Antrenman başladığında sahadaki hava değişmişti.
Ama bu değişim kötü değildi.
Tersine…
garip bir şekilde daha gerçekti.
Bora her zamanki gibi yüksek sesle yönlendiriyordu.
“PAS! PAS! HIZLI!”
Yankı ortada bağırıyordu.
“BEN AÇIĞIM!”
Emir sürekli pozisyon hesaplıyordu.
“Sağ boşluk yüzde 40 daha uygun.”
Atlas sakin ama etkiliydi.
“Savunma açıldı.”
Sarp kısa konuşuyordu.
“İleri.”
Ama Güneş…
ilk kez farklıydı.
Artık kimse “Cem” demiyordu.
Ve bu, onu garip şekilde rahatlatıyordu.
—
İlk hücumda Güneş topu aldı.
Normalde bir an düşünürdü.
Kaçar mıydı?
Hata yapar mıydı?
Biri fark eder mi?
Ama şimdi…
hiç düşünmedi.
Direkt hareket etti.
Bir adım.
İki adım.
Rakibi geçti.
Bora bağırdı:
“OOO HIZLI!”
Yankı:
“BU KIZ UÇUYOR!”
Emir:
Verim artışı.
Atlas:
Beklenen gelişme.
Sarp sadece:
“İyi.”
dedi.
Güneş potaya yaklaştı.
Ve attı.
Top fileye temizce girdi.
Sessizlik.
Sonra Bora bağırdı:
“BU NEYDİ LAN?!”
Yankı zıpladı.
“PROFESYONEL GİBİ!”
Emir:
Başarı oranı yükseldi.
Atlas:
Doğru karar.
Sarp hafif başını salladı.
“Güzel.”
Güneş istemsizce güldü.
Ve o an fark etti:
Artık kimse ona “farklı” bakmıyordu.
Sadece oyuncu gibi bakıyorlardı.
—
Ayaz kenardan izliyordu.
Hiç konuşmuyordu.
Ama gözleri Güneş’in üzerindeydi.
Her hareketini takip ediyordu.
Bora yanına geldi.
“Sen de oynasana.”
Ayaz başını salladı.
“İzliyorum.”
Bora sırıttı.
“Bence sen izlemiyorsun.”
Ayaz ona bakmadan cevap verdi:
“Ne yapıyorum?”
Bora kaşını kaldırdı.
“Koruyorsun.”
Ayaz cevap vermedi.
Çünkü doğruydu.
—
Antrenman devam etti.
Güneş topu her aldığında daha rahat hareket ediyordu.
Her sayıdan sonra Yankı bağırıyordu.
“BU TAKIM TARİH YAZAR!”
Emir:
Performans stabil.
Atlas:
İyileşme devam ediyor.
Sarp:
“Devam.”
Ama bir anda…
top saha dışına çıktı.
Sessizlik oldu.
Güneş koştu.
Ama biri daha önce davranmıştı.
Kerem.
Topu eline aldı.
Ve Güneş’e uzattı.
“İyi oynuyorsun.”
Sesi sakindi.
Ama bu kez farklıydı.
Yargı yoktu.
Güneş şaşırdı.
“Teşekkür ederim.”
Kerem kısa bir bakış attı.
“Bunu gizlemek için iyi iş çıkardın.”
Güneş cevap vermedi.
Çünkü Ayaz’ı görmüştü.
Sadece birkaç metre ötede durmuştu.
Ama bakışı…
tamamen değişmişti.
Sakin değildi.
Sertti.
Kontrollüydü.
Kerem de bunu fark etti.
Ve hafifçe gülümsedi.
“Merak etme.”
dedi.
“Ben sorun çıkarmam.”
Sonra topu Güneş’e verdi.
Ama giderken son bir şey daha söyledi:
“Sadece izliyorum.”
Ve gitti.
—
Ayaz yavaşça Güneş’in yanına geldi.
Sessizdi.
Ama yüzü okunabiliyordu.
Güneş ona baktı.
“Ne oldu?”
Ayaz kısa cevap verdi:
“Hiç.”
Ama bu “hiç” değildi.
Güneş yaklaştı.
“Kıskandın mı?”
Ayaz hemen baktı.
“Hayır.”
Güneş hafifçe güldü.
“Yalan söylüyorsun.”
Ayaz birkaç saniye sustu.
Sonra çok kısık sesle:
“Biraz.”
Güneş’in kalbi yine hızlandı.
“Buna gerek yok.”
Ayaz gözlerini kaçırmadı.
“Var.”
Güneş başını salladı.
“Ben buradayım.”
Ayaz ona baktı.
“Biliyorum.”
Sonra çok yumuşak bir sesle ekledi:
“Ama yine de istemiyorum.”
Güneş gülümsedi.
“Alışacaksın.”
Ayaz kaşını kaldırdı.
“Ne?”
Güneş topu elinde çevirdi.
“Buna.”
Ayaz hafifçe nefes verdi.
“Sen beni yoruyorsun.”
Güneş güldü.
“Sen de beni.”
Ve o an ikisi de aynı anda güldü.
Sahada oyun devam ederken…
onların oyunu çoktan başlamıştı.