Aşağı indiğimizde Çağrı arabaya doğru yönelmemişti. Sokakta yürüyerek yol almaya başlamıştık.
Sanırım yürüyüş tarzı bir şey yapacağız. Bu da hoşuma giderdi ne de olsa.
Yan yana yürüyorduk. Daha önce hiç buraları böyle gezmemiştim.
Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra büyük binaların olduğu yerden uzaklaşmıştık. Şimdiyse burada mağazalar, marketler, ve ara ara minik apartmanlar bulunuyordu.
Yürürken hafif hafif ağrıyan karnım yüzünden rahatsız hissediyordum. Bu aralar sürekli karın ağrısı hissetmem beni korkutuyordu.
Sonra oldukça kalabalık bir caddeye girdik. Burada daha çeşitli yerler vardı. Gözüme büyük bir mağaza ilişti.
Hediyelik eşya mağazası gibiydi. İçerisi geniş duruyordu. Kıyafetler, takılar, süs eşyaları gibi ürünleri vardı raflarda.
Ama dikkatimi çeken şey, camın önündeki vitrinlerde duran kar küreleriydi. Çocukken bunlara hep bir ilgim olmuştu. Ama hiçbir zaman kendime ait bir kar kürem olmamıştı.
Dudağımı büzüp gözlerimi önüme çevirdim. Daha fazla bakmayacaktım.
"Neye bakıyorsun?" diyerek üstten bir bakış attı bana Çağrı.
Bir şey demeden omuz silktim. Geçmiş aklıma geldikçe moralim bozuluyordu.
Kız kardeşim Aleyna'ya doğum gününde bir kar küresi almıştı annem. İçindeki figürde minik bir kız çocuğu elinde balon tutuyordu.
Benim de çok hoşuma gitmişti. Elime alıp kar yağdırmak istemiştim kız çocuğuna.
Ama işler istediğim gibi gitmemişti. Diğerleri yokken kar küresine ulaşmış oynamaya çalışmıştım.
Lanet olası sakarlığım çocukluğumdan beri benimleydi. Küreyi düşürüp kırmıştım. İçindeki su yerlere süzülmüştü. Karlar kırık cama yapışmış duruyordu.
Ne yapacağımı şaşırmış düzeltmeye çalışıyordum. Sonra beni Aleyna gördü.
Çığlık atıp babamın yanına gitti. Babam geldiğinde ağlamaktan gözlerim kurumuştu.
Sonrasını tahmin ediyorsunuzdur...
Ve o kar küresi, içimde hep bir yara olarak kaldı.
Asık suratımı gören Çağrı eliyle hafifçe omzumu dürttü.
"Ne oldu söylesene." derken gözlerini dikmiş suratımı inceliyordu.
"Bir şey yok." diyerek geçiştirdim. Şuan bunu bilmesine hiç gerek yoktu.
Sonra baktığım mağazanın vitrinlerine bir göz attı ve o da önüne döndü.
Bir süre sadece sokaklarda yürüdük. Biraz yprulmaya başlamıştım. Renkli renkli dükkanların, sohbet eden esnafların arasından geçmiştik.
Sonra biraz daha arabaların çok olduğu bir yola çıktık. Kaldırım da dardı biraz.
Çağrı beni yol tarafından çekip kendisi geçti. Sanırım sakarlığımdan dolayı araba çarpacağını düşünmüştü.
Çok az daha yürüdükten sonra geldiğimiz yerde bir çok kafe bulunuyordu.
Çağrı ile bir tanesine girdik. İçeri doğru yürüyüp kahvelere bakınmaya başladık.
Arkadaki masaya yaslanıp bana baktı. "Ne seversin?"
Bu konuda pek bir bilgim olmadığı için başımı iki yana salladım ve "Bilmem." dedim.
"O zaman ikimize de Americano alıyorum." diyerek kasaya yöneldi.
Yanında boş boş beklemek istemediğinden geride durdum. O da gelmemi söylememişti zaten.
Arkada beklerken, Çağrı kasada duran genç bir kızla konuşmaya başlamıştı.
İstemsizce kaşlarımı çattım. Gülüşerek konuşuyorlardı. Tanıdık bir kız mıydı bu acaba?
Yerimde duramayıp ne konuştuklarını merak ettim.
Lanet olası merakım...
Yavaşça Çağrı'nın yanına doğru yürüdüm. Tam sol tarafında durup önümdeki kızıl saçlı kıza baktım.
Kız ona olan bakışlarıma ne diyeceğini bilemedi sanırım. Bir kaç saniye afallayıp sonra bana doğru gülümsedi.
"Ne alırdınız efendim?" diye sordu.
Çağrı benim yerime cevaplayıp "Benimle birlikte." dedi kıza.
"Çağrı, daha önce hiç görmemiştim bu kızı. Kuzenin miydi?"
