Kerem üzerine gelen kütleyi son anda fark etmiş, refleks olarak başını yana çevirmeyi başarmıştı ancak elleri topu engellemekte geç kalınca, cüsseli top büyük bir hızla suratının sol tarafında patlamıştı.Aldığı darbeyle sendeledi, geriye doğru bir adım attı.Yanıbaşındaki Kaan düşmemesi için kolundan tuttu.''İyi misin?Kerem iyi misin?'' diye sorup durdu.Kerem hala şoku atlatamadığı için cevaplayamadı.Gözleri kapalıydı, yüzü yanıyor, kulağı uğulduyordu.Kaan'ın kavramadığı koluyla yüzünü tuttu.Arkadaşı ise düşer endişesiyle ona destek olmaya devam etti.Bir süre öylece bekledi.Bir ara elini yüzünden çekip gözünü kısarak etrafına baktı ve herkesin çevresine toplandığını gördü.Alya ile Beren kenardan koşarak gelmişlerdi.Kaan solunda Yiğit ise sağındaydı.
Beren tam önünde duruyordu.Eliyle Kerem'in çenesini kaldırıp darbe aldığı yere baktı.''İyi misin?Beni duyuyor musun?Cevap ver.Kerem!''Son kelimeyi biraz bağırır gibi söylemişti.Kerem'in kulağındaki uğultu biraz dinmiş gibiydi.''Elbette seni duyuyorum.Sağır olmadım.''
Genç kız biraz rahatlamıştı.Alya'ya döndü.''Koş su getir hemen.Çabuk!''
''Yere mi oturtsak, şok geçiriyor gibi.'' dedi Yiğit.
''Saçmalamayın.Ben iyiyim.Kafama alt tarafı bir top geldi, mermi değil.''dedi Kerem ve Kaan'ın hala kolunun üzerinde duran eline bakarak.Kaan onun rahatsız olduğunu anlayıp temkinli bir şekilde geri çekildi.Beren, Alya'nın koşarak getirdiği su şişesinin kapağını açtı.''Eline dökeyim de yüzünü yıka.''
Kerem kumral kızın söylediğini yaptı.Akan suyu avucunda biriktirip birkaç kez arka arkaya yüzüne çarptı.Zonklama hala sürüyor olsa da, yanma hissi biraz azalmıştı.''Şimdi kendine geldin mi?'' diye sordu Beren.
''Evet, daha iyiyim.''
''Biraz otur istiyorsan.'' dedi Kaan.
Kerem başını tamam anlamında salladı, en önceki sıraya oturdu.Beren ve Kaan da onun her iki yanına oturmuş bir doktor edasıyla endişeli gözlerle onu süzüyorlardı.Kerem bu yüzden tekrar iyi olduğunu söylemek zorunda kaldı.Garip bir şekilde Kaan'ın kaygısının daha fazla olduğunu hissetti.Yüz ifadesi o kaygının yanında taşıdığı rahatsızlığı da taşıyordu.Kerem onun bu halini komik buldu ve gülmeden edemedi.
Bu yeni arkadaş grubu çok endişeliydi.Harun olsa yüzüne şöyle bir bakar, ensesini vurur ve 'Hiçbir şeyin yok, hadi devam et.' deyip onu bir tekrar sahaya yollardı.'Ama hayır.' dedi içinden ona aniden itiraz eden bir ses, 'Harun burada olsa şu an Tolga'nın kolunu kırmaya çalışıyor olduğu için oyun çok da devam edemezdi.'O yüzden burada olmadığı için müteşekkirdi.Şu an abartılı ama sakin bir endişeyi, öfke patlamalarıyla dolu dengesiz bir koruma içgüdüsüne tercih ederdi.
''Niye bu kadar abarttın?'' diye sordu Kaan'a.
''Yaralı insan görmekten hoşlanmıyorum.''Kerem'in hafifçe kaşları çatıldı.Tam nedenini soracaktı ki, dikkati Tolga'nın sesiyle bölünmüştü.''Pas vermek istemiştim.Böyle olacağını düşünemedim.''
