Donuk bir şekilde Çağrı'ya baktım.
Lina bunu gıcıklığına yapıyordu, biliyordum. Onunla yine aynı yerde yatmayacaktım. Bunu bir kere yapmıştı.
Çağrı kaşlarını kaldırarak bana baktı. Sırıtıyordu pis pis, "Bir yatak var ama."
Sanki ben bunu göremiyordum. Ters ters ona baktım.
"Ben içerideki koltukta yatarım." diye mırıldanarak kapıya yürüdüm.
Hızlı adımlarla önüme geçip kapıya yaslandı. Ani hareketiyle ona çarptım. Kafamı kaldırıp ona baktığımda kaşlarını çatmıştı.
"Olmaz böyle, izin vermiyorum." diyerek dikilmeye devam etti. Odadan çıkmamı engelliyordu.
"Aynı yatakta mı yatacağız?" diyerek sabır dilendim. Tabi onun için hava hoştu. Koltukta yatarken arkamdan sarılarak uyumasını unutmamıştım.
"Daha önceden yattık, rahatsız olacaksan ısrar etmiyorum." diyerek bakışlarını değiştirdi. Kapıya yaslanmış halde olan vücudunu serbest bıraktı.
Rahatsız olmak benden uzak bir terimdi. Sadece, bilemiyordum.
"Hayır, rahatsız olmuyorum. Ama-" derken lafımı bitirmeme fırsat bırakmadan kollarımdan tutup geriye çekti.
"O halde korkma, yemem seni." diyerek yatağa sürükledi.
Şok olmuştum. Davranışları birbirini tutmuyordu. Evliliğimiz sahteydi, neden inadına böyle davranıyor? Ortada hiçbir engel yokken.
Birkaç saniye gözlerine baktım. Ardından pes ettim. Cidden rahatsız olduğumu düşünmesini istememiştim.
Başımı geriye atıp yatağa geçtim. Giyecek pijamam yoktu yanımda. Bu nedenle üstümdekilerle yatmak zorunda kalacaktım. Kızlardan kıyafet isteyecek halim kalmamıştı doğrusu.
Yatağın sol tarafına geçtim. Üzerine serilmiş ince örtüyü kaldırdım. O sırada arkamda keskin bakışlarla Çağrı beni izliyordu.
En sonunda dayanamayıp arkama baktım. "Ne bakıyorsun?" diyerek kaşlarımı çattım.
Karizmatik bir sırıtışla başını yan çevirdi. Sonra nihayet yerinden kıpırdayıp yatağın diğer tarafına geçti.
Odanın ışığını kapattıktan sonra yorganın altına girdim. En uç tarafa yatmıştım.
O da yan tarafa yattıktan sonra yatağın içi ısınmaya başlamıştı.
Benim aksime orta tarafa doğru yayılarak yatıyordu. Elinde telefonu vardı. Sırıtarak biriyle mesajlaşıyordu.
Kiminle o kadar sırıtarak mesajlaşıyor bu?
Çok merak etmiştim ama bakmayacaktım. Ya da belki biraz bakabilirdim.
Biraz yaklaştım, kafamı hafifçe uzatıp telefonuna baktım.
Whatsapp'tan 'Karam Tayfa" grubuyla mesajlaşıyordu. Bu diğerleriyle kurdukları erkek grubu olmalıydı.
Sessizce ekrana baktığımı fark eden Çağrı, bakışlarını bana çevirdi.
Kaşlarını kaldırmış, suratıma eğlenerek bakıyordu. "Mesajlarımı mı okuyorsun sen?" diye keskin bir ses tonunda sordu.
Kızıyor muydu? Hemen bakışlarımı çekip yatağa baktım. Yaptığım yanlıştı tabi. Aptalım ben. Ne yapıyorum ki.
Böyle durduğumu gören Çağrı tek eliyle çenemden tutup kaldırdı.
"Şakaydı, sakin ol." diyerek telefonu uzattı. "Merak ettiysen bakabilirsin."
Yüzüne bakıp istemsizce sırıttım. Sonra telefonu ona geri itip sırt üstü yatağa uzandım.
Çok geçmeden o da telefonunu bırakarak aynı benim gibi yatağa uzanmıştı.
Bir süre öylece yattık. Onun uyuyup uyumadığını bilmiyordum. Fakat ben uyuyamamıştım.
En sonunda düz yatmaktan sıkılıp Çağrı'ya doğru yan bir şekilde uzandım. Böyle yatmak daha rahattı.
Çağrı'nın kafası, hafif yan dönmüş bana doğru sırt üstü yatıyordu.
