Yemek, oldukça gergin ve yorucu geçmişti. Aslında Asena ve o kadın olmasa tatlı geçebilirdi ama ikisi ortamı bozuyordu.
Nihayet bittiğinde yavaş yavaş sofradan kalktık. Tüm bedenim bu kadar aşağılanmanın getirisiyle bitkin düşmüştü.
Yemekten kalkıo bahçenin bir kenarına ilerledikten sonra Elis ve Lina'nın Asena'yı bir köşeye çektiklerini gördüm.
Eminim ağzının payını kibarca vereceklerdi. Ben de burda tek başıma dikilmeyip yanlarına gittim.
"Anlıyorsun değil mi Asena?" diye konuşan Lina'nın sözü, tüm bakışların bana dönmesiyle kesildi.
Asena bıkkın bir nefes verip "Hayır anlamıyorum, yanımda olmanız gerekirdi." diyerek hızla yanımızdan uzaklaştı.
Anlamsız gözlerle ikisine bakıp Elis'e doğru işaret diliyle "Ne oldu?" diye sordum.
Elis asık suratını düzeltip dudaklarına bir gülümseme kondurdu. Ardından Lina'ya bir bakış attı.
"Önemli değil. Kuzenler arasında konuşuyorduk sadece." diyerek beni omzundan tutup bahçenin sağ tarafına yönlendirdi.
Lina söze karıştı. "Şurdaki çardağa geçelim de biraz stres atalım. Yemekte çok bunaldık."
Kızlara gülümseyerek onlarla birlikte çardağa yöneldim.
Çağrı'nın ağzından
Yemekte yaşananlar neydi öyle. Resmen Gece'yi yerin dibine sokup çıkarmışlardı.
Asena, onunla evlendiğimden beri farklı davranıyor. Sahte olduğunu biliyor, zarar göreceğimi mi sanıyor?
Görünen o ki, annesine evliliğin sahte olduğunu söylememiş. Yoksa o kadının bu denli eleştireceğini düşünmezdim.
Ters giden bir şeyler var. İlk günden beri Gece'nin üzerine bu kadar gitmesinin altındaki sebep ne?
Kulüpte de olduğu gibi, başımda bir şeyler zırvaladı fakat ne istiyor anlayamıyorum. Ama hayatıma bu kadar karışamaz. Ben böyle biri değilim.
Ayrıca, sahte bir birliktelik de olsa şuan Gece yanımda ve onun zarar görmesine asla izin vermem.
Yanımda olan kadını korumak benim görevim oluyor ne de olsa.
Zaten bu olmasa bile Gece'yi koruyasım geliyor. Gözlerini kocaman açıp sesini çıkaramadan ağlayacak gibi bakması, dolan gözlerinden yaş süzülmesin diye kendini tutması, saklamaya çalıştığı titreyen elleri, dizleri..
"Çağrı."
Aniden gelen Onur ile irkilerek arkamı döndüm. Düşüncelerime o kadar dalmıştım ki geldiğini fark edememiştim.
Bahçenin ön tarafındaki çeşmenin yanında, bankta oturuyordum. Havada hoş bir akşam serinliği vardı. Bu sakinlikte dalıp gitmek kolaydı.
Şimdiyse Onur, benimle konuşmak istiyordu.
Yanıma oturmuştu, piç, sırıtarak bana bakıyordu.
"Ne var, Onur."
"Hey, sakin ol kardeşim, bugün üstünde bir gerginlik var gibi."
"Sen gelince geriliyorum."
"Üzülüyorun ama deme öyle."
Yalandan ağlak bakan suratına tam şuan bir yumruk indirmek istiyordum.
Bakışlarımdan anlamış olacak ki "Tamam, ciddi konuşalım." diyerek oturuşunu düzeltti.
Ciddiyetimi bozmayıp "Ne?" dercesine kaşlarımı kaldırdım.
"Konu Gece."
Ne demek konu Gece? Yine ne zırvalayacak bu çocuk?
"Sana bir şey sormak istiyordum." dedi ve sonra devam etti.
"Onunla evlenmeyi neden kabul ettin?"
Nasıl bir soruydu bu? Cevabını ben bile bilemiyordum.
"Benim tanıdığım Çağrı, bir kadınla birden evlenmeyi bu kadar kolay kabul etmez."
Kaşlarım bu sefer de çatıldı. Sanki dilim tutulmuş gibiydi. Verecek cevap bulamıyordum.
Kafamı kaldırıp sağ tarafta kızlarla çardakta oturan Gece'ye baktım.
Cidden, neden birden kabul etmiştim ki onunla evlenmeyi?
Anlamsız bakışlarıma karşı kısık sesli bir şekilde güldü.
