde Defne beni bekliyordu. “Dün gece sana mesaj geldi mi?” diye sordu. “Nereden biliyorsun?” “Çünkü bana da geldi.” “Ne yazıyordu?” Defne telefonunu çıkardı. Ekranı bana gösterdi. “Lina arşiv odasına giderse, sen de onunla gitme.” Birbirimize baktık. “Neden seni de uyarıyor?” diye sordum. “Bilmiyorum.” “Yalan söylüyorsun.” Defne derin bir nefes aldı. “Tamam. Belki biliyorum.” “Ne biliyorsun?” “Arşiv odasında sadece eski okul kayıtları yok.” “Başka ne var?” “Geçen yıl kaybolan öğrencilerin dosyaları.” Kalbim hızlandı. “Arda'nın kardeşi de mi?” Defne başını salladı. “Evet.” “O zaman gidiyoruz.” Defne gözlerini büyüttü. “Şaka yapıyorsun.” “Hayır.” “Lina, bu çok kötü bir fikir.” “Bana dün ne söyledin? Buradaki herkesin bir sırrı olduğunu.” “Evet ama...” “Ben kendi sırrımı bulmadan durmayacağım.” Defne bir süre bana baktı. Sonunda başını salladı. “Tamam. Ama okul çıkışını bekleyeceğiz.” “Neden?” “Çünkü arşiv odası müdür yardımcısının odasının yanında. Gündüz girmemiz imkânsız.” Gün boyunca dersleri dinlemeye çalıştım ama aklım sürekli arşiv odasındaydı. Son dersin zili çaldığında sınıf yavaş yavaş boşaldı. Ben ve Defne herkes gittikten sonra birkaç dakika daha bekledik. Koridor sessizleştiğinde çantalarımızı aldık. “Hazır mısın?” diye sordum. Defne başını salladı. “Hayır.” Gülmemek için kendimi zor tuttum. “Ben de değilim.” İkinci kata çıktık. Koridor normalden daha karanlık görünüyordu. Arşiv odasının bulunduğu bölüme geldiğimizde Defne fısıldadı. “Anahtar sende mi?” Elimi cebime attım. Anahtar hâlâ oradaydı. “Evet.” Kapının önüne geldik. Anahtarı kilide soktum. Bir an duraksadım. “Ne oldu?” diye sordu Defne. “Bilmiyorum.” Anahtarı çevirdim. Kilit açıldı. Kapıyı yavaşça ittik. İçerisi toz kokuyordu. Raflarda yüzlerce dosya vardı. Eski öğrencilerin kayıtları, sınav sonuçları, sınıf listeleri... Defne telefonunun ışığını açtı. “Neye bakacağız?” “Arda'nın kardeşine.” “Adı neydi?” “Mert.” Rafları tek tek kontrol etmeye başladık. Sonunda üzerinde M harfi bulunan bölüme geldik. Dosyaları karıştırırken elim bir dosyaya takıldı. Üzerinde Mert Yalın — 11-A yazıyordu. Dosyayı aldım. “Buldum.” Defne yanıma geldi. Dosyayı açtım. İlk sayfada Mert'in öğrenci fotoğrafı vardı. Arda'ya benziyordu. Ama fotoğrafın altında kırmızı bir damga vardı. “Kayıp.” Sayfaları çevirdim. Son sayfada bir rapor vardı. Tarihine baktım. 12 Ekim 2025. Aynı tarih. S uygulamasında gördüğüm fotoğrafın tarihiyle aynıydı. Raporda birkaç satır yazıyordu. Okudukça yüzüm gerildi. “Defne...” “Ne?” “Burada bir şey eksik.” “Ne?” “Mert'in dosyasında olayın ayrıntıları yok.” “Nasıl yani?” “Sadece kaybolduğu yazıyor.” Tam dosyayı kapatacakken aradan küçük bir kâğıt düştü. Eğilip aldım. Kâğıtta el yazısıyla tek bir cümle vardı. “Onu aramayın.” Defne kâğıda baktı. “Bu ne?” “Bilmiyorum.” Tam o sırada koridordan ayak sesleri duyduk. İkimiz de donup kaldık. Birisi kapının önünde yürüyordu. Ayak sesleri durdu. Defne ışığı kapattı. Karanlıkta nefesimizi tuttuk. Kapının kolu hareket