Ertesi gün okulda her şey daha sessiz başlamıştı.
Ama bu sessizlik huzurdan değildi.
Bekleyişten.
Güneş koridora girer girmez bunu hissetti.
Gözler.
Bakışlar.
Fısıltılar.
Ama farklı bir şey vardı.
Alay yoktu.
Şaşkınlık bile azalmıştı.
Sanki herkes bir gece içinde durumu kabul etmiş gibiydi.
Güneş çantasını sırtına daha sıkı çekti.
“Garip…” diye mırıldandı.
Yankı hemen yanına geldi.
“NE GARİP?”
Güneş ona baktı.
“Her şey.”
Bora arkadan seslendi:
“ALIŞIYORLAR!”
Emir:
Sosyal adaptasyon.
Atlas:
Stabilizasyon.
Sarp:
Normal.
Güneş istemsizce gülümsedi.
—
Sınıfa girdiklerinde Ayaz çoktan yerindeydi.
Güneş’i görür görmez bakışı değişti.
Kısa bir saniye.
Ama yeterliydi.
Güneş de onu gördü.
Ve ikisi de hiçbir şey demedi.
Çünkü artık buna gerek yoktu.
—
Öğle arasında herkes kantine indi.
Bora her zamanki gibi bağırıyordu:
“BUGÜN NE YİYORUZ?”
Yankı:
“BEN PİZZA!”
Emir menüye bakıyordu.
Atlas sessizdi.
Sarp yine telefonundaydı.
Güneş ise su alıyordu.
Ve Ayaz yanında duruyordu.
“Yorgun musun?” dedi Ayaz.
Güneş başını salladı.
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra Güneş sordu:
“Sen?”
Ayaz:
“Hayır.”
Güneş hafifçe güldü.
“Çok konuşuyoruz.”
Ayaz başını eğdi.
“İyi mi kötü mü?”
Güneş ona baktı.
“Alışılmadık.”
Ayaz küçük bir gülümseme verdi.
“Alışırsın.”
Tam o sırada kantinin diğer ucundan bir kız hızlı adımlarla yürürken birine çarptı.
Tepsideki meyve suyu yere döküldü.
Kız sendeleyip başını kaldırdı.
Ve dondu.
Çarptığı kişi Güneş’ti.
Bir an boyunca kantindeki sesler azalmış gibi oldu.
Kızın yüzü kızardı.
“Özür dilerim…” dedi telaşla.
Güneş hemen eğilip düşen şişeyi aldı.
“Sorun değil.”
Ama kız hâlâ ona bakıyordu.
Sanki ilk kez gerçekten görüyormuş gibi.
Sonra gözleri Ayaz’a kaydı.
Ayaz sessizce Güneş’in yanında duruyordu.
Kız dudaklarını ısırdı.
Ve beklenmedik şekilde onların yanına doğru yürümeye başladı.
Yankı şaşkınlıkla:
“OOO?”
Bora kaş kaldırdı.
Kız çekinerek konuştu:
“Şey… beraber oturabilir miyim?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Güneş şaşırdı.
Ayaz sadece sandalyeyi hafifçe çekti.
“Otur.”
Kız küçük bir gülümsemeyle yanlarına geçti.
Ve ilk kez kantindeki bakışlar farklı bir şeye dönüştü.
Meraka.
—
Tam o sırada Bora bağırdı:
“HERKES BURADA MI?”
Herkes döndü.
Bora ciddi bir yüzle:
“Bugün okul çıkışı…”
Yankı heyecanla:
“NE?!”
Bora:
“Bir maç var.”
Emir hemen:
“Planlama gerekli.”
Atlas:
“Rakip?”
Sarp:
“Hazırız.”
Bora gülümsedi.
“Başka okul.”
Güneş’in içi bir anda hareketlendi.
Ayaz da ona baktı.
Bora devam etti:
“Ve bu sefer…”
Durdu.
“Gerçekten önemli.”
Yankı:
“NE KADAR ÖNEMLİ?”
Bora Güneş’e baktı.
“Burs maçı.”
Sessizlik.
Güneş’in kalbi hızlandı.
Ayaz hemen yanında daha ciddileşti.
Emir:
Kritik maç.
Atlas:
Yüksek risk.
Sarp:
Kazanırız.
Yankı:
“BİZ ALIRIZ!”
Bora elini çırptı.
“İşte bu!”
Ama sonra gözleri Ayaz’a kaydı.
“Bu sefer herkes sahada.”
Ayaz başını salladı.
“Tamam.”
Güneş de nefes aldı.
“Tamam.”
Ama içten içe biliyordu:
Bu maç sadece bir maç olmayacaktı.
—
Okul çıkışına kadar herkes sessizce hazırlanmıştı.
Formalar, çantalar, su şişeleri…
Atmosfer değişmişti.
Artık şaka yoktu.
Ciddiyet vardı.
Güneş ayakkabılarını bağlarken Ayaz yanına çömeldi.
“Hazır mısın?”
Güneş başını kaldırdı.
“Evet.”
Ayaz kısa bir an baktı.
“Ne olursa olsun yanında olacağım.”
Güneş yutkundu.
“Biliyorum.”
Sonra ekledi:
“Ben de.”
Ayaz hafifçe gülümsedi.
“Güzel.”
—
O an Bora bağırdı:
“HADİ GİDİYORUZ!”
Yankı:
“SON SAVAŞ!”
Emir:
Hazırlık tamam.
Atlas:
Stabil.
Sarp:
Kazanalım.
Ve takım hareket etti.
Ama Güneş yürürken şunu hissetti:
Bu maç sadece rakiple değildi.
Geçmişleydi.
Ve belki de…
kendisiyleydi.