Uzun siyah kirpikleri kapalı gözlerinde rahatlıkla görülüyordu. Yüzü hafif kızarmıştı sanki. Keskin bir çene hattı vardı. Saçları biraz uzamıştı. Bu nedenle kulağının altından da sarkıyordu.
Birkaç dakika onu izledim. Çünkü onu izlemek bir sanat eserine bakmak gibiydi. Çok yakışıklıydı bu adam. İzlemek insana keyif veriyordu.
Öylece dalıp gitmiştim. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken, Çağrı'nın bana doğru yan döndüğünü hissettim.
Sonrasında kendimi, bu sıcacık yatakta uykunun kollarına bıraktım.
~
Pencereden sızan delici güneş ışıklarıyla yavaş yavaş gözlerimi araladım. Ama tam açamadan geri kapatmak durumunda kaldım.
Kollarımı sarıldığım yastığa biraz daha doladım ve tekrardan gözlerimi açtım. Yüzümün tam dibindeki Çağrı'yı görmemle hafif bir çığlık atmam bir oldu.
Yüzlerimizin arasında 5 santimetre falan olmalıydı. Üstelik...
Kollarıma doladığım şey yastık değil, Çağrı'nın bedeniydi.
Bir daha asla onunla yatmayacağım!
Aceleyle kollarımı ondan çektim. Kendimi uzaklaştırıp nefes almaya çalıştım. Utanmış ve panik olmuştum.
Rahatsızca kıpırdandı ve gözlerini açtı. "Ne oluyor sabah sabah." diye kısık sesle mırıldandı.
Yarı doğrulmuş halde utançla ona bakan beni gördü. Kaşları çatıldı.
"İyi misin, ne oldu?" diyerek o da doğruldu ve bana yaklaştı.
"Fark etmedin mi?" diyerek gözlerimi kaçırdım. Biraz daha yaklaşıp çenemden tuttu.
"Neyi?" diyerek gülmeye başladı. "Uyurken bana sarılmanı mı? Ödeşmemiz için mi yaptın?" derken hala gülüyordu.
Bu dedikleriyle beni daha da utanca sokarken kaşlarımı çatıp yataktan inmeye çalıştım.
Fakat kolumu tuttu. "Sakin ol. Bir şey demedim." diyerek kolumu tutan elini gevşetti.
Son bir bakış atıp yataktan kalktım. Giydiğim eşofmanın paçası dizimin üstüne çıkmıştı.
Birkaç saniyede üstümü düzeltip ona baktım. Hala sırıtarak beni izliyordu.
Şuan tokat atmak istiyorum.
"Ne sırıtıyorsun sen." diyerek ona doğru bir adım attım.
Nihayet sırıtmayı bırakıp benim gibi yataktan kalktı. Kafasını yan yatırıp saçını düzeltti. "Tamam kızma."
Ona yalandan gözlerimi devirip kapıya yöneldim.
O sırada telefonu çaldı. Arkamı dönüp cevap vermesini bekledim.
"Alo... Evet anne... Teyzemlerdeyiz... Bakarız... Tamam..."
Görünen o ki annesiyle konuşuyordu. Kapıda onu beklediğimi görünce, "Annem akşam yemeğe çağırdı, seni de." diyerek açıklama yaptı.
Yemeğe mi? Benim annemler de olacaklar mıydı acaba?
Bunu sormayacaktım. Omuz silkip arkamı döndüm ve kapıyı açtım.
Peşimden Çağrı da geldi ve içeri geçtik.
Diğerleri çoktan kalkmış olmalıydı. Mutfak tarafından sesli gülüşmeler geliyordu.
"Mert!"
"Ne var ya, ne!?"
"Yaktın tüm ekmekleri yaa of."
"Abartma Lina neresi yanmış."
"Karan'a sorsana bir de."
"Abiciğim yanmış mı bu sence?"
"Kömür olmuş amına koyayım."
"İkiniz de siktirin gidin."
Mutfağa adım attığımda bu ekmek kavgasının içine girmiş oldum. Mert belli ki ekmekleri yakmıştı. Ama yakmadığını iddia ediyordu.
"Heh, yengemle brom uyanmış." diyerek bize doğru gülümsedi. Sonra da kolumdan tutup tost makinesinin oraya götürdü.
"Gece, yanmış mı sence bu ekmekler, sen anlarsın." diyerek yüzüme umutla baktı.
Ekmekler fazla piştiği için kurumuş duruyordu. Kenarları hafif hafif yanmıştı ama ortası çok yanmamıştı.