Çağrı bana bir bakış atıp tekrar kıza döndü. "Hayır, sevgilim."
Kasadaki kız Çağrı'nın bunu söylemesiyle biraz afallamıştı. Bana bakıp kaşlarını kaldırdı ve sessizce bir şeyler fısıldadı.
"Zevklerin her zaman garipti senin." diyerek aynı şekilde o iğrenç ağzıyla bir kahkaha attı.
Tezgahın üstünden atılıp kadını yolmamak için kendimi zor tuttum.
Çağrı'nın seçimleriyle neden bu kadar ilgileniyordu bu antilop surat.
Öne atıldığımı gören Çağrı, karnımdan tutup beni geri çekti.
"Seçimlerim seni neden ilgilendiriyor?" diye sakince kıza döndü.
Kız ikinci defa kalakalmıştı. Cevap verememişti.
Kasanın yanındaki zilin çalmasıyla biz de orada durmadık ve siparişlerin yanına ilerledik.
Yüzümü buruşturup Çağrı'nın koluna asıldım. Şeklini bozmayıp yürümeye devam etti.
Arkadan kaşları çatık bir halde bize bakan kadına son kez gözlerimi devirdim ve kahvemi aldım.
Oradan uzak bir yere, açık masalardan birine yerleşip oturduk.
Biraz suratım asılmıştı yine. Kendimi toparlayıp kahvemden bir yudum aldım.
Kahve acıydı sanki biraz. Ama güzeldi. Hiç konuşmadan kahvelerimizi içip sokağı izledik.
Kahveler bitene kadar oturduktan sonra buradan kalktık ve tekrar sokak yürüyüşümüze geri döndük.
Sonrasında alışveriş merkezine girdik, sıkıcı bir kaç mağaza gezdikten sonra yürümekten yorulmuştum. Mağazadan Çağrı'yı beklemeden çıkıp kenardaki oturaklardan birine yerleştim.
Çağrı da arkamdan benimle gelmişti. Sıkıldığım çok belli oluyordu ne de olsa.
"Suratını asma artık, söyle, ne yapalım?" diyerek başını eğip gözlerimin içine baktı.
Alttan bana bakan bu surata istemsizce güldüm. Sonra geriye yaslanıp yüzüne daha dikkatli baktım.
Koyu kahve gözleri çok güzel görünüyordu aslında. Sıradan bir renk tonuydu ama onun bakışlarında canlanıyordu sanki. Çok derin bakıyodu. Evet soğuktu bakışları, ama aynı zamanda ruhuma işliyor gibiydi.
Onu böyle incelemek gerçekten hoşuma gidiyordu. Bunu ona hiçbir zaman söylemeyecektim ama öyleydi işte.
O da bakışlarıma karşılık veriyordu. Bir süre böyle inceledikten sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı. Yavaşça ayağa kalkıp karşımda durdu ve bana elini uzattı.
Uzattığı eli tuttum ve ben de ayağa kalktım.
Günümüzün kalanı, sokaklarda, mağazalarda boş boş dolanarak geçti.
Saat öğleni geçtiğinde ise başka bir sokaktan eve doğru gitmeye başladık.
Bugün Çağrı'nın ailesinin evinde akşam yemeğine gidecektim. Vakit yaklaştıkça heyecanım artıyordu.
Pek bir şey de yememiştim. Sadece arada küçük atıştırmalık bir şeyler almıştık.
Nihayet uzun gezmemiz bittiğinde eve ulaşmıştık. Bedenim yorgun düşmüştü. Sürekli ayaktaydım.
Eve girer girmez kendimi koltuğa halsizce bırakmıştım. Bacaklarımda uyuşuk bir ağrı vardı.
Biraz gözlerimi kapatıp kestirmeyi düşündüm. Fakat üzerime eğilen bedenle gözlerimi açtım.
"Uyuma, çıkacağız 15 dakikaya." diyerek doğruldu ve tek eliyle hafifçe saçlarımı karıştırdı.
Sıcak havadan dolayı da mayışmıştım biraz. Neyse ki burada klima açıktı. Çağrı gittikten sonra doğrulup oturur pozisyona geldim.
5 dakika sonra hazırlanmak için odaya gitmem gerektiğini düşündüm. Koltuktan ayrılıp odaya yürüdüm ve kapıyı araladım.
Çağrı üstünü giyiniyordu. Altında siyah eşofmanı vardı ama üstü çıplaktı.
Salak gibi kapıyı çalmadan girersen öyle olur Gece.
Utanarak başımı eğdim ve koşarcasına banyoya ilerledim.
Çağrı yerinde durmayıp hızlıca ilerledi ve yolumu kesti. Üstünü giysene artık ya!
Bakışlarımı sağa doğru çevirdim ve sonra tekrar suratına baktım.