Bir anlık gafletinin çok pahalıya mal olabileceğini fark ettiğinde pişman olmuştu.Hatta neredeyse vicdan azabı çekecekti.Ama sözlerine de iç dünyasındaki duygulara da tezat olabilecek bir şekilde yüzünde buz gibi bir ifade vardı.Bu yüzden Kerem onun özrünü asla samimi bulmadı.''Haberi olmadan birine pas vermek ne kadar doğru?'' diye sordu hafif bir alayla.
''Adını söylemiştim.''
''Yeni çocuk dedin, bu benim adım değil.Onu da geç söyledin.Attığın pas da haddinden fazla garipti.''
''Biraz şiddetli olmuş olabilir.Maçlarda birbirimize bu ayarda pas veririz.Alışkanlık.''
Kerem gülümsedi.''Sorun pasın şiddeti değil, biçimi.Ben basketbolda, takım arkadaşının kafasına attığın bir pas şekli bilmiyorum.Baş üstü pas vermeye çalıştın desem top göğüs hizasındaydı.''
''Göğüs pası vermeye çalışmıştım zaten.''
''Tek elle...İlginç.Üstelik adı üstünde göğüs pası, arkadaşının göğsüne atarsın, suratına değil.'' dedi Kerem imalı bir şekilde.Her cümlesi 'boş yere kendini yorma, ben bunları yemiyorum.' anlamı taşıyordu.
Tolga gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.Pes etmiş gibiydi, soğuk tavrını bir kenara bıraktı.''Ayarı biraz kaçırmış olabilirim, açıyı ayarlayamamış olabilirim, adını geç seslenmiş de olabilirim, tüm bunlar için üzgünüm.Canını yaktığım için de ayrıca özür dilerim.Ancak bu hataların hiçbiri bilinçli yapılmadı.''
'''Bilinçli olmadığını biliyorum, aksi halde seninle çok farklı konuşurdum.'' dedi Kerem keskin bir sesle.Beren şaşkın ifadeyle dönüp Kerem'e baktı.Onun ilk defa böyle bir ses tonu kullandığını duyuyordu.Tolga'ya karşı gerçekten çok öfkelenmiş olmalıydı.
''Niye pas için ilginç dedin Kerem abi?'' diye sordu Alya.
Kerem yönünü Alya'ya çevirirken tüm ifadesini aniden değiştirdi.Sıcak ve samimi bir tavır takındı.''Çünkü göğüs pası çift elle atılır.'' dedi hafifçe gülümseyerek.
''Bir de basketboldan anlamam demiştin Kerem.'' diye çıkıştı Yiğit ona.''Bu mu anlamıyor halin?''
''Onu iyi oynayamam anlamında söyledim, yoksa kuralları biliyorum.''
''Nasıl?'' diye sordu Kaan.''Hiç maç izlemem dedin.''
''Hiç izlemem demedim.Turnuvaları pek takip etmem dedim.En azından futbol kadar...''
''Kuralları nasıl bu kadar iyi öğrendin o zaman?Ben her turnuvayı izliyorum, senin kadar hakim değilim konuya.'' dedi Yiğit.Konu Tolga'nın da bir anda ilgisini çekmişti.Kerem'e doğru biraz daha yaklaştı.Şimdi o da Yiğit gibi tam karşısında duruyordu.
''Harun sayesinde.En yakın arkadaşımdır.Basketbol takımındaydı.Çok defa antrenmanlarını izledim.Kendikilerimden fırsat buldukça maçlarına da gitmeye çalıştım.Geçen seneki takımı çok iyiydi.Çok da başarılı oldular.Finale kadar yenilgisiz çıktılar.Ama finalde Sahaflar Öğretmen Lisesi'ne yenilince gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldık.''
''Bir saniye bir saniye, Öğretmen Lisesi'nin finaldeki rakibi...'' diyebilmişti Kaan ki Yiğit sözünü tamamladı.''Orhan Gazi!Sen geçen yıl Orhan Gazi'de miydin?Oradan mı geldin buraya?''
