Soyunma odasında hâlâ zaferin gürültüsü vardı.
Bora bağırıyor, Yankı masanın üstüne çıkmış, Emir skorları tekrar analiz ediyor, Atlas sessizce formayı katlıyor, Sarp ise her zamanki gibi kısa ve net konuşuyordu:
“İyi maç.”
Ama Güneş onları yarım duyar gibiydi.
Çünkü kolunda hafif bir yanma hissediyordu.
Düşerken sert zemine sürtmüştü.
Başta önemsememişti.
Ama şimdi acı kendini daha net hissettiriyordu.
Tam o sırada Ayaz gözünü ona çevirdi.
Bir an.
İki an.
Sonra bakışı sertleşti.
“Kolun.”
Güneş hemen saklamaya çalıştı.
“Bir şey yok.”
Ayaz ayağa kalktı.
“Göster.”
“Abartma.”
Ayaz daha yaklaştı.
“Güneş.”
O ton…
tartışma kapatıyordu.
Güneş istemsizce kolunu çevirdi.
Sıyrık açıkça görünüyordu.
Hafif kızarmış, çizilmiş bir alan.
Ayaz’ın yüzü değişti.
Hiç yüksek ses yoktu.
Ama o sessizlik daha ağırdı.
“Ne zaman oldu bu?”
Güneş omuz silkti.
“Düştüğümde.”
Ayaz gözlerini kapattı bir saniye.
Sonra çok düşük sesle:
“Bunu söylemeliydin.”
Güneş güldü.
“Önemli değil.”
Ayaz anında baktı.
“Benim için önemli.”
Bu cümle odadaki sesi bile düşürdü.
Bora bile konuşmayı kesti.
Yankı yavaşça fısıldadı:
“OO…”
Emir:
“Duygusal bağ tespiti.”
Atlas:
“Artmış koruma davranışı.”
Sarp:
“Normal.”
Güneş bir şey diyemedi.
Çünkü Ayaz zaten kolunu tutmuştu.
Ama sert değil.
Dikkatli.
Sanki kırılacak bir şeymiş gibi.
“Niye böyle yapıyorsun?” dedi Güneş.
Ayaz cevap vermedi.
Sadece etrafı kontrol etti.
Sonra sessizce:
“Çünkü sen önemli bir detaysın.”
Güneş bir an durdu.
“Detay mı?”
Ayaz gözlerini ona kaldırdı.
“Yanlış kelime.”
Düzeltti:
“Çok önemli.”
Güneş’in yüzü hafif kızardı.
“Bunu normal söyleyemiyor musun?”
Ayaz hafifçe omuz silkti.
“Deniyorum.”
—
Bora araya girdi.
“Tamam tamam romantik drama güzel ama…”
Yankı:
“BEN BUNU DİZİ YAPTIM ZATEN.”
Emir:
“Sosyal dinamik değişimi sürüyor.”
Atlas:
“İzliyorum.”
Sarp:
“Bırakın.”
Güneş gülmemek için dudağını ısırdı.
Ayaz hâlâ koluna bakıyordu.
“Temizlemek lazım.”
“Gerek yok.”
Ayaz ona baktı.
“Benim için var.”
Güneş gözlerini devirdi.
“Sen hep ‘benim için’ diyorsun.”
Ayaz çok kısa cevap verdi:
“Çünkü öyle.”
—
Bir süre sonra Güneş kolunu yıkamak için lavaboya gitti.
Ayaz da peşinden geldi.
Bora arkadan bağırdı:
“HERKES AŞK HİKAYESİNE GİDİYOR!”
Yankı:
“BENİ DE ALIN!”
Emir:
“Sistem kontrol dışı.”
Atlas:
“Normal akış.”
Sarp:
“Susun.”
Lavaboda Güneş musluğu açtı.
Su koluna değdiğinde hafif sızladı.
“Of…”
Ayaz hemen yanına geldi.
“Acıyor mu?”
“Biraz.”
Ayaz hiçbir şey demedi.
Sadece cebinden küçük bir peçete çıkardı.
Ve dikkatlice kolunu sarmaya başladı.
Güneş ona baktı.
“Bunu niye yapıyorsun?”
Ayaz başını eğdi.
“Çünkü bakmıyorsun.”
Güneş kaşını kaldırdı.
“Ne?”
Ayaz çok sessiz:
“Sen kendine dikkat etmiyorsun.”
Güneş bir an sustu.
Sonra hafifçe güldü.
“Sen bana çok alıştın.”
Ayaz başını kaldırdı.
“Evet.”
Durdu.
“Ve bu iyi bir şey değil.”
Güneş şaşırdı.
“Niye?”
Ayaz cevap vermedi hemen.
Sonra çok düşük sesle:
“Çünkü alışmak… bağlanmak demek.”
Güneş’in kalbi hızlandı.
Ayaz bandajı bitirdi.
Ama elini çekmedi.
Sadece orada kaldı.
Bir an.
İki an.
Sonra Güneş yavaşça:
“Zaten bağlandık.”
dedi.
Ayaz ona baktı.
Ve ilk kez kaçmadı.
“Sorun bu.”
Güneş gülümsedi.
“Ben sorun görmüyorum.”
Ayaz hafifçe nefes verdi.
“Ben görüyorum.”
Ama elini de bırakmadı.
—
Ve o an ikisi de biliyordu:
Artık bu sadece bir takım hikâyesi değildi.
Kazandıkları maçtan daha büyük bir şey başlamıştı.
Ve en tehlikelisi de buydu.