Ayaz’ın bakışları Güneş’in üstünde birkaç saniye daha kaldı.
Güneş nefes almamaya çalışıyordu.
Saç telini görmüş müydü?
Görmüştü.
Kesin görmüştü.
Ama neden hiçbir şey dememişti?
Ayaz sonunda geri çekildi.
“Yarın geç kalma.”
Sonra arkasını dönüp yürüdü.
Güneş olduğu yerde birkaç saniye kaldı.
Kalbi hâlâ çok hızlı atıyordu.
“Ben öleceğim…”
Başını duvara yasladı.
Bu iş düşündüğünden çok daha zordu.
—
Ertesi gün okul koridorları her zamanki gibi kalabalıktı.
Güneş kapüşonunu iyice indirip hızlı hızlı yürüyordu.
Cem gibi davranmaya alışmaya çalışıyordu:
- daha sert yürümek,
- daha az konuşmak,
- dikkat çekmemek.
Ama okuldaki herkes Arda’nın kardeşini merak ediyordu.
“Yeni çocuk o mu?”
“Basket takımına giren?”
“Arda’nın kardeşiymiş.”
“Biraz garip değil mi?”
Güneş duymazdan gelmeye çalıştı.
Tam sınıfa girecekken biri omzuna kolunu attı.
“CEMMM!”
Bora.
Güneş irkildi.
Bora sırıtıyordu.
“Elalem senden korkuyor haberin olsun.”
“Neden?”
“Dünkü hareketin yüzünden.”
“Hangi?”
“Ayaz’a laf soktun.”
Güneş istemsizce güldü.
“Abartıyorsunuz.”
“Hayır bayağı olay oldu.”
Sınıfa girdiklerinde arka tarafta Yankı ile Emir oturuyordu.
Atlas cam kenarında kitap okuyordu.
Sarp ise telefonuyla uğraşıyordu.
Ve Ayaz…
En arkada oturmuştu.
Kollarını sıraya yaslamış, sessizce onları izliyordu.
Güneş onun bakışlarını hissedince gözlerini kaçırdı.
Bora hemen yan sıraya geçti.
“Buraya otur.”
Güneş çantasını bırakırken Yankı bağırdı:
“Dün Ayaz’ın yüzünü gördünüz mü?”
Emir sakin sakin konuştu.
“İlk kez biri ona öyle cevap verdi.”
Sarp başını kaldırmadan mırıldandı:
“Egosu sarsıldı.”
Ayaz topu Yankı’ya fırlattı.
“Kes sesini.”
Yankı güldü.
“Bak sinirlendi yine.”
Takımın kendi içindeki rahatlık Güneş’in garibine gidiyordu.
Dün yabancı gibi hissetmişti.
Ama şimdi…
Sanki aralarına yavaş yavaş çekiliyordu.
Bu his tehlikeliydi.
Çünkü ne kadar yakınlaşırlarsa yakalanma ihtimali o kadar artacaktı.
—
Öğle arasında takım yine spor salonundaydı.
Bora potaya şut atarken Yankı bağırıyordu:
“LAN FAUL!”
“Temas bile etmedim!”
“RUHUMA TEMAS ETTİN.”
Atlas gülmeye başladı.
Güneş istemsizce onlarla birlikte güldü.
Tam o sırada biri yanına oturdu.
Ayaz.
Güneş’in omuzları gerildi.
Ayaz su şişesinden bir yudum aldı.
“Arda senden hiç bahsetmedi.”
“Normal.”
“Neden?”
“Çünkü ben anlatılacak biri değilim.”
Ayaz gözlerini kıstı.
“Şiir gibi konuşuyorsun.”
“Ne alaka?”
“Diğer erkekler böyle konuşmaz.”
Güneş’in içi buz kesti.
Ayaz bakışlarını kaçırmadan devam etti:
“Bir de…”
“Bir de ne?”
“Ellerin.”
Güneş hemen ellerini çekti.
“Ne olmuş ellerime?”
Ayaz omuz silkti.
“Basket oynayan birine göre fazla düzgün.”
Güneş sinirle ayağa kalktı.
“Sen herkesi böyle mi inceliyorsun?”
Ayaz da ayağa kalktı.
Aralarında çok az mesafe kalmıştı.
“Hayır,” dedi sessizce.
“Sadece seni.”
Güneş’in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
Tam konuşacakken Bora araya daldı.
“HEYY! Tartışmayı bırakın.”
Yankı kahkaha attı.
“Bunlar bir gün birbirini öldürecek.”
“Önce Ayaz öldürür.”
“Yok Cem daha psikopat bence.”
Ayaz hâlâ Güneş’e bakıyordu.
Şüpheleniyordu.
Hem de ciddi şekilde.
Ama bunu çözmeye çalışması…
Nedense Güneş’in canını sıkmaktan çok heyecanlandırıyordu.
Ve bu hiç iyi değildi.
—
Akşam antrenmanı diğerlerinden daha sert geçti.
Koç bağırıp duruyordu.
“Savunmaya dön!”
“Topu paylaşın!”
“AYAZ BENCİL OYNAMA!”
Takım ter içinde kalmıştı.
Maç sırasında Güneş topu kaptığı anda hızla ilerledi.
Ayaz da aynı anda koşuyordu.
Potaya yakınlaştıklarında rakip takım oyuncusu sertçe Güneş’e çarptı.
Güneş dengesini kaybedip yere düştü.
Peruğu hafifçe kaydı.
Kalbi duracak gibi oldu.
Ama o anda biri hızla önüne geçti.
Ayaz.
Çocuğun formasından tuttu.
“Önüne baksana!”
“Ne var abarttın?”
“Faul yaptın.”
“Yapmadım.”
Ayaz itti onu.
“Tekrar dokunmayı dene.”
Salon sessizleşmişti.
Koç bağırarak araya girdi.
“YETER!”
Ama Güneş yerde kalmıştı.
Çünkü Ayaz’ın yaptığı şey…
Onu korumaktı.
Hem de düşünmeden.
Ayaz sonra dönüp elini uzattı.
“İyi misin?”
Güneş birkaç saniye ona baktı.
Sonra elini tuttu.
Ayaz onu kaldırırken kaşlarını hafifçe çattı.
“Kalbin çok hızlı atıyor.”
Güneş hemen elini çekti.
“Koşuyordum.”
Ayaz hiçbir şey demedi.
Ama o bakış…
Hâlâ şüpheliydi.
Ve Güneş yavaş yavaş korkutucu gerçeği fark etmeye başlıyordu:
Ayaz gerçeği öğrenmeye yaklaşırken…
Kendisi de ona yaklaşmaya başlıyordu.