''Evet.''
''Tesadüfe bak.'' dedi Yiğit.
''Tesadüf diye bir şey yoktur.'' dedi Tolga.''Hem siz yakın arkadaş değil misiniz?Kerem'in nereden geldiğini bilmiyor musunuz?'' Tolga arkadaşlarının ayakkabı numaralarına kadar bildiği için bu durum ona garip gelmişti.
''Biz yeni tanıştık.Bunu konuşmaya fırsat olmadı sanırım.'' dedi Kaan
''Valla ne yalan söyleyeyim, sormak aklıma bile gelmedi.'' dedi Yiğit.
''Ben biliyordum.'' dedi Beren.''Ama önemsemedim.Yalnız anlamadığım bir şey var.Sen biraz önce kendi maçlarımdan fırsat bulursam gibi bir şey söyledin yanılıyor muyum?''
''Yanılmıyorsun.Ben de Harun gibi okul takımındaydım.Ancak Harun'un aksine futbol takımında.''
''Sen Orhan Gazi'de futbol takımında mıydın?''Yiğit'in sesinden hem şaşkınlık hem de heyecan vardı.''Siz geçen sene il birincisi oldunuz.''
''Öyle bir başarımız var evet.İl birincisi olup bölge turnuvasında yarıştık.''
''O turnuvada döküldünüz ama.''
''Takip ettin demek.''
''Ben gitmedim.Kaan anlatmıştı.''
''Turnuvanın hepsini izleyemedim ama özellikle sizin maçlara gitmeye çalıştım.Neticede bizim şehrimizi siz temsil ediyordunuz ama büyük hayalkırıklığı yaşadım.Çok kötüydünüz.Savunmanız berbattı.Hele o kaleci...Kalesine gelen topların yarısını içeri aldı neredeyse.Sizin takımı daha önce izlememiştim.İlk orada gördüm.Nasıl birinci oldunuz hala aklım almıyor.''
Kerem Kaan'ın sözlerine alınmadı.Aksine komik bulup gülmüştü.''Böyle kazalar olabiliyor.Bölge turnuvasında başarısız olmamız, il birincisi olduğumuz gerçeğini değiştirmez.Buradaki başarımızı gölgelemez.Altın madalya hala dolabımın en üst çekmecesinde duruyor ve orada durduğu müddetçe, biz şehrin en iyi takımıyız.''
''Tabi bu yılın sonunda yeni bir birinci çıkana kadar...'' dedi Tolga.Konuşmasında önemsememe, biraz da küçümseme vardı.
''Belki bu yıl tekrar birinci oluruz.Nereden biliyorsun?''
''O kaleciyle biraz zor.'' dedi Kaan.''Sahi, ben tüm maçlarınızı izledim.Üstelik sahaya yakın bir yerden.Bütün oyuncuları hemen hemen anımsıyorum.Seni gördüğümü hatırlamıyorum.''
''Göremezdin, çünkü orada yoktum.''
''Neden?''
''Hastalanmıştım.Kamp için pazartesi sabahı toplanacaktık.Pazar gecesi gıda zehirlenmesi yaşadım.Durumum biraz ağırdı.7 gün hastanede kaldım.Devamında da evde tedavi gördüm.Kendime gelmem 2 haftayı buldu.Dolayısıyla hem kampı, hem turnuvayı kaçırdım.''
''Ne büyük talihsizlik!'' dedi Yiğit.
''Öyle.Üzüldüm ama vardır bunda da bir hayır.''
''Seni çok aramışlar mı?Antrenör falan bahsetti mi, ya da arkadaşların?'' diye sordu Yiğit.
''Hayır.Öyle detaylıca konuşmadık.Maç sonuçlarını öğrenince üzüldüm o kadar.Sonucu değiştiremedikten sonra hayıflanmak neye yarar?Kaldı ki o dönem kafam çok bulanıktı.Halamın yanındaydım.Taşınacağımızı öğrendiğimde ne turnuva aklıma geldi ne de oynayamadığım maçlar.''