etti. Bir kez. Sonra tekrar. Defne elimi sıktı. Kapı açılmadı. Birkaç saniye sonra ayak sesleri uzaklaştı. “Gitti mi?” diye fısıldadım. Defne cevap vermedi. Bir süre daha bekledik. Sonra telefonum titredi. İkimiz de irkildik. Ekranda S uygulaması açıktı. Yeni bir paylaşım vardı. “Arşiv odasındalar.” Altında bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta ben ve Defne vardık. Arşiv odasına girerken çekilmişti. Fotoğrafın çekildiği açıya baktım. Kapının karşısındaki koridor görünüyordu. “Bizi biri izliyor.” Defne'nin sesi titredi. “Buradan çıkmalıyız.” Dosyayı çantama koydum. “Hayır.” “Lina!” “Bunu yanımıza almadan çıkmayacağım.” “Bunu alırsak başımıza daha büyük iş açılır.” “Zaten açıldı.” Dosyayı çantama koydum. Tam kapıya yaklaşırken başka bir ses duyuldu. Bu kez telefonumdan değil, odanın içinden gelmişti. Eski bir bilgisayarın ekranı kendi kendine açıldı. Ekranda siyah bir arka plan vardı. Sonra beyaz harflerle bir cümle belirdi. “Mert Yalın kaybolmadı.” Defne'nin nefesi kesildi. Ekranda ikinci cümle belirdi. “O, gerçeği öğrendi.” Üçüncü cümle geldi. “Ve şimdi sıra Lina'da.” Ekran bir anda kapandı. Defne bana baktı. “Lina...” “Ne?” “Senin bu okula gelme nedenini gerçekten bilmiyor musun?” Cevap veremedim. Çünkü o anda yıllardır zihnimin en derinlerinde tuttuğum bir anı aklıma geldi. Ben bu okulu daha önce görmüştüm. Hem de bir kez değil. Çocukken, yaklaşık on yaşındayken, annemle birlikte bu okulun önünde durmuştum. Neden geldiğimizi hatırlamıyordum. Ama okulun girişindeki eski tabelayı gördüğüm anda bir görüntü zihnimde canlandı. Annemin elimi sıkıca tuttuğu bir gün. Ağlayan bir çocuk. Ve annemin bana söylediği bir cümle. “Ne olursa olsun, bu okulda olanları kimseye anlatmayacaksın.” O an anladım. Annem bana yıllardır gerçeği söylemiyordu. Ve belki de ben bu okula tesadüfen gönderilmemiştim. Tam o sırada kapının dışından bir ses geldi. “Lina?” Arda'ydı. Defne kapıyı açtı. Arda bizi görünce önce bana, sonra elimdeki dosyaya baktı. Yüzündeki ifade değişti. “Dosyayı buldunuz.” “Sen bunu biliyor muydun?” diye sordum. Arda cevap vermedi. “Arda, kardeşin kaybolmadı mı?” “Kayboldu.” “Hayır.” Dosyayı ona uzattım. “Burada başka bir şey yazıyor.” Arda dosyayı aldı. İçindeki kâğıdı görünce yüzü bembeyaz oldu. “Bunu nereden buldunuz?” “Dosyanın içinden.” Arda kâğıdı buruşturdu. “Bunu kimse görmemeliydi.” “Neden?” Arda bana baktı. “Çünkü Mert'in son gördüğü kişi bendim.” Sessizlik oldu. “Ve o gece,” dedi Arda, “sana benzeyen bir kız da oradaydı.” Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Bana benzeyen bir kız mı?” Arda başını salladı. “Evet.” “Kimdi?” Arda'nın gözleri doğrudan gözlerime kilitlendi. “Bilmiyorum.” Sonra çantamı işaret etti. “Ama Mert'in dosyasındaki fotoğrafı görürsen, onu tanıyacaksın.” Dosyayı açtım. Arka sayfada eski bir fotoğraf vardı. Fotoğrafı elime aldığım anda nefesim kesildi. Çünkü fotoğraftaki kız... bendim.
Bölüm 4
Arşiv odası
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.