Benden cevap bekleyen Mert'e baktım. Ne yapacağımı bilemeyerek durduğum sırada Çağrı aramıza girip Mert'i geri itekledi.
"Rahat bırak lan kızı, yakmışsın işte."
İkisi köşede bir boğuşma yaşadığı sırada mutfaktan içeriye Asena ve Elis girdi.
Bunu gören Mert, onu yakasından tutmuş yalandan döven Çağrı'dan kaçmaya çalıştı.
"Elis, canım al beni şundan." diyerek bağırdı.
"Mert, vurmuyor bile sana." dedi Elis. Ve onlara doğru yöneldi.
O sırada biz de Asena'yla kısaca bakıştık. Çok yorgun ve tahammülsüz bakıyordu. Anlaşılan bugün kimseyle uğraşası yok.
"Oturun hadi." diyerek hepimize masayı işaret etti Lina.
Dikdörtgen yemek masasının etrafına kurulduk. Mert'in yarı yanmış ekmekleriyle istemeye istemeye bir kahvaltı yaptık. Benim için çok da fark etmezdi. Annem hizmetçilerin yaktığı ekmekler israf olmasın diye bana yedirirdi.
Onları düşünmeyip kahvaltımı yaptım. Fakat bu akşam yemekte onlar da olacaklar mıydı hala merak ediyordum.
Kahvaltı sırasında Asena ne Çağrı'yla ne de başka biriyle konuşmamıştı. Biraz bir şeyler yiyip kısa bir veda etmiş gitmişti.
Ne kadar ondan hoşlanmasam da bu halleri beni etkilemişti.
Kahvaltıdan sonra oturma odasında biraz oturduk. Ardından da fazla durmadan Mert, Karan, Çağrı ve ben Elis'lere veda edip evden ayrıldık.
Mert ve Karan Mert'in arabasıyla yola çıkmışlardı. Ben de Çağrı ile birlikte bizim arabamıza bindim.
Dün geceki olaylardan dolayı hala Çağrı'ya pek bakamıyordum. O hiç utanmıyordu. Ben niye utanmıştım ki bu kadar?
Arabayı çalıştırıp yola çıktık. Kendimi halsiz hissediyordum. Biraz da karnım ağrıyordu. Herhalde üşütmüş olmalıydım.
Yol boyunca camdan dışarıyı izledim. Akıp giden binaları, ağaçları, kaldırımlardaki insanları izledim. Her birinin farklı bir hayatı vardı. Kim bilir şuan ne düşünüyorlardı.
Saçma sapan şeyler düşünmeyi bırakıp yolu izlemeye devam ettim. Buraya gelirken geldiğimiz yolları geri dönüp sonunda evimize ulaşmıştık.
Biraz da araba kokusundan midem bulanmıştı. Çağrı park eder etmez kendimi dışarıya attım.
Arabanın etrafından dolaşıp Çağrı'nın yanına geldim ve birlikte binaya girdik. İlerleyip asansöre geçtik ve yukarı kata çıkmaya başladık.
Asansör durup kapılarını açtığında eve doğru yürüdüm. Çağrı anahtarlarıyla kapıyı açtı ve iki gecedir kalamadığım eve ayak bastım.
Buraya ilk geldiğimde de kendimi aitlik hissine kaptırmıştım. Şimdi de aynı şey olmuştu.
Yere çöküp ayakkabılarımı çıkardım ve yatak odasına gittim.
İçerideki banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Duş almama gerek yoktu. Ancak üstümdeki kıyafetlerden kurtulsam iyi olacaktı.
Banyodan çıkıp giysi dolabına yürüdüm. Dolaptan açık mavi bir üst ve lacivert bir eşofman aldım.
Hızlıca üstümü değiştirip çıkardığım kıyafetleri kirlilere attım ve odadan çıktım.
Çağrı pencerenin önünde durmuş sigara içiyordu. Ne çok sigara içiyor bu adam diye düşündüm.
Benim geldiğimi görünce elindeki sigarayı söndürüp yanıma yaklaştı.
Hiçbir şey söylemeden karşımda durdu, elini saçlarıma atıp karışık duran bir parçayı düzeltmeye çalıştı.
Bunu yaparken çok ciddi bakıyordu. Biraz eliyle tarayıp düzeltti. Sonra öne aldığı saçları geriye atıp bana baktı.
"Akşam teyzem ve eniştem tatilden dönüyormuş. Annem yemek yiyelim dedi. Tüm aile orada olacakmış yani." diyerek birkaç saniye durdu.
"Ayıp olmasın diye gidiyorum, eğer gitmek istemezsen bir bahane bulurum."
