İki gün...
Yeşim'in cinnet geçirip babası tarafından, bir hayvan gibi odaya kilitlendiği günün üzerinden iki gün geçmişti.
Bu iki gün ona bir asır gibi gelmişti.
Babası yanına kimsenin gelmesine izin vermemişti, yemeklerini bile konağın çalışanları getiriyordu. Hoş boğazından iki lokma birşey geçmiyordu. Midesi almıyordu hiçbir şeyi...
Ailesi tarafından çoğu kez küçük düşürülmüş ve kendini kötü hissetmişti. Ancak hiçbiri son yaptıkları kadar can yakıcı değildi, ölmek istiyordu.
Etrafı insanlarla çevriliydi ancak kendisini hiç bu kadar yalnız hissetmemişti.
Evlenecekti...
Soysuz, kötü adam diye bahsettikleri adam ile hem de. Bu kötülüğü hak edecek kadar büyük ne günah işlediğini sorguluyordu. Kimseye bir zararı olmamışken hayatı nasıl bu saçmalığa bağlı olabiliyordu?
İşin tuhaf kısmı herkes arkasından 'zavallı kız, yazık oldu' diye yakınıyordu ancak kimse ona yardım etmeye kalkışmıyordu.
Hoş, Malik Ağa'nın sözünün üstüne söz söyleyebilen biri yoktu. Kimse buna cesaret edemezdi.
Olan yine ve yeniden Yeşim'e olmuştu.
Kendi hayatının başrolü olmamak böyle birşeydi. Herkes birşey ister ve söylerdi, sen ise bir yaprak gibi savrulurdun arkalarından. Tersine gittiğin an acımadan ezerlerdi seni.
Yeşim yatağında uzanmış tavanı izliyordu. Tüm vücudu aldığı darbelerden dolayı ağrıyordu. Emine ablası öğle yemeği sırasında ağrı kesici de getirmişti ancak almayı reddetmişti Yeşim.
Vücudunun ağrısı, ruhunun acısını bastırıyordu.
En azından Yeşim böyle düşünüyordu.
Yeşim boş bakışlarla tavanı izlerken bahçeden sesler yükseldi. Ne olduğunu merak ederek doğruldu yatağından ve baş ucundaki pencereden dışarıyı izlemeye başladı.
Konağın kapısı sonuna kadar açılmıştı, babası ve annesi ise gelenleri karşılamak için bahçedeydi. Hava kararmak üzereydi bu yüzden ışıklar tamamiyle açılmıştı.
Kapıdan iki araba bahçeye girdi. Yeşim merakla izlerken arabalardan birinden Ferzan Ağa indi.
Onu gördüğü an kalbi sıkıştı. Bu adamla evleneceği gerçeği ona çok korkunç geliyordu.
Bunun sebebi ailesi olabilirdi...
Yeşim derin bir nefes alarak son kez baktı Ferzan Ağa'ya. Üzerinde geçen seferki gibi lacivert takım elbise vardı. Yüzünün ifadesini bu uzaklıktan göremese bile kaşlarının çatık olduğunu tahmin edebiliyordu. Sinirli görünüyordu.
Yeşim göz devirdi, bu adam hep sinirliydi ki? Şimdiye özel bir durum değildi.
Perdeyi çekip tekrar yatağına uzandı. Yeşim için herşey oldukça zor iken bir de bu adam çıkmıştı...
Ne ile sınanıyordu böyle?
"Allah'ım sen bana yardım et!"
Bahçeden gelen boğuk sesleri duymazdan gelerek gözlerini tavana dikti. İçinde ailesine karşı büyük bir hayal kırıklığı ve öfke vardı.
Tüm bunlara rağmen hâlâ bir umudu vardı ailesine karşı.
Belki evlendirmezler beni Farzan Ağa ile ... diye düşünüyordu bahçedeki insanlara rağmen, bir umut...
Yeşim sessiz bir şekilde tavanı izlerken koridordan gelen sesle bakışlarını kapıya yöneltti. Çok geçmeden anahtar sesi gelmiş ve kapı açılmıştı. Yeşim yataktan doğrulup gelene baktı.
Kuzeni Miray ve arkasından da annesi telaşla içeri girdi. "Çabuk Miray! Çabuk giydir dolaptan düzgün bir iki parça elbise bekletmeyelim misafirleri." Yeşim'i baştan aşağı süzüp aceleyle konuştu.
"Neler oluyor?" diye sordu bıkkınlıkla.
"Ferzan Bozoklu ve ailesi geldi yüzükleri takacağız aile arasında." Vetha hanım kızının yüzüne dikkatle baktı. Birkaç gün içerisinde erimişti, yüzünün rengi solmuştu.
"Miray yüzüne de güzel bir makyaj yapıver, canlansın azıcık. Çıkmasın böyle insanların karşısına."
Yeşim duyduklarını sorguladı bir süre. İşkence gibi süren iki günün sonunda dediği tek şey bu muydu annesinin?
Sinirle derin bir nefes aldı, çenesi titriyordu bu haksızlık karşısında dayanamıyordu.
"Gelmiyorum, inmiyorum ben aşağı!" diyerek sesini yükseltti kendini tutamayarak.
Vetha hanım koridora kısa bir bakış attı tedirginlikle ardından kapıyı kapattı hızlıca.
"Sus kız! Ne demek inmiyorum aşağı?! Akıllanmadın mı sen daha? Bak bugün de bir rezillik çıkarırsan babana kalmaz ben öldürürüm seni bilesin!"
"Anne ben iste-" Yeşim annesinin ellerini tutarak onu yumuşatmaya çalıştı. Miray anne kızı izlerken gözleri dolmuştu.
"Alışırsın Yeşim alışırsın...ben de alışmıştım." Bir süre sessizlik oldu. Yeşim annesinin gözlerinin içine bakarken Vetha hanım gözlerini bir noktaya kitlemişti.
"Kaderinde var demekki kızım. Ne diye diretiyorsun? Alışılmayacak bir şey var mı şu dünyada?" Yeşim'in omuzları yenilgiyle düştü, kader değildi bu. Ailesi onu itiyordu bu evliliğe.
Gözünü bile kırpmadan, acımadan.
"Boşuna demiyorlar kızlar annelerinin kaderini yaşar diye. Ben senin gibi bir hayat yaşamamak için çok uğraştım ama bana hep engel oldunuz anne..." Vetha hanım kızının gözlerine bakamıyordu.
"Bana herşeyi çok gördünüz bu konakta."
"Yeşim ben de iste-"
"Hazırlanacağım anne. Çık, lütfen."
"Yenge vaktimiz yok. Hemen hazırlayacağım Yeşim'i aklın burada kalmasın." Miray Yeşim'in haline daha fazla dayanamayarak konuştu. Vetha hanım diyeceği birşey kalmadığını anlayarak çıktı odadan.
"Miray..."
"Ah kuzum benim kıyamam ben sana..." Yeşim'in günlerdir ihtiyacı olan sarılma sonunda Miray'dan gelmişti. "Gönlünü ferah tut, herşey yoluna girecek. Üzme artık kendini güzelim."
Yeşim kollarını kuzeninin bedenine sararak gözlerini sımsıkı kapattı. O kadar ağlamıştı ki göz pınarları kurumuş, dökecek tek bir gözyaşı kalmamıştı.
"İnşallah Miray, inşallah. Benim artık dayanacak gücüm kalmadı..."
"Geçecek, geçmek zorunda. Akışına bırak biraz. Gel hadi bekletmeyelim aşağıdakileri, amcam kapında bitmesin. Sen gir banyoya kısa bir duş al, kalanı bende."
Yeşim itiraz etmeyerek odasındaki banyoya ilerledi.
**
"Bitti..." Miray elindeki fırçayı dikkatle masaya bırakıp kuzenini inceledi. "Çok güzel oldun Yeşim..."
"Miray ben daha fazla ağlamak istemiyorum. İnelim artık ne olacaksa olsun, bitsin." Yeşim aynadaki haline bakmadan ayaklandı. Tereddüt etse bile artık yapacak birşey yoktu. İçi yana yana çıktı odasından. Attığı her adımda, indiği her basamakta kalbinden birşeyler sökülüyordu. Belki abisi yüzünden olmasaydı canı bu kadar yanmazdı.
Yeşim arkasında Miray ile misafirlerin olduğu salona geldiğinde birkaç saniye duraksadı.
