Lavaboda sessizlik biraz uzadı.
Ayaz Güneş’in kolundaki bandajı son kez kontrol etti.
“Tamam.”
Güneş başını eğdi.
“Teşekkür ederim.”
Ayaz cevap vermedi.
Ama gitmedi de.
Güneş ona baktı.
“Bir şey isteyeceğim.”
Ayaz hemen dikkat kesildi.
“Ne?”
Güneş hafifçe gülümsedi.
“Gözlerini kapat.”
Ayaz kaşını kaldırdı.
“Niye?”
“Bir şey.”
Ayaz bir an durdu.
Sonra yavaşça gözlerini kapattı.
“Eğer saçma bir şey yapıyorsan—”
“Yapmıyorum.”
Ayaz sustu.
Gözleri kapalı kaldı.
Güneş bir adım yaklaştı.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Ama geri çekilmedi.
Sessizce eğildi.
Ve Ayaz’ın yanağına küçük, hızlı bir öpücük bıraktı.
Sonra anında geri çekildi.
“Tamam.”
Ayaz gözlerini açmadı.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra yavaşça gözlerini açtı.
Güneş çoktan birkaç adım uzaklaşmıştı.
“Ne yaptın?” dedi Ayaz.
Güneş omuz silkti.
“Teşekkür ettim.”
Ayaz donmuş gibiydi.
“Bu… teşekkür değil.”
Güneş arkasını döndü.
Gülüyordu.
“Benim versiyonum.”
Ve hızlıca çıktı.
Ayaz lavaboda tek başına kaldı.
Hâlâ aynı yerde.
Hâlâ şaşkın.
Ve yüzü farkında bile olmadan kızarmıştı.
—
Soyunma odasına geri döndüklerinde ortam yine gürültülüydü.
Bora hâlâ maçın son pozisyonunu anlatıyordu.
“BEN O TOPU NASIL KAPTIM BİLİYOR MUSUN—”
Yankı:
“ŞANS.”
Emir:
“Olasılık yüksek.”
Atlas:
“Refleks.”
Sarp:
“Şans.”
Bora:
“YOK ŞANSSIZLIK!”
Güneş içeri girdiğinde herkes ona baktı.
Ama bu kez bakışlar farklıydı.
Alışmışlardı.
Sadece “Güneş”ti.
Ayaz da hemen arkasındaydı.
Ve ikisi arasında garip bir sessizlik vardı.
—
Güneş çantasını aldı.
Bir adım attı.
Ama yerdeki forma kaygan bir şekilde ayağının altına girdi.
“Ah—”
Dengesini kaybetti.
Ayaz refleksle uzandı.
“Güneş—”
Ama o da yetişirken kaydı.
İkisi birden yere düştü.
Güneş tam üstündeydi.
Ayaz’ın göğsüne çarptı.
Bir anlık sessizlik oldu.
Soyunma odası boştu.
Kapı kapalıydı.
Sadece ikisi vardı.
Güneş gözlerini açtığında yüzü Ayaz’a çok yakındı.
Çok.
“Ben—” dedi Güneş.
Ama cümleyi tamamlayamadı.
Çünkü istemsizce olan oldu.
Yanlışlıkla.
Kısa, ani bir temas.
Ve sonra donma.
İkisi de kıpırdamadı.
Zaman durmuş gibiydi.
Güneş’in yüzü bir anda kızardı.
Ayaz’ın gözleri şaşkındı.
Ama kimse geri çekilmedi hemen.
Bir saniye…
çok uzun sürdü.
Sonra kapı açılacak gibi oldu.
Gürültü uzaktan geldi.
Bora:
“LAN NEREDE KALDINIZ?!”
Yankı:
“ROMANTİK SAHNE BİTİRDİNİZ Mİ?”
Emir:
“Anomali tespiti.”
Atlas:
“Çıkmalıyız.”
Sarp:
“Gelin.”
Bu sesler gerçekliği geri getirdi.
Güneş hızla ayağa kalktı.
“Ben— ben düştüm.”
Ayaz da kalktı.
Ama yüzü hâlâ şaşkındı.
Bora içeri kafasını uzattı.
“İYİ MİSİNİZ?”
Güneş hemen:
“İyiyiz!”
Yankı bağırdı:
“BEN HER ŞEYİ GÖRDÜM!”
Emir:
“Veri eksik.”
Atlas:
“Şüpheli.”
Sarp:
“Çık.”
Ayaz sessizdi.
Ama Güneş’e bir an baktı.
Ve o bakışta tek bir şey vardı:
“Bunu unutmayacağım.”
Güneş de aynı şeyi düşündü.
Ve ikisi de kapıdan çıkarken biliyordu:
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.