Merhabaa kitabım 300 okunmaya ulaşmıııışşşş!!! Çok mutluyum, gittikçe büyüyoruz 🤧♥️
Sizden ricam bol bol yorum yapmanız, gidişat hakkında fikirlerinizi belirtmeniz 💓💓
İyi okumalar, beğenmeyi unutmayınn 🌟♥️🌟♥️🌟
Geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim artık. Parmağıma pranga niyetine o yüzüğü taktıkları andan beri düşünüyordum.
İnsan nasıl kendi hayatının başrolü olmazdı ki?
Ya da olamazdı mı demeliydim?
Ailemin bana olan tutumunu sindirmemin nedeni elbet bir gün bu şehirden kaçıp gideceğime dair umutlarımdı.
Bunca yıl umutlarıma tutunup kendimi cesaretlendirmiştim. Her şeye rağmen birgün mutlu olacağımı, tüm kötü anılarımı bu şehir ile birlikte geride bırakacağıma kendimi inandırmıştım.
Hayatın bana oynayacağı oyundan habersiz bir şekilde...
Bu yüzükten sonra kaçış yoktu tek kurtuluş ölümdü.
Hoş, artık tüm yollar ölümle bitiyordu benim için.
Ancak ben ölüm için fazla korkaktım.
Sesler duyuyordum ancak ne dediklerini algılayamıyordum. Babam Ferzan'ın amcası ile konuşuyordu, annem yengemle fısır fısır konuşuyor arada da babama kaş göz işareti yapıyordu.
Beni bu ateşin içine bile isteye iten abim Baran...
O burada değildi, kimse onu bu odaya kabul etmemişti.
Gözlerimi misafirlerin üstünde tek tek gezdirdim, tanımadığım çok fazla kişi vardı burada. Bu tanımadığım insanlardı evliliğime karar veren.
Bu gerçek yüzüme tokat gibi çarptı, derin bir nefes aldım, ciğerlerim yanıyordu. O an Ferzan Ağa ile göz göze geldim. Bir bana bir de parmağındaki yüzüğe baktı. Kaşlarını çatmıştı. Dikkatle onu izlerken elini parmağındaki yüzüğe atıp çıkardı. Bunu yaparken bakışlarını bir saniye bile çekmemişti üstümden.
Göz dağı veriyordu bana. Ayağını denk al, bu evliliğin benim için hiçbir anlamı yok, der gibi bakıyordu.
Gözlerim doldu bu hareketi karşısında.
Bağırıp çağırmak istedim ancak kimse duymazdı sesimi. Herkes bana karşı kör, sağır ve dilsiz idi.
İkimiz de istemiyorduk, aileler de istemiyordu ama mecburduk işte. Töreler bunu gerektiriyordu...
"Düğüne gerek yok Salih, bir mevlüt versek yeter." diyen babamın sesi ile bakışlarımı çektim Ferzan Ağa'dan. Sesi az önceki haline kıyasla daha yüksek çıkmıştı.
"Hem kızım da istemez düğün müğün. Zaten canımız burnumuzda uğraşmayalım daha fazla. Gelir alırsınız gelininizi birkaç güne." benim adıma konuşuyordu.
İçimi öyle bir öfke sardı ki farkında olmadan atladım konuya. "İsterim!" Benden bu çıkışı beklemedikleri için şaşkınlık ve anlamaz gözlerle baktılar bana. Yutkunup elbisemin kumaşını sıktım var gücümle.
"Gelinlik de giymek istiyorum, düğün de istiyorum en gösterişlisinden." sesim titrek çıkıyordu. Annem koluma vurup susmamı işaret etti.
Umursamadım.
Aslında bunu gerçekten istemiyordum. Sadece, benim fikrimi sormadan kendilerince bir şeyleri oldu bittiye getirmek istemelerinden bıkmıştım. Evlenecek olan ben değil mıydım? Bir şeyi de bana sorsalardı ya!
Buna bile hakkım yok muydu?
"Nerede görülmüş berdel gelinine düğün yapıldığı?" fısıldaşmaların arasından duyduğum kadın sesi ile Ferzan'ın solunda oturan kişiye döndüm. Gözleri alev topu gibiydi.
Bu anneleri olmalıydı.
"Niye? Yapılamaz mı? Kaçan ben değilim, neden düğün yapamazmışsınız?"
"Yeşim sus!" babamın sert ve otoriter sesini duyduğumda yutkundum ancak geri adım atmamakta kararlıydım. Kimseye bakmamaya çalışarak sevap ettim
Bunda Ferzan Ağa'nın gözlerimin içine baka baka yüzüğü çıkarmasının da payı vardı.
"Düğün istiyorum. Davullu zurnalı, en gösterişlisinden hem de... kaçan ben değilken sessiz sakin gelin gitmeyi kabul etmiyorum." kabullendiğim bu gerçeklik gözlerimin dolmasına neden oldu.
"Sen ne-"
"Kabul ediyorum." Ferzan Ağa annesinin sözünü keserek ayaklandı benim gibi. Aramızda yalnızca birkaç metre vardı. "O düğünü yapacağım Yeşim'e!" diyerek herkesin dikkatini kendisine yönlendirdi. Gözleri vücudumu baştan aşağı süzdü. "Soyadıma yakışacak bir düğün yapacağım iki hafta içerisinde. Herşey istediğin gibi olacak." dediğinde bu kadar çabuk kabul edeceğini düşünmediğim için şaşırmıştım.
