Güneş merdivenlerden inerken Ayaz’ın son söylediği kelime kafasının içinde dönüp duruyordu.
Bitmedi.
Sanki bir maçın devresi değil de, çok daha kişisel bir şeyin başlangıcıydı.
Aşağı indiğinde Bora çoktan topu eline almıştı.
“CEM! GEL LAN!”
Yankı sahaya koşuyordu.
“SON BİR MAÇ YAPALIM!”
Emir ve Atlas çoktan ikiye bölünmüştü bile.
Sarp ise kenarda su içip sessizce izliyordu.
Güneş sahaya adım attı ama aklı hâlâ üst kattaydı.
Ayaz.
Çatı.
O bakış.
Bora topu fırlattı.
“DAĞILIN!”
Maç başlamıştı.
Ama Güneş otomatik oynuyordu.
Pas veriyor, koşuyor, şut atıyordu ama zihni başka yerdeydi.
Ve bu, Ayaz’ın gözünden kaçmadı.
—
Ayaz bir süre sonra aşağı indi.
Hiç acele etmiyordu.
Sanki her şeyin ritmini bozmak istemiyor gibiydi.
Sahaya geldiğinde oyun durmuştu.
Bora ona seslendi:
“KAPTAN! GEL BİZİMLE OYNA!”
Yankı bağırdı:
“AYAZ TAKIMA KARŞI OLSUN, İNTİKAM ALALIM!”
Ayaz cevap vermedi.
Sadece Güneş’e baktı.
Güneş o bakışı hissettiğinde istemsizce dik durdu.
Sanki biri onu tekrar incelemeye başlamıştı.
Ama bu kez farklıydı.
Daha yakın.
Daha kişisel.
—
Maç yeniden başladı.
Bu kez Ayaz da oyuna girdi.
Ve oyun bir anda değişti.
Hız arttı.
Rekabet yükseldi.
Çarpışmalar sertleşti.
Bora bağırıyordu:
“LAN FAUL!”
Yankı yere düşüp kalkıp tekrar koşuyordu:
“BEN ÖLÜYORUM AMA OYUN DEVAM!”
Emir her şeyi hesaplıyordu.
Atlas sessizce alan açıyordu.
Sarp savunmayı kilitliyordu.
Ve Güneş…
Ayaz’la sürekli karşı karşıya geliyordu.
Her top kapışında aynı şey oluyordu:
Bir anlık göz teması.
Bir anlık duraksama.
Sonra sert hareket.
Ama o anlar…
fazla uzuyordu.
Sanki ikisi de istemeden oyunu yavaşlatıyordu.
—
Son pozisyon.
Skor başa baştı.
Bora topu Güneş’e attı.
“SON ŞUT!”
Güneş hızla ilerledi.
Ayaz karşısına çıktı.
Salon bir anda sessizleşmiş gibiydi.
Sadece nefesler.
Sadece adımlar.
Güneş dripling yaptı.
Ayaz adım attı.
Çarpıştılar.
Top havaya yükseldi.
Güneş dengesini kaybetti.
Ayaz refleksle onu tuttu.
Ama bu kez daha sertti.
Daha yakın.
Güneş bir an sendeledi.
Ayaz’ın kolu beline geldi.
İkisi de dondu.
Sanki oyun bitmişti ama zaman bitmemişti.
Bora bağırdı:
“AT ARTIK TOPU!”
Ama Güneş duymuyordu.
Çünkü Ayaz’ın nefesi çok yakındı.
Ve Ayaz ilk kez bu kadar net konuştu:
“Sen sürekli kaçıyorsun.”
Güneş kaşlarını çattı.
“Ne?”
Ayaz onu bırakmadı.
“Çatıdan, sorulardan, bakışlardan…”
Güneş sertleşti.
“Sen de sürekli üstüme geliyorsun.”
Ayaz başını hafif eğdi.
“Çünkü bir şey saklıyorsun.”
Güneş’in kalbi hızlandı.
“Yine mi başladın?”
Ayaz gözlerini kısmadı.
“Sadece bir kere yakından bakıyorum.”
Güneş bir adım geri çekilmek istedi.
Ama Ayaz onu bırakmadı.
Ve o an…
Ayaz’ın eli yanlışlıkla Güneş’in bileğini biraz daha sıkı tuttu.
Güneş dengesini kaybetti.
“Dur—”
Bir adım geri.
Bir anlık boşluk.
Ve Güneş düştü.
Ama yere değil.
Ayaz’ın üstüne.
İkisi de yere doğru devrildi.
Güneş refleksle kendini korumaya çalıştı.
Ve o refleks…
çok hızlıydı.
Yüzleri yine çok yakındı.
Bu kez kaçış yoktu.
Güneş panikle hareket etti.
“Ben—”
Ama cümlesi bitmedi.
Çünkü dudakları değil…
yine yanağı.
Ama bu kez farklıydı.
Daha net.
Daha uzun bir temas.
Yanlışlıkla öpüşme değil.
Bir çarpışma.
Bir saniyelik bir durma.
Salon bir anda patladı.
“OOOOOO!”
“LAN!”
“BU NEYDİ?!”
Bora yere çöktü:
“BEN ARTIK BU TAKIMI YÖNETEMİYORUM!”
Yankı çığlık attı:
“BU RESMEN ROMANTİK DİZİ!”
Emir gözlüğünü düzeltti:
“Bu veri değil, olay.”
Atlas sessizce baktı:
“Bekleniyordu.”
Sarp sadece:
“…tehlikeli.”
dedi.
Güneş hızla geri çekildi.
“YANLIŞLIKLA OLDU!”
Ayaz yerde kaldı.
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra yavaşça oturdu.
Yanağını tuttu.
Bakışı değişmişti.
Şüphe yoktu artık.
Sadece şaşkınlık.
Ve çok hafif bir şey daha.
Güneş ayağa kalktı.
“Ben düşüyordum!”
Ayaz başını kaldırdı.
Gözleri Güneş’teydi.
Ama bu kez farklıydı.
Daha uzun baktı.
Sonra çok kısık bir sesle:
“…biliyorum.”
dedi.
Ama gülmedi.
Sorgulamadı.
Sadece izledi.
Ve ilk kez Ayaz’ın içinde şu düşünce belirdi:
Bu çocuk… gerçekten sadece Cem mi?
Güneş geri geri bir adım attı.
Kalbi kontrolsüzdü.
Ama asıl problem şuydu:
Ayaz artık şüphe etmiyordu.
Ayaz… emin olmaya başlıyordu.