"Korkma, bir şey olmadı. Başka yerlerimi görmedin." diyerek gülmeye başladı hayvan herif.
Kaşlarımı çatıp aval aval baktım. "Ne yapıyorsun ya, giyinsene." diyerek tekrardan yanından geçtim.
Bu sefer önümü kesmedi. Arkamdan gülerek bakmaya devam ediyordu. Ben de banyoya girdim.
10 dakika sonra kapıdan çıkmış asansör bekliyorduk.
Kıyafetlerimi değiştirmemiştim. Yalnızca saçımı, makyajımı düzeltmiştim. Sonra da çıkmıştık.
Asansör açılınca Çağrı girmemi bekledi sonra kendisi de girdi. Hala bana gülerek bakıyordu aptal.
Gülüşüne ters ters bakıp önüme döndüm. Kapısı açılan asansörden inip arabaya ilerledim.
Arabayı bulduğumda yanına geçip Çağrı'yı bekledim. Bir de yavaş yavaş geliyordu beyefendi.
Nihayet ulaştığında anahtarla arabayı açtı ve ön koltuğa yerleştim.
O da oturup arabayı çalıştırdı. Yola koyulduk. Bir süre gittikten sonra geçtiğimiz yollar tanıdık gelmeye başladı. Daha önceden, annemlerle birlikte, evliliğin hemen öncesinde tanışmak için gelmiştik bu eve.
Şimdiyse Çağrı'yla birlikte akşam yemeği için gidiyordum.
Hayat çok garipti.
Yolculuğun ardından eve ulaştık. Güvenlikleri geçip arabayı evin bahçesindeki garaja park ettikten sonra indik.
Çağrı'ya ürkek bir bakış attım. Nasıl davranacağımı bilemiyordum. Bir utangaçlık da başlamıştı.
Yanıma gelip yüzüme düşen saçlarımı geriye attı. Rahat bir tavırla "Sakin ol, akışına bırak gitsin." dedi.
Sağol ya.
Bahçe oldukça büyüktü. İlk gelişimde fark etmemiştim.
Birkaç basamak merdiven tırmanıp ön kapıya yürüdük. Kapı hizmetliler tarafondan açılınca içeri ilerledik.
Ayakkabılarımızı çıkarmamıza lüzum yoktu. Direkt girerek hizmetlilerin bizi yönlendirdiği odaya ulaştık.
Burası büyük bir oturma odasıydı. Bir tarafı camlarla kaplıydı. Bahçeye açılan bir kapısı vardı. Sanırım orada yemek yiyecektik.
Oturma odasında bir sürü insan bulunuyordu. Çağrı'nın anne ve baba tarafından birkaç akrabası vardı. Bir de kuzenleri.
Kapıdan girdiğimizi gördüklerinde hepsi birden bize odaklandı.
Kısa süren bir sessizliğin ardından Çağrı'nın annesine çok benzeyen bir kadın bana kocaman gülümsedi.
"Gece, hoşgeldiniz tatlım. Otursanıza." diyerek ayaklandı. Bu tatlı kadına ben de gülümsedim.
Diğerleri de bana bakıp sırayla hafif hafif gülümsedi.
Odanın bahçe kapısının dibindeki koltuğa Çağrı'yla birlikte yerleştik. Az önce konuşan kadın da Çağrı'nın öteki yanına oturdu.
Hemen ardından Çağrı kulağıma eğilerek yalnızca benim duyabileceğim şekilde fısıldadı. "Burdan bazıları evliliğimizin sahte olduğunu bilmiyor." diyerek gözlerime dikkatle baktı.
Ona onaylayan bir işaret yapıp kafamı önüme çevirdim.
Anlaşılan rol yapmamız gerekiyordu.
Sonrasında başka bir kadın konuştu. "İsmin Gece mi? İlk defa duydum." diye sordu. Sanki biraz iğrenerek bakıyordu.
Onun mimiklerine karşılık hafifçe kaşlarım çatıldı. Başımı olumlu anlamda salladım.
"Konuşsana, dilin yok mu senin." diyerek sesini yükseltti. Bu kadarı da olmaz ama.
Yanında oturan adam ona uyarıcı bir bakış attı.
Diğer yanında Asena oturuyordu. Kadına dönerek "Gece'nin konuşma engeli var anne." dedi.
Annesiydi demek. Armut dibine düşermiş.
Annesi rahatsızlıkla kıpırdandı ve nihayet sustu. Çağrı da kadına ters ters bakıyordu.
Odadakiler daha fazla benimle uğraşmayıp kendi aralarında sohbete daldılar. Biraz gerilmiştim.
Ardından oturma odasının kapısı aniden açıldı. Gelen Çağrı'nın annesiydi. "Aa, hoşgeldiniz oğlum. Abin daha gelmedi mi." demesiyle kadının arkasından bir silüet belirdi.