"Bugün, masada onu savunuşunu görünce, seninle konuşmak istedim." Başını yere çevirdi. "Ekin'i bile böylesine savunduğunu görmedim ben daha önce."
Gözlerimi devirip sertçe nefesimi verdim. Konuyu eski sevgilime getirmese iyiydi.
"Onur, ne duymak istiyorsun?"
"Diyorum ki Gece'ye bakışların çok farklı, konuşman, davranışın, herşeyin çok farklı. Ona karşı bir şeyler hissediyor olabilir misin? Kardeşim."
Kaşlarımı çattım, ve tekrardan çardakta oturan gülüşerek oarmaklarını oynatıp konuşmaya çalışan Gece'ye baktım. Sarı saçları lambanın ışığıyla parıldıyordu. Güldüğünde sol yanağında gamzesi ortaya çıkıyordu.
Gece çok güzeldi, her şeyiyle bir melek gibiydi. Bunu inkar etmek anlamsızdı.
Fakat sadece dışı değil, içi de bir o kadar güzeldi. Benim karakterimle onun karakteri arasında uçurumlar vardı, fakat bunun önemi yoktu. Bu içinin saf güzelliğini değiştirmiyordu.
"Tahmin ettiğim gibi, sen gerçekten ona aşıksın Çağrı."
Ben, ona aşık mıydım?
"Sen bunu nasıl bilebilirsin ki, söylesene nasıl böyle eminsin?"
Suratımı ona çevirdim. Ona bu soruyu sormuştum, çünkü kendi hislerimi anlayamıyordum. Aptalca geliyordu bu. Ama bu konuda asla düşünemiyordum.
"Kendin de bunu görwmiyor musun Çağrı, bir kere bakışından her şey anlaşılıyor zaten, sen bana, anneme bile ölü gibi bakıyorsun. Ama konu Gece olunca gözlerin açılıyor resmen."
Ellerim cebimdeki sigara paketine gitti. Bunu düşünmekten kaçıyordum. Kaçmak istiyordum.
Paketi Onur'a uzattım. O da bir dal aldıktan sonra geri cebime koydum. Onur da çakmağıyla sigaralarımızı yaktı.
Dumanı her içime çekişimde abimin sözleri kulaklarımda yankılanıyordu. Belki de haklıydı. Fakat benim bu konuda bir cesaretim olup olmadığı tartışılırdı.
Daha fazla konuşmadı. Sigarası bitince omzuma hafifçe vurup bahçe kapısından içeri geçti.
Hava iyice soğumaya başlamıştı. Saat ilerliyordu.
Kızların yanına gidip Gece'yi almaya karar verdim. Artık evimize gitsek iyi olacaktı.
Gece'nin ağzından
Yemeğin üstüne kızlarla vakit geçirmek iyi gelmişti. Sohbet edip eğlenmiştik. Fakat saat 11'e geliyordu ve hava iyice soğumuştu.
Üşüdüğümü hissedip kollarımı birbirine doladım.
Burnuma gelen sıcak parfüm kokusuyla kafamı kaldırdım. Sonrasında çardaktan giren Çağrı'yı gördüm.
Ona gülümseyerek ayağa kalktım. Sanırım eve gitme vakti gelmişti.
Yanına geldiğimde bana değişik değişik bakıp önüne dönmüştü.
Neden öyle bakmıştı ki, acaba yemekte olanlar yüzünden bana kızgın mıydı?
"Biz artık eve geçelim." diyerek tek elini arkamdan belime doladı. Kızlara gülümseyerek veda ettim ve bahçe kapısına yürümeye başladık.
İçeri girdiğimizde benden uzaklaştı ve annesinin yanına gitti.
Ben de evdekilerle vedalaştım ve dış kapıya yöneldim.
Kısa giyinmiştim. Bacaklarım buz kesiyordu. Bir an önce eve gidip battaniyenin altına girmek istiyordum.
Asena ve annesi de içeri gelip evdekilerle vedalaştılar. Onlar da çıkacak olmalıydı.
Sonunda Çağrı yanıma gelince annesi ve ilk geldiğimde gördüğüm tatlı kadın bizi uğurladı.
Asena'ya daha fazla bakmadan arabaya doğru ilerledim. Çağrı da arkamdan geliyordu.
Bir anda omuzlarımdan aşağıya bir ceket bıraktı. Gelirken giydiğini görmemiştim. Evden almış olmalıydı.
Kollarımı tutarak bana giydirmeye çalıştığında ona gülümsedim. Gerçekten donuyordum. Sabah o kadar sıcakken, şimdiyse bu kadar serin olması garipti doğrusu.