Ferzan Ağa gözlerini gözlerim ile buluşturdu. Dudaklarında deli bir sırıtış belirdi, çok korkunç görünüyordu.
"Ancak resmi nikâhı sana kıymayacağım Yeşim, sadece imam nikahı olacak."
"Ne?" yanlış duyduğumu varsayarak birkaç adım yaklaştım ona. "Yanlış duymadın. Seninle sadece imam nikâhı kıyacağım." diyerek kendisini sırıtarak tekrarladı.
Bunu beklemiyordum.
Benim düğün istemekle başlattığım soğuk savaşı sadece imam nikâhı kıyacağını söyleyerek devam ettirmişti.
Babam ve amcama baktım itiraz etsinler diye ama onlar da hiçbir şey söylemedi.
Herkes ağzının içinden "Uygundur." diyerek onay vermişti.
"Malik Ağa müsaden varsa kızın ile konuşmak isterim." Ağlamamak için kendimi sıktığım sırada sanki zorla evlendirilen, resmi nikâh kıymayacağını söyleyen o değilmiş gibi gayet rahat bir tavırla konuşmuştu.
"Müsaade senindir Ferzan Ağa." Babam sinirli bakışlarını son kez üstümde gezdirerek tesbihini çekmeye devam etti.
Sanki tüm bunlara ben neden olmuşum gibi davranmalarından, sinirlerini benden çıkarmalarından bıkmıştım.
Ferzan Ağa kapıyı işaret ederek yürümemi ima etti. Derin bir nefes alıp, sakin olmam gerektiğini hatırlattım kendime.
Ben avluya çıktığımda o da arkamdan geliyordu. Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp ona döndüm. Gözlerim boş olan yüzük parmağına takılmıştı. "Takmayacak mısın?" diye sordum korkmadan.
"Hayır." dedi, hemen kestirip atmıştı. Ses tonu o kadar soğuk ve hissizdi ki bir an üşüdüğümü hissettim.
"Takacaksın." diye direttim. Ben taktıysam o da takmak zorundaydı.
Tüm hayatım bir yüzükle kısıtlandı. Parmağıma taktıkları andan beri sırtıma saçma sapan sorumluluklar yüklenmişti. Benim aksime Ferzan'ın bu kadar rahat olması sinirimi bozuyordu.
Olan bana oluyordu zaten, bir de üstüne sadece imam nikâhı kıyacağını söylemişti.
Kimse karşı çıkmamıştı.
"Ne dedin sen?" tek kaşını çatarak bir adım yaklaştı bana, rahatsız olduğumu belli edercesine uzaklaştım ondan. "Duydun ne dediğimi! Eğer sen takmazsan ben de takmam." Parmağımı yüzüğe götürüp çıkaracak iken kolumu tutarak engel oldu bana.
"Sakın! Senin o küçük aklın ne durumda olduğumuzu algılayamıyor mu? Sen kime kafa tuttuğunun farkında mısın?!" sesi içerdeki halinden daha yüksek çıkmıştı. Ancak ondan korkmuyordum.
Korkmak için bir sebebim yoktu. Başıma ne geliyorsa, yaşamak zorunda olduğum her şeyin sebebi bu insanlardı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar itedikleri gibi biri olmayacaktım.
"Nasıl bir durumda olduğumuzun gayet farkındayım, bu yüzden o yüzüğü takacaksın diyorum ya Ferzan Ağa!"
Onun keyfi için bana laf gelsin istemiyordum. Buralarda adamın takmadığı yüzükten bile kadın sorumlu tutuluyordu.
"Öyle mi?" diyerek yamuk bir şekilde sırıttı. Benden birkaç adım uzaklaştı. Ne yapacağını bilmediğim için dikkatle izliyordum onu. Elini pantolonunun cebine koyup yüzüğü çıkardı. Anlamaz gözlerle bakıyordum ona. Gözlerimin içine bakarak gülüşünü büyüttü.
"Kimin senin hakkında ne düşündüğü umrumda değil Yeşim. Bu yüzüğü asla takmayacağım." Elindeki yüzüğü var gücüyle atıp ceketini düzeltti.
Ardından konuşmama müsaade etmeden çekip gitti.
Beni ise kalakalmıştım öylece.
Kendi hayatım için endişeleniyordum. İki haftam vardı sadece...
Kaçamazdım, beni kolayca bulur, yaşatmazlardı. Bu yaşıma kadar güzel, sakin bir hayat yaşayacağıma dair umutlarım vardı ancak artık umutlarım tek tek ölüyordu.
İçimdeki küçük kız kapana kısılmıştı. Bana yardım edecek biri yoktu.
Hayır, benim hiç kimsem yoktu.
Bu acımasız kadere boyun eğmek zorundaydım.
Bir hafta sonra tanımadığım ve beni istemeyen bir adamla imam nikâhı kıyacaktım. Tüm düzenim alt üst olacaktı. Bilmediğim bir evde, tanımadığım insanlarla yaşayacaktım.
Daha kötü ne olabilirdi ki?