"Geldim annem buradayım." diyerek arkadan kadına sarıldı.
"Oğlum korkuttun beni. Hoşgeldiniz siz de." diyerek bahçeye ilerledi.
"Hadi sofraya geçelim." yemekler gelir birazdan.
Bunu demesiyle hep birlikte sofraya ilerledik. Gerginlikten ellerim titremeye başlamıştı. Asena'nın burada annesiyle birlikte olması beni huzursuz etmişti açıkçası.
Sofranın sol tarafındaki sandalyelerden birine oturdum. Yanıma da Çağrı yerleşti. Öteki yanıma Elis oturmuştu. Elis'in karşısına da Lina.
Çağrı'nın yanına Onur, Onur'un yanına Cemre. Sofranın başına da Çağrı'nın anne ve babası geçmişti. Öteki tarafta Lina'nın yanına Asena (karşımda oturuyordu), onun yanına annesi, sonra da tanımadığım bir adam ve kadın oturuyordu.
Sofranın diğer başında da ilk geldiğimde konuştuğum tatlı kadın ve kocası olduğunu tahmin ettiğim adam vardı.
Acayip kalabalık, evet.
Stresten ruhum çekilmiş gibiydi. Hem konuşamıyordum hem de bunca insanın dikkatli bakışlarına maruz kalıyordum.
Derin bir nefes verdiğimde dizlerimin üzerinde bir el hissettim.
"Sakin olsana biraz." diyerek tekrar kulağıma fısıldadı Çağrı.
Ona içli içli bakıp masaya döndüm. Hizmetliler yavaş yavaş yemekleri servis ediyordu. Misafirler arasında da tatlı bir sohbet başlamıştı. Gülüşerek konuşuyorlardı.
Bu sıcak aile ortamının asla bozulmasını istemiyordum. Yok gibi davranacaktım. En iyisi bu olurdu. Zaten konuşamıyordum.
Bazıları bilmiyordu anlaşmalı evlendiğimizi. Biz ayrılacaktık. Bir gün ayrılacaktık, ben kendi soğuk evime geri dönecektim. Çağrı ile belki bir daha hiç konuşamayacaktım. Lina ve Elis ile bir daha vakit geçiremeyecektim.
Bu düşünceyle resmen kanım dondu.
Önceden korkuyordum. Fakat şimdi hayatım canlanmış gibiydi ve ne Çağrı'yı ne de başka birini kaybetmek istemiyordum.
Ama bu haksızlık olurdu değil mi. Evlilik sahteydi. Çağrı bir gün gerçek bir evlilik yapabilirdi. Hayat kurabilirdi.
Tenim buz gibi kesilirken gözlerim hafifçe doldu. Şuan bunları düşünmenin hiç sırası değildi.
Bir süre sonra herkes yemeklere dalmıştı. Arada Asena ve annesi bana takılıyordu. Burdaki diğer hiç kimse bana bu kadar dolu dolu bakmıyordu fakat bu ikisinin kanında farklı bir şeyler vardı sanki.
Kadın her fırsatta yemek yiyişimi, görünüşümü, sesimi, hatta zayıflığımı eleştiriyordu.
"Yemek var işte ne güzel, bir deri bir kemiksin, yesene." Diyerek bana bakarken ben de tabağıma zorla koymaya çalıştığı yemeklere baktım.
Bır kaç dakikadır yanımda burnundan soluyan Çağrı bir anda kükredi.
"Geldiğinden beri kızla uğraştığın yetmedi mi, bıraksana istediğini yapsın." Sonra diğerlerine de dönerek ayağa kalktı.
"Gece'yi istemiyorsanız şimdi kalkıp buradan gidiyorum. Geldiğimize pişman ettiniz. Yetmedi mi?!"
Çağrı'nın suratına korkuyla baktım. Annesi de ayaklandı.
"Çağrı. Oğlum, otur."
"Nesrin! Cidden yeter. Sabahtan beri kıza demediğini bırakmadın."
Nesrin de ayağa kalktı. "Haksız mıyım İlkim. Çağrı'yı cidden buna mı yakıştırdın."
İğrenç sözlerini ağzına geri tıkmak istiyordum bu kadının.
"Haksızsın Nesrin. Ayrıca 'bu' değil. Adı Gece."
"İyi, öyle olsun. Ben uyardım."
Herkes huzursuzlukla geri yerine oturdu. En son Çağrı da hışımla oturduktan sonra nefesimi verdim.
Titreyen ellerimi gizlemeye çalışarak, yüzüme düşen saçları çektim. İştahım da gitmişti. Herkesin huzurunu bozmuştum. Belki de kadın haklıydı.
Diğerleri konuyu dağıtmak için bir şeyler konuşmaya başladılar. Yüzümü masaya çevirerek hareketsizce konuşmaları dinlemeye daldım.
⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