''Kaleciydin değil mi?'' diye sordu Beren, hiç kimsenin beklemediği bir şekilde.
Kerem yavaşça yanında oturan arkadaşına döndü.''Evet, öyleydim.''Beren başka bir şey demeden sadece gülümsemekle yetindi.''Takım üzerinde çok etkiliydin demek ki.'' dedi Kaan.
''Ya da diğer kaleci çok etkisizdi.'' dedi Tolga.
''İlker fena değildir aslında.Neticede hoca hepimizi yeteneklerimize göre seçti ve mevkilerimize yerleştirdi.Onun sadece maç eksiği vardı.''
''Ya da yetenek eksikliği.'' dedi Kaan.''Ya da Kerem olamama eksikliği.'' diye tamamladı Yiğit.
''Hiçkimsenin öyle bir eksikliği yok.'' dedi Kerem kendinden emin bir şekilde.Tolga ciddi ciddi bu çocuğun rol yaptığını düşünmeye başlamıştı.Kimse övgü karşısında bu kadar soğukkanlı davranamazdı.'Yeni geldiği yerde kendini sevdirmeye çalışıyor olmalı.' diye geçirdi içinden.Ve bu tiyatroya bir son vermeye karar verdi.''Bu kadar ara yeter.Hadi Kerem, yeterince dinlendiysen bitirelim su maçı.Ben çok sıkıldım artı.'' Konuşması biter bitmez karşılık beklemeden topu tekrar eline aldı ve potaya doğru yürümeye başladı.
''Sanki onun yüzünden ara vermedik.'' diye kendi kendine söylendi Yiğit.Fısıltıları işiten Tolga birden arkasını dönüp sert bir bakış attı ona.''Bir şey mi söyledin delikanlı?''
''Aynı fikirdeyim dedi sadece.''Kaan ortalığın gerilmesini engellemek için araya girmişti.Kerem de bu sırada ayaklanmıştı.Oyun alanına döndüler.Alya'nın atışıyla oyun tekrar başladı ve sadece birkaç saniye sonra Tolga'nın turnike basketiyle son buldu.Taraflar birbirlerini tebrik ettiler.Beren de bu arada Alya'ya çikolatasını uzattı.Alya da gülümseyip teşekkür etti.
''Eee, maç da bittiğine göre şimdi ne yapalım?Daha akşama çok var.'' dedi Yiğit.Kaan sahile inme fikrini öne sürdü, diğerleri de kabul etti.''Ama önce eve gidip bir duş alalım.Fena terledik.Sen de gelir misin kaptan?'' diye sordu Kaan.
''Ben kalıp biraz daha çalışacağım.Siz gidin, sonra görüşürüz.''
''Kolay gelsin.'' dedi Yiğit ve sahanın çıkışına doğru yürümeye başladılar.Kerem Beren'in hiç hareketlenmediğini gördü.''Gelmiyor musun Beren?''
''Hadi gel Beren abla.Onlar hazırlansınlar, biz de onları beklerken bahçede sohbet ederiz.''
Aslında bu fikir Beren'in hoşuna gitmişti.Alya'nın sevimli bir şekilde sunduğu öneriye gülümseden edemedi.Uzun zamandır kendini bu kadar kalabalık bir arkadaş grubunun parçası gibi hissetmemişti.Bu bir saatlik sosyalleşme bile ruhuna çok iyi gelmişti.Bu insanlarla sahile gidip sohbet etme, hatta belki biraz olsun kendini anlatma fırsatı için can atıyordu.Yine de aklı kalbine mani oldu ve reddetme iradesini gösterebildi.Sahanın kenarındaki topu alıp tam orta noktaya Tolga'nın yanına yürüdü.Tam yanı başında durdu.''Siz gidin.'' dedi.Sonra bakışlarını Tolga'ya sabitleyip, devam etti.''Siz kaptanla oyununuzu oynadınız.Şimdi sıra bende.''
