Ertesi gün Güneş, okula her zamankinden daha erken geldi.
Uyumamıştı bile.
Mesaj hâlâ zihninde dönüyordu:
“Cem. Yarın yalnız gel. Bu bir soru değil.”
Koridorlar boştu. Sessizlik, her adımı daha yüksek yapıyordu.
Güneş çantasını sırtında taşıyordu ama içi boş gibiydi. Sanki her şey birazdan düşecekmiş gibi hissediyordu.
Buluşma yeri okulun arkasındaki eski depo alanıydı.
Kimsenin pek uğramadığı, ışığı zayıf bir yer.
Güneş oraya vardığında Ayaz çoktan gelmişti.
Duvara yaslanmıştı.
Kolları çaprazdı.
Bekliyordu.
“Geldin,” dedi Ayaz.
Güneş omuz silkti.
“Gelmezsem ne olacaktı? Okuldan mı atılacaktım?”
Ayaz cevap vermedi.
Sadece ona baktı.
Uzun bir bakış.
Güneş sinirle nefes verdi.
“Ne istiyorsun? Eğer yine ‘bir şey var’ diyeceksen baştan söyleyeyim, yok.”
Ayaz bir adım öne çıktı.
“Var.”
Güneş gözlerini devirdi.
“Yeter artık.”
Ayaz sesi yükseltmedi.
Sakin kaldı.
Ama çok netti:
“Sen Cem değilsin.”
O an dünya durdu.
Güneş’in yüzü ifadesiz kaldı.
“Ne diyorsun?”
Ayaz hiç kaçmadı.
“İlk günden beri.”
Güneş bir adım geri attı.
“Saçmalıyorsun.”
Ayaz devam etti:
“Erkekler böyle hareket etmez.”
“Nasıl yani?”
“Sen sürekli kaçıyorsun. Fazla dikkat ediyorsun. Ve…” durdu, “bazen çok sessizleşiyorsun.”
Güneş yutkundu.
Ama hâlâ rolünü bozmuyordu.
“Paranoyaksın.”
Ayaz başını hafif eğdi.
“Belki.”
Sonra sesi yumuşadı.
“Ama seni ilk gördüğüm gün…”
Güneş dondu.
Ayaz gözlerini kaçırdı.
“Bir şey hissettim.”
Bu cümle Güneş’in kalbine oturdu.
“Ne?” dedi kısık sesle.
Ayaz sustu.
İlk kez gerçekten zorlanıyordu.
“Bilmiyorum.”
Güneş şaşırdı.
Ayaz devam etti:
“Sinir oldum. Rahatsız oldum. Ama… sürekli bakmak istedim.”
Güneş hiçbir şey diyemedi.
Ayaz bir adım daha yaklaştı.
“Bu normal değil.”
Güneş acı bir kahkaha attı.
“Kesinlikle değil.”
Ayaz gözlerini Güneş’e dikti.
“Ben erkeklere aşık olmam.”
O an Güneş’in nefesi kesildi.
Ayaz bunu söylediğinde bile geri çekilmedi.
Sadece gerçeği kabul ediyordu.
“Ben bunu biliyorum,” dedi Ayaz.
“Peki o zaman neden bana böyle bakıyorsun?” dedi Güneş.
Sessizlik.
Ayaz cevap vermedi.
Çünkü cevabı kendisi de bilmiyordu.
Güneş’in sesi titredi.
“Yoruldum.”
Ayaz kaşlarını çattı.
“Benden mi kaçmaktan?”
Güneş gözlerini kaçırdı.
“Her şeyden.”
Ayaz bu kez daha sert konuştu.
“O zaman söyle.”
“Ne söyleyeyim?”
“Gerçeği.”
Güneş dudaklarını sıktı.
Ayaz devam etti:
“Çünkü ne kadar inkâr etsen de bir şey saklıyorsun.”
Güneş sinirle güldü.
“Ve diyelim ki saklıyorum. Ne değişecek?”
Ayaz hiç düşünmeden cevap verdi:
“Bilmiyorum. Ama yine de gitmeni istemiyorum.”
Güneş başını kaldırıp ona baktı.
Ayaz’ın sesi ilk kez kırıldı.
“Bu çok saçma. Çünkü ben erkeğe aşık olmam.”
Bir sessizlik oldu.
Ayaz derin nefes aldı.
“Ama sana bakınca aklım karışıyor.”
Güneş’in gözleri büyüdü.
Ayaz devam etti:
“Bu yüzden gerçeği bilmek istiyorum.”
Güneş birkaç saniye boyunca kıpırdamadı.
Sonra…
Peruğuna dokundu.
Ve çıkardı.
Rüzgar yüzüne çarptı.
Saçları dağılmıştı.
Gerçekti.
Güneş artık saklanmıyordu.
“Ben kızım,” dedi net bir sesle.
Bir saniye.
İki saniye.
Ayaz kıpırdamadı.
Sadece baktı.
Uzun süre.
Hiçbir şey söylemedi.
Güneş devam etti:
“Başta mecburdum. Kardeşim için girdim. Her şeyi saklamak zorundaydım.”
Sesinin titrediği yerleri bastırdı.
“Kimseye zarar vermek istemedim.”
Ayaz hâlâ sessizdi.
Güneş en sonunda ekledi:
“İşte gerçek bu.”
—
Ayaz derin bir nefes aldı.
Sanki ilk defa düzgün nefes alıyordu.
Sonra çok kısık bir sesle konuştu:
“Bunu tahmin etmiştim.”
Güneş gözlerini kısıp baktı.
“Ne?”
Ayaz başını hafif eğdi.
“Emin değildim.”
Sonra bir adım daha yaklaştı.
Ama bu kez tehdit gibi değildi.
Daha çok… kırılgan.
“Ve yine de…” dedi.
Durdu.
Gözlerini kaçırdı.
“Sen gidince bile bakmayı bırakamadım.”
Güneş yutkundu.
“Bu yanlış.”
Ayaz başını salladı.
“Biliyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Rüzgar ikisinin arasında esti.
Sonra Ayaz çok net bir şey söyledi:
“Ben sana aşık olacağımı düşünmezdim.”
Güneş dondu.
Ayaz hemen ekledi:
“Ve bunu hâlâ anlamıyorum.”
Güneş’in sesi çok kısık çıktı:
“Şimdi ne olacak?”
Ayaz gözlerini tekrar ona çevirdi.
Bu kez daha yumuşaktı.
“Bilmiyorum.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Ama seni bırakmak istemiyorum.”
Güneş hiçbir şey diyemedi.
Çünkü ilk kez…
kaçmak istemiyordu.