Sonunda giydirdiğinde, bu siyah puma ceketten de onun kokusunu almıştım. Bu koku nedensizce bana iyi geliyordu.
Daha fazla oyalanmayıp arabanın ön koltuğuna geçtim. O da sürücü koltuğuna oturdu ve yola koyulduk.
Arabanın klimasını açmıştı, kısa süre sonra bedenime esen sıcak hava ile rahatlamıştım.
⫘
Nihayet eve ulaştığımızda nefesimi verip arabadan indim. Binaya girdik. Asansör yardımıyla katları birer birer çıkarken Çağrı'nın bakışlarını üzerimde hissediyordum.
Kata ulaştığımızda asansörün kapıları açıldı ve eve girdik.
Hızlıca ayakkabılarımı çıkarıp kendimi koltuğa attım. Bugün çok yorulmuştum.
Çağrı da içeri geçtikten sonra hemen klimaya yönelip sıcak ayarda açtı. Sonrasında o da benim gibi tekli koltuğa yayılarak oturdu.
Bir süre sonra üstümdeki kısa etekten ve bluzdan kurtulmak için odaya yöneldim.
Kapıyı ardımdan kapattıktan sonra dolaptan kendime çok beğenerek aldığım 'hello kitty'li' pijama takımımı giydim. Pembe bir alt ve askılı beyaz bir bluzdan oluşuyordu.
Çok kalın şeyler gitmemiştim çünkü Çağrı'nın açtığı klima bu sefer de evi hamama çevirmişti.
Salona geçmeden bir de tuvalete gitmeye karar verdim. Banyoya ilerleyip normal bir şekilde tuvaletimi yapacaktım, ne olabilirdi ki?
Fakat işler hiç beklediğim gibi gitmemişti. Günlerdir ağrıyan karnımın başka bir açıklaması olamazdı.
Regl olmuştum. Ve evde ped yoktu.
Ne yapacağımı bilemeyerek etrafta dolandım. Ama yapacak bir şeyim yok gibi duruyordu. Vakit kaybetmeden markete gidip ped almalıydım.
Çağrı'ya bu durumu söylemem gerekiyordu. Yüzümü buruşturup odadan çıktım ve yanına gittim.
Geldiğimi fark edince kafasını telefonundan kaldırdı ve yüzüme baktı. Bakar bakmaz normal olan yüz ifadesi, yerini endişeye bırakmıştı.
"Ne oldu?"
Ona nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. Sanırım biraz utanmıştım.
Ama sonunda söyleyebilmiştim. "Acil şekilde pede ihtiyacım var. Markete gitmem gerek." dedikten sonra hafifçe geri çekildim.
Çağrı telefonunu arka cebine atıp ayağa kalktı.
"Tamam, ben alıp gelirim. 5 dakika bekleyebilir misin?" diyerek yüzüme endişeyle bakmaya devam etti.
Ona minnettarlıkla bakıp başımı salladım. Omzuma tutunup beni yana doğru çekti ve hızlıca üstüne bana verdiği ceketi giyip evden ayrıldı.
5 dakika rahatlıkla bekleyebilirdim. Ama karnımın ağrısı yavaş yavaş artıyordu.
Birkaç dakika sonra ışık hızıyla kapıdan giren Çağrı'ya gülümsedim. Sanırım 5 dakikadan kısa bir sürede gelmişti.
Elindeki dopdolu duran poşete baktım. Gördüğüm şeyle gözlerim kocaman açılmıştı.
"Neden bu kadar fazla şey aldın. Buna gerek yoktu." diyerek dudaklarımı oynattım.
Elinde poşetle bana aptal aptal bakıyordu. Çok masum duruyordu. Bu hali istemsizce gülmeme sebep olmuştu.
Ama gerçekten neredeyse marketteki her tür pedden almış olmalıydı. Çeşit çeşit marka ve cinste ürün vardı.
"Hangisi işine yarar bilemedim, ben de hepsinden aldım." diyerek yüzüme aynı şekilde bakmaya devam etti.
Bu ince hareketi nedensizce beni mutlu etmişti. Çok tatlıydı.
Daha fazla orada beklemeyip elinden poşeti aldım ve teşekkür ederek banyoya koştum.
Kısa bir süre sonra işimi halletmiştim. Odadan çıkıp yanına gittim.
Karnımın ağrısı fazlasıyla artmıştı. Bu da az önceki gülümseyişimi soldurmuştu.
Çağrı mutfak tarafındaydı. Sanırım kahve yapıyordu.
Sessizce yanına yaklaşıp tezgaha yaslandım. Ona alttan bir bakış atıp gülümsedim.
Bir şeyler düşünüyor gibi duruyordu. Fazla sorgulamadım.