Alya Beren'in ciddi mi olduğunu imalı mı davrandığını anlayamadan,'' Peki öyleyse, size kolay gelsin.'' deyip abisi ve kuzeniyle birlikte tel örgülerin dışına çıktı.Kerem bir süre daha Beren'le Tolga'ya baktı ve sonra diğerlerinin arkasından gitti.Beren'in Tolga ile konuşmak için kaldığını biliyordu.Ancak ne hakkında konuşacaktı?Araları madem bu kadar kötüydü, niye onunla iletişime geçiyordu ki?Acaba konu Tolga'ya aşık olan kız mıydı?Beren'in arkadaşı ona başka bir şey mi anlatmıştı?Belki de konu Melis'ti.Kaan ve Yiğit maç ile ilgili koyu bir sohbete dalmışken, Kerem'in aklında binbir tane cevapsız soru, oturdukları sokağa ulaşana kadar çarpışmıştı.
Tolga Kaan'ların yeterince uzaklaştığına kanaat getirdikten sonra; Beren'e döndü.''Neden buradasın?''Ses tonu oldukça soğuktu.
''Seni görmek için geldim.Evinde yoktun.Selen nerede olduğunu söylemedi.Sonra aklıma burası geldi.Ne zaman canın sıkkın olsa buraya gelirsin.''
''Benim keyfim gayet yerinde.''
''Öyleyse birazdan kaçacak.'' deyip topu sarışın çocuğun göğsüne fırlattı Beren.Tolga topu zor da olsa tutabilmişti.Genç kız sol kolundaki gümüşi analog saate baktı.''Zaman doldu.Melis'e her şeyi itiraf edecek misin?''
''Hayır.Tehditlerine boyun eğmeyeceğim!''Tolga'nın hiddetli sesi boş sahada yankılandı.
''Olacakları göze alıyorsun yani?''Beren'in ruh hali Tolga'nın sürekli değişen ruh halinin aksine oldukça stabil kaldı.Son derece sakin ve telaşsızdı.
''Elinden geleni yap.Nasıl olsa kaybedeceksin.''
Beren gülümsedi.''Benim için sorun yok.Kaybetmeye tahammülü olmayan sensin.''
Tolga öfkeli bir ifadeyle Beren'e bakmakla yetindi.Beren kendinden emin bir şekilde Tolga'ya doğru 2 adım attı.''Seni tanıyorum Tolga.Bu yüzden şimdi çok iyi durumda olduğun masalını anlatma bana.Çünkü inanmam.''
''Beni huzursuz etmeyi başardın dersem, bunu zafer olarak mı kabul edeceksin?''
Beren alınmış gibi yaptı.''Zafer mi, savaşta mıyız?''
''Değiliz.Ama senin istediğin şey bu değil mi?Bir savaş başlatmak...Bu yüzden bana kabul etmeyeceğimi bildiğin teklifler sunmuyor musun?Bu yüzden antrenmanımı baltalamak için buraya gelmedin mi?''
''Seninle konuşmak için geldim.''
''Seninle konuşmak ise mümkün olmuyor artık.Hem sen ne zaman geldin?Ne zamandan beri bizi izliyordun?''
''Geldiğimde maça henüz başlamamıştınız.Sonra suyunuzun olmadığını fark ettim ve bakkala sizin için su almaya gittim.Gördüğün gibi o kadar da kötü niyetli değilim.'' dedi Beren hafif bir alaycılıkla.''Bu arada bakkalda kiminle karşılaştım biliyor musun?''
''Bilmiyorum.Umurumda da değil.'' diyerek onun sözünü kesti Tolga.''Söyleyeceğini söylediysen git artık.Doğruca meydana git istiyorsan, heykelin üzerine çık, herkesin içinde bağır.Kendini daha da küçült.Bakalım insanlar kimin hakkında kötü düşünecekler.Benim mi senin mi?''