Bu demek oluyordu ki benim ailem orada olmayacaktı. Biraz rahatlamıştım. Fakat korkuyordum da. Ama sorun değildi. Annesi o kadar tatlı bir kadındı ki.
"Benim için sorun olmaz." dedim ve gülümsedim.
Tek kaşını kaldırıp bana baktı. Sonra telefonunu çıkarıp birkaç mesaj yazdı.
İşini hallettikten sonra telefonu masaya hafifçe fırlatıp kendini de koltuğa bıraktı.
Ben de ilerleyip karşı koltuğa oturdum. Açıkçası biraz sıkılmıştım. Sonra beni neşelendirecek bir şey söyledi.
"Bugün ne yapmak istersin?"
Bu demek oluyor ki can sıkıntımı geçirecek bir şey yapabilirdim.
"Bilmem. Aklında ne var?" diye sordum.
"O halde hazırlan da dışarı çıkalım." dedi ve başını geriye yatırdı.
Telefonumdan saate baktım. Saat öğlen 12 civarıydı. Çağrı'nın dediğini yapıp hazırlanmak için odaya geçtim.
Ne giyeceğimi bilemiyordum. Dudaklarımı büküp dolaba tekrar baktım. Karar verememiştim.
Salona geri dönüp Çağrı'nın yanına pat diye oturdum. Bu oturuşumla yüzünü buruşturup kafasını kaldırdı.
"Ne oluyor kızım?" diye sorup yüzüme baktı.
"Ne giyeceğimi bulamıyorum." diye cevap verip ben de aynı şekilde ona baktım.
Kaşlarını çatıp "Bir sürü kıyafet var dolapta giy işte birini." diye mırıldandı.
Ben de kaşlarımı çatıp koltuktan kalktım ve tekrar odaya yürüdüm.
Sonra derin bir nefes verdi ve arkamdan ayağa kalkıp yürümeye başladı.
Nihayet ayağa kaldırmayı başarmıştım.
İçimden gülümseyip odaya girdim. Sonra kolundan tutup onu da dolabın önüne çektim.
Umutla yüzüne bakıyordum. Bir şeylernönermesi lazımdı şuan.
Tekrar kaşlarını çattı. Askılardaki tişörtlere, bluzlara bakarken kısık sesle "Sana beyaz yakışıyor." diye mırıldandı.
Sonra bir askıyı yerinden çıkarıp bana uzattı ve alt kıyafetlerinin olduğu yeri karıştırmaya başladı.
Verdiği beyaz bir tişörttü. İki yanından büzülmüştü. Arka kısmında da minik bir yırtmaç vardı.
Hoşuma gitmişti bu.
Sonra onunla birlikte altıma ne giyeceğimi bulmaya çalıştım. Gözüme çok tatlı pembe bir etek gözüktü.
Heyecanla Çağrı'ya uzatıp "Tişörtün altına çok yakışmaz mı?" diye sordum.
Çağrı eteği alıp bir bana bir eteğe baktı. Minik fırfırları olan, ara ara danteli olan dizimin üstüne gelen bir etekti.
"Tamam, giy." diyerek eteği tekrardan bana uzattı. Sonra kendi tarafından kıyafet bakmaya başladı.
O da beyaz bir tişört almıştı. Altına da kırmızı ve gümüş renkte metalik desenleri olan siyah eşofmanımsı bir şey aldı.
Onun kombinini beğenmiştim. Giyinmek için seçtiğimiz kıyafetleri alıp banyoya yöneldim.
Üstümü değiştirip çıkarttığım kıyafetleri katladım. Sonra banyonun kapısını araladım.
Çağrı çoktan üstünü değişip içeri geçmiş olmalıydı. Ben de katladığım kıyafetleri dolaba tekrardan bırakıp makyaj masama oturdum.
Yalnızca çok az bir rimel, dudak kalemi, ve gloss kullanmıştım. Cildime hiç dokunmadan masadan kalktım.
Odanın kapısını açıp içeri geçtim.
Çağrı üstünü değiştirmiş içerde beni bekliyordu. Çıktığımı görünce keskim bakışlarla üzerimi süzdü.
Gözleri üstümde çok oyalanmamıştı. Hemen telefonuna bakıp ayağa kalktı.
"Çıkalım mı?"
Başımı salladım ve kapıya yöneldik. Ayağıma nike air force'larımı geçirdim. Sonra dairenin kapısını açıp evden çıktık. Çağrı kapıyı kitlerken ben de asansörü çağırdım.
Günümün nasıl geçeceğini düşünmeye çalışırken gelen asansöre Çağrı ile bindim ve aşağıya indik.
⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘

