O gece Güneş uyuyamadı.
Yatağın içinde döndükçe Ayaz’ın bakışı gözlerinin önüne geliyordu.
“Kalbin çok hızlı atıyor.”
Sanki o an sadece maçın stresi değildi.
Sanki Ayaz başka bir şeyi fark etmişti.
Güneş yastığı yüzüne bastırdı.
“Saçmalama… saçmalama…”
Ama içi rahat değildi.
Çünkü bir şeyler değişmeye başlamıştı.
—
Ertesi gün okulda ilk ders bile başlamadan dedikodu yayılmıştı.
“Dün Ayaz birini korumuş.”
“Cem’i.”
“İlk kez biriyle kavga etmeye bu kadar yaklaşmış.”
Güneş koridorda yürürken bunları duydu.
Bora hemen yanına yetişti.
“Sen bayağı olay oldun ha.”
“Ben hiçbir şey yapmadım.”
“İşte sorun da bu zaten.”
“Ne?”
“Hiç kimse Ayaz’ın birini böyle koruduğunu görmedi.”
Güneş durdu.
“Beni mi korudu?”
Bora omuz silkti.
“Bayağı öyleydi.”
Güneş bir an sustu.
Sonra hızlıca yürümeye devam etti.
“Abartmayın.”
Ama kalbi farklı söylüyordu.
—
Öğle arasında takım yine kantindeydi.
Yankı her zamanki gibi bağırıyordu.
“SÖYLÜYORUM SİZE, CEM VE AYAZ ARASINDA BİR ŞEY VAR!”
“Ne saçmalıyorsun?” dedi Güneş hemen.
Emir sakin sakin kaşığı bıraktı.
“Tam olarak ‘bir şey’ değil ama…”
Atlas gözlüğünü düzeltti.
“Dinamikleri değişti.”
Sarp sadece baktı.
“Tehlikeli.”
Güneş boğazına su kaçmış gibi hissetti.
“Ne tehlikesi?”
Sarp kısa cevap verdi:
“Ayaz birine takarsa bırakmaz.”
Bora araya girdi.
“Ama Cem de bırakmıyor.”
Yankı kahkaha attı.
“BUNLAR BİRBİRİNİ YİYECEK.”
Güneş masaya sertçe vurdu.
“Beni rahat bırakın!”
Tam o sırada Ayaz kantine girdi.
Sessizlik anında düştü.
Sanki biri sesi kapatmış gibiydi.
Ayaz hiç kimseye bakmadan tepsisini aldı.
Ama sonra…
Direkt Güneş’in karşısındaki boş sandalyeye oturdu.
Herkes dondu.
Bora’nın kaşı kalktı.
“Bu yeni.”
Yankı fısıldadı:
“Bu kesin bir şey.”
Güneş yutkundu.
“Ne var?”
Ayaz sandalyeye yaslandı.
“Dün iyi oynadın.”
“Biliyorum.”
“Fazla iyi.”
Güneş kaşlarını çattı.
“Bu bir suç mu?”
“Hayır.”
Ayaz çatalıyla yemeğini karıştırdı.
“Şüpheli.”
Güneş sinirlendi.
“Sen herkesi mi böyle sorguluyorsun?”
Ayaz başını kaldırdı.
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra ekledi:
“Sadece seni.”
O an kantindeki herkesin gözleri ikisinin üstündeydi.
Güneş bunu hissediyordu.
Ve bu durum onu daha da geriyordu.
“Benden ne istiyorsun?” dedi sonunda.
Ayaz hafifçe eğildi.
“Bir şey saklıyor musun?”
Güneş’in kalbi tekledi.
Ama yüzünü bozmadı.
“Hayır.”
Ayaz gözlerini kısmadan baktı.
“Emin misin?”
Güneş ayağa kalktı.
“Sen paranoyaksın.”
Ve hızla kantinden çıktı.
—
Koridora çıktığında nefes aldı.
“Tamam… bu çok kötü gidiyor.”
Arkasından biri geldi.
Ayaz.
Güneş döndü.
“Beni rahat bırak artık.”
Ayaz durdu.
Bir an sustu.
Sonra sesi ilk kez daha yumuşaktı:
“İstediğim şey bu değil.”
Güneş kaşlarını çattı.
“O zaman ne?”
Ayaz gözlerini kaçırdı.
Bu ilk defa oluyordu.
“Sen…”
Durdu.
Sanki kelimeyi seçmekte zorlanıyordu.
“…normal değilsin.”
Güneş sertçe güldü.
“Bunu söyleyen sensin.”
Ayaz bir adım daha yaklaştı.
“Beni yanlış anlama.”
“Zor.”
Ayaz derin nefes aldı.
“Birini çözemediğimde rahatsız oluyorum.”
Güneş birkaç saniye ona baktı.
Sonra sessizce:
“Ben çözülmek için burada değilim.”
dedi.
Ve arkasını dönüp yürüdü.
Ama bilmediği şey şuydu:
Ayaz onu çözmeye başlamıştı bile.
—
O gün akşam antrenmanı daha da sertti.
Koç bağırdı:
“Turnuva yaklaşıyor!”
“Bugün gerçek maç gibi oynayacaksınız!”
Güneş sahaya çıktı.
Ayaz karşısındaydı.
Ve bu kez ikisi de daha ciddiydi.
Top havaya atıldı.
Maç başladı.
Ama Güneş’in aklında tek bir şey vardı:
Ayaz.
Ve Ayaz’ın aklında tek bir şey vardı:
Güneş.
İkisi de henüz bilmiyordu…
Bu sadece bir maç değildi artık.
Bu bir çözülme savaşıydı.