Beren dudaklarını hafifçe büzüp kafasını salladı, takdir eder bir ifade takınmıştı.''Güzel bir fikir ama benim daha parlak fikirlerim var.''Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp seyirci sıralarına yürüdü.Kendi getirdiği poşetten açılmamış tek su şişesini sıraya bıraktı.Bitmiş su şişeleri, bir tane de çikolata kalan poşeti aldı ve Tolga'ya döndü.Dolu su şişesini işaret etti.''Bunu senin için bıraktım.Devam edeceksen ihtiyacın olacak.''Tolga ona çatık kaşlarla bakarken aldırmadan çıkışa doğru yürümeye başladı.Gözde Çocuk arkasından seslenince yüzünü tekrar ona doğru dönmek zorunda kalmıştı.
''Beren!Mutlu musun ha?Dönüştüğün bu insandan memnun musun?''
''Ben hiçbir şeye dönüşmedim ve değişmedim.''
''Hayır değiştin.Eskiden böyle değildin.Bu kadar acımasız ve umursamaz değildin.Eskiden çok daha iyi biriydin.''
''O yüzden mi yalnız kaldım?''
''Yalanların yüzünden.''
Beren kaşlarını kaldırdı ve alaycı bir şekilde gülümsedi.''Yalanlarım ha...''
''Evet yalanların.Seni bu çorak hayata mahkum eden onlar.Ve hala onları söylemeye devam ediyorsun.Böyle gidersen bu hayata, bu şekilde yaşamaya mahkum olacaksın.Mutlu musun Beren?''
Beren bir süre duraksadı.Bu soru tüm neşesini buhar etmişti.''Değilim.Ya sen?''
''Ben mutluyum.Belki eskisi kadar değil ama mutluyum.''
Genç kız sert bir ifade takıntı.''Dikkat et Tolga.Meşhur sözü bilirsin.Mutluluk onu hak etmeyenin elinde ufalanır, der yazar.Bana sorarsan bu kez ufalanan sadece sen olacaksın.''
''Bunu sen mi yapacaksın peki?'' diye sordu Tolga.Öfkelenmişti.
''Kim bilir?Belki.''Beren derin bir nefes alıp bir süre düşündü ve karşısındaki çocuğa doğru bir iki adım daha yaklaştı.''Gerçek şu ki, artık sizin Beren'iniz olmadığımı biliyorum.Ama ben hala Beren Soyder'im ve benimle oynamaman gerektiğini sana göstereceğim.''
Arkasını dönüp tam çıkışa yürümeye devam edecekti ki bir an için tekrar durdu.''Bu arada, kullandığın o sıfat doğru değil.Takımın her zaman bir tane kaptanı vardır.Geçen sene de bir tane kaptanı vardı, şimdi de bir tane kaptanı var.O da sen değilsin.''Yönünü tekrar çıkışa çevirdiğinde biraz önce orada olmayan üçüncü bir kişiyle göz göze geldi.Uzun boylu, kumral, kahverengi saçlı, beyaz tenli bir çocuk giriş kapısının eşiğinden yeni girmişti.Konuşmanın tamamına şahit olmamış, sadece son kısmı duymuştu.Önceki kaptan ve şimdiki kaptanla ilgili olan kısmı...Ve bu çok hoşuna gitmişti.
Beren'le de göz göze gelince ona selam verdi.Beren de onun selamına karşılık verip çocuğun yanından hızlı adımlarla geçip sahayı terk etti.Genç kız gittikten sonra Tolga'nın üzerine doğru hızlı adımlarla yürüdü ve öfkeli bir şekilde konuşmaya başladı.''Kız doğru söylüyor.Senin ne haddine kendine kaptan dedirtmek!''
Tolga ise şaşkınlığını üzerinden atmak için bir süre çocuğa bakmakla yetindi.Sonrasında sadece bıkkın bir sesle, ''Uğur.'' demişti.
''Adımı yeniden mi ezberlemeye çalışıyorsun?Sorduğum sorunun cevabı bu değil.Sen nasıl benim sıfatımı kullanırsın?Söylesene Tolga, konuş!''
Uğur her kelimede biraz daha öfkelenirken, Tolga son derece sakindi.Bir iç çekti.''Söylesene kaptan, Beren'in bakkalda karşılaştığı çocuk sendin, değil mi?''