Abisi ve Helin hariç herkes buradaydı. İçini bir korku kapladı, avuç içleri terliyordu. Miray'ın seçtiği siyah dantel detaylı kloş elbisenin eteğiyle sildi ellerini. Derin bir nefes aldı ve üstündeki bakışları umursamadan annesinin yanındaki boşluğa bıraktı kendisini.
Herkes sessizdi. Boğucu bir kasvet vardı, Yeşim bunaldığını hissederek elini boynuna götürdü. Kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Gözlerini yere dikmiş, bir heykel gibi duruyordu.
Vetha hanım kızının pervasız hareketine karşı mahcubiyet ile gülümsedi karşısındaki kadına. Gülümsemesini bozmadan Yeşim'e yanaştı. "Densiz, insan bi gülümser, hoşgeldiniz der. İki saattir beklettin bu insanları."
"Kimse gelirken bana sormadı." Yeşim ifadesinden ödün vermeyerek cevapladı annesini. "Şu günü bir atlatalım da gör bak neler yapıyorum sana! Rezil ettin bizi rezil." Yeşim omuz silkerek önüne döneceği esnada çaprazında oturan adam ile göz göze geldiler.
O an yutkunamadı, boğazında bir yumru oluştu.
Burada olduğunu biliyordu da bizzat göz göze gelince durum daha da ciddi bir hâl alıyordu. Gözlerini kaçırmaya çalıştı ancak Ferzan Ağa o kadar dikkatle bakıyordu ki ona bu mümkün değildi.
Bu adam ile evlenecekti, öyle karar verilmişti.
Birkaç gün sonra bu adam ile aynı çatı altında yaşayacaktı.
Ancak bu adamı hiç tanımıyordu, bilmiyordu.
Hoş, tanıyıp bilmekte istemiyordu Yeşim...
"Yüzükleri takalım." Sessizliği bozan Ferzan Ağa'nın amcası Salih olmuştu. İki ailenin de istemediği bir evlilik olduğu için kimse konuşmaya, bir adım atmaya yanaşmıyordu.
"Takalım tabii." Yeşim'in babası da ayaklanıp Salih Ağa'yı onayladığında herkes onu takip etti. Yeşim üzerindeki ağırlığı yok saymaya çalışarak ayaklandı. Annesi belinden iterek Ferzan Ağa'ya doğru yürümesini sağladı.
Ferzan Ağa yanında korkuyla titreyen kızın varlığını yok saymaya çalışarak soğukkanlılığını korudu. İçinde bulunduğu duruma lanetler okuyordu. O da bunu istemiyordu ancak ortak karar bu yöndeydi, yine ailesi için kendisini feda etmek zorunda kalmıştı ancak bu sefer tek kurban kendisi değildi.
Miray elinde tepsi ile içeri girdiği an Yeşim dolu gözlerle Ferzan Ağa'ya baktı. Onun için yolun sonu demekti bu.
Yeşim bir şey yapamazdı, o kadar güçlü değildi ancak Ferzan Ağa tam tersiydi Yeşim'in.
Ferzan Ağa'nın amcası Salih tepsiden yüzükleri alarak önce Ferzan Ağa'nın sonra da Yeşim'in parmağına taktı.
Bitmişti artık geri dönüş yoktu.
"Ağlamayı kes." Dedi Ferzan Ağa. Yeşim dolu gözlerle baktı yanındaki adama.
"Neden? Ben birşey yapamasam bile sen yapabilirdin... Neden yapmadın?" diye sordu çaresiz, kısık bir ses tonuyla.
Ferzan Ağa ne diyeceğini bilemeyecek bakmaya devam etti Yeşim'e. Bu sırada Salih Ağa makası eline alıp yüksek sesle, kısa bir dua okudu. Ardından kurdeleyi kesip yeğenine gülümsedi.
"Birlikte çok mutlu olmanız dileğiyle oğlum. Mutluluklar..."
Yeşim, Ferzan Ağa ile geri dönüşü olmayan bir yola girmişti artık, kaçış yoktu.
Onun kaderi buydu, sanırım kabullenmesi gerekiyordu...
Merhaba, nasılsınız 💓🤗
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz yorumlarda belirtin lütfen 🙏🏻
Ayrıca oy vermeyi unutmayıınnn ✨🤍