En sonunda kahveler bittiğinde bana dönüp "Nerede içmek istersin?" diye sordu.
Tabii ki "Balkon." cevabını verdim.
Orayı çok seviyordum. Genişti ama çok büyük değidi. Yarı açık, yarı kapalı bir terası andırıyordu.
Her tarafı camdan oluşan kapalı bir bölümü vardı.
Zaten ben de genellikle orada oturuyordum. Akşamları hava bahar esintisiyle soğuyordu.
Kahveleri alup balkondaki masaya koyduk. Koltuğa rahatça yerleştim. Sıcak kahve karnımın ağrısına da iyi gelirdi.
"Başka istediğin bir şey var mı?" diye sorarak bana baktı Çağrı.
Ona tekrar gülümseyip başımı iki yana salladım. "Hayır, çok teşekkür ederim."
O gece kahvelerimiz bitene kadar havadan sudan konuştuk. Ara sıra düşüncelere dalıyor gibiydi. Ama sonra daldığı yerden uyanıyordu.
Bu adam sanki hayatıma serpiştirilmiş yıldızlardı. Gece'min yıldızları. Belki de onunla olan bu evlilik ölmüş ruhumu tekrar canlandırmıştı.
Bazen çok güzel bakıyordu. İlk onunla tanıştığımda olan buz gibi kahve gözler, sanki şimdi parçalanmış sıcak bir ateş yerleşmiş gibiydi.
Hayatımda annemden ya da babamdan bir kere olsun görmediğim ilgi ve sevgiyi bu adamda görmüştüm.
Belki geçici bir şeydi. Sadece hayatımın bu küçücük kısmında beni mutlu etmek istemişti. Ya da halime mi acımıştı.
Yoksa o da mı benim gibi anlamlandıramadığı ışıltılar görüyordu kalbinde?
Kahveler bitince balkondaki yumuşak koltuğun bir kenarına uzandım. O da başını başımın yanına koyup çaprazıma yatmıştı.
Burnuma dolan parfümüyle gülümsedim. Hep dediğim gibi, kokusu insanı mest ediyordu.
Sonra aniden hiç beklemediğim bir soru sordu. "Gece, daha önce hiç sevgilin olmuş muydu?"
Duyduğum soruyla afalladım. Niye böyle bir şey sormuştu ki şimdi.
Yüzümü yüzüne çevirdim. Hala merakla baktığını görünce gerçekten sorduğunu anlayıp hafifçe doğruldum.
"Evet, olmuştu. Neden ki?"
"Ne kadar sevmiştin?"
Kaşlarımı çattım. Nasıl sorulardı bunlar böyle? Bugün biraz garip davranıyordu bu adam.
"Lisedeydim. O zamanki duygularımın gerçek olduğunu düşünmüyorum."
"Sevmiştin yani?" diyerek kaşlarını çattı.
"Ben öyle mi dedim?" diyerek yüzümü buruşturdum.
"O zamanlar gerçekten sevdiğini düşünüyordun."
"Hayır, sadece basit bir hoşlantıdır."
"Hoşlantı mı?"
"Senin hiç olmadı mı? Neden böyle garip sorular soruyorsun?"
"Oldu."
"Sevmiş miydin?"
"Bilmem. Sanırım hiç sevmedim."
"Sanırım mı?" Sanırım da ne demekti, hangi kadını sevip sevmediğini istemsizce merak etmiştim.
Birkaç saniye bekledikten sonra tekrar bir soru sordu. "Peki, şu an sevdiğin biri var mıdır?"
Bu soruyla aklım karışmıştı. Bir kaç saniye düşündükten sonra üstümde gezinen bakışlar yüzünden yanaklarımın kızardığını hissettim.
"Hayır." Cevap basitti. Neden bu kadar düşündüğümü bilmiyordum. Aklım ve kalbim birbirine girmiş gibiydi.
"Ya senin, sevdiğin biri mi var yoksa?"
Bu sorumla gözlerime uzun uzun baktı Çağrı. Cidden sevdiği biri olabilir miydi? Benimle evli olduğu sürece birilerini sevebilir miydi ki?
Bu düşünce gerilmeme sebep oldu. Kısa bir süre sonra bana "Yok." cevabını verdi.
Bu cevap üzerine gözlerini benden çekip tekrar aynı yere yattı. Ben de eski yatışıma geri döndüm.
Gece gece aklımı karıştıran bu düşünceler olsa da saat epey ilerlemişti. Haliyle uyku iyice bastırıyordu.
Balkonun yarı açık penceresinden gelen tatlı esintiyle yanımda uyuyan adama son kez bakıp, gözlerimin yavaş yavaş kapanmasına izin verdim.
⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