Bir süre kimse konuşmadı.
Rüzgâr depo alanının etrafında dolaşıyor, sanki olanı biteni taşıyıp götürmeye çalışıyordu.
Güneş peruğunu elinde sıkı sıkı tutuyordu.
Ayaz ise hâlâ ona bakıyordu.
Ama bu bakış artık aynı değildi.
Şüphe yoktu.
Sadece… anlamaya çalışan bir sessizlik vardı.
“Ben…” dedi Güneş kısık sesle, “bunu kimseye söyleme.”
Ayaz kaşlarını hafif çattı.
“Zaten söylemedim.”
Güneş başını kaldırdı.
“Kimse bilmiyor. Bilmemeli.”
Ayaz bir an sustu.
Sonra çok net bir şekilde:
“Bu senin sırrın.”
Güneş yutkundu.
“Hayır,” dedi hemen. “Bizim sırrımız.”
Ayaz bu cümlede takıldı.
“Bizim mi?”
Güneş başını salladı.
“Eğer biri öğrenirse… takım dağılır. Arda’nın bursu gider. Her şey biter.”
Ayaz gözlerini kaçırmadı.
“Bunu biliyorum.”
“Peki?”
Ayaz kısa bir süre sustu.
Sonra hafifçe başını salladı.
“Kimseye söylemem.”
Güneş’in omuzları çok küçük bir miktar gevşedi.
Ama içi hâlâ tam rahat değildi.
Çünkü Ayaz artık “bilmeyen” biri değildi.
Sadece “bilen” biri olmuştu.
Ve bu daha tehlikeliydi.
—
Okula döndüklerinde her şey normalmiş gibi davranmaya çalıştılar.
Ama hiçbir şey normal değildi.
Bora anında yanlarına koştu.
“NEREDEN GELİYORSUNUZ SİZ?”
Yankı gözlerini kıstı.
“Birlikte mi?”
Emir sakince baktı.
“Konuşmuşsunuz.”
Atlas sadece gözlemledi.
Sarp ise direkt:
“Problem çözüldü mü?”
Güneş hızlıca başını salladı.
“Evet.”
Ayaz hiçbir şey demedi.
Bu bile herkesi şüphelendirdi.
Bora kısık sesle fısıldadı:
“Bunlar kesin bir şey ya…”
—
Öğleden sonra dersler sıkıcıydı.
Ama sınıfta başka bir enerji vardı.
Ayaz ve Güneş artık birbirine daha az kavga ediyor gibi görünüyordu.
Bu bile herkesin dikkatini çekmişti.
Yankı defterine not düşüyordu:
“Şüpheli ateşkes”
—
Son ders bitince Bora birden ayağa kalktı.
“BUGÜN ANTRENMAN YOK!”
Sarp kaşını kaldırdı.
“E?”
Bora gülümsedi.
“O ZAMAN YÜZMEYE GİDELİM.”
Sınıfta bir anda ses yükseldi.
“Yüzme mi?”
“Şaka mı bu?”
“Bugün hava iyi zaten.”
Emir düşündü.
“Fiziksel aktivite mantıklı.”
Atlas ekledi:
“Dinlenme yerine alternatif.”
Yankı bağırdı:
“YÜZMEYE GİDİYORUZ O ZAMAN!”
Güneş dondu.
“Ben gelmiyorum.”
Bora anında döndü.
“Niye?”
“İstemiyorum.”
Ayaz da kısa konuştu:
“Ben de gelmiyorum.”
Yankı güldü.
“İkiniz de aynı anda mı reddediyorsunuz?”
Sarp gözlerini kıstı.
“Şüpheli.”
Bora ellerini kaldırdı.
“GELİYORSUNUZ.”
“Hayır,” dedi Güneş.
“Evet,” dedi Bora.
“Bu zorbalık.”
“Bu takım aktivitesi.”
Ayaz kapıya yöneldi.
“Ben yokum.”
Ama Bora’nın son cümlesi her şeyi değiştirdi:
“Koç da geliyor.”
Sessizlik oldu.
Güneş ve Ayaz aynı anda durdu.
Emir sakince ekledi:
“Katılmamak önerilmez.”
Atlas:
“Zorunlu sayılabilir.”
Yankı:
“KAÇIŞ YOK.”
Güneş içinden küfretti.
Ayaz’a baktı.
Ayaz da ona bakıyordu.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu:
Bu bir tuzak.
—
Yüzme havuzuna geldiklerinde ortam beklenenden daha kalabalıktı.
Takım soyunma odasına doğru ilerlerken Bora bağırdı:
“SONUNDA RAHATLAYACAĞIZ!”
Güneş çantasını sıktı.
“Bu iyi bir fikir değil…”
Ayaz yanına yaklaştı.
“Hiç değil.”
Göz göze geldiler.
İkisi de aynı anda başka yöne baktı.
Çünkü artık aralarında sadece sır yoktu.
Bir de dikkat vardı.
Ve bu… en tehlikelisiydi.