Ayaz’ın “belki kaçmak istemiyorumdur” cümlesinden sonra ikisi de uzun süre konuşamadı.
Koridorda sadece ayak sesleri vardı.
Ama ikisinin arasında başka bir şey dolaşıyordu artık.
Daha ağır.
Daha yakın.
Güneş ilk geri çekilen oldu.
Kolunu yavaşça Ayaz’ın elinden aldı.
“Geç oldu,” dedi sessizce.
Ayaz gözlerini ondan ayırmadı.
“Evet.”
Ama sanki gitmesini istemiyordu.
Güneş bunu hissedebiliyordu.
Ve bu his…
onu korkutuyordu.
—
Ertesi gün okul tatildi.
Ama Güneş sabah daha uyanamadan telefon titreşimleriyle uyandı.
FIRIN 🔥
Yankı:
BUGÜN SIKILDIM
Bora:
ŞAŞIRTICI DEĞİL
Emir:
Boş gün verimsiz.
Atlas:
Dışarı çıkılabilir.
Sarp:
Uyuyun.
Yankı:
SEN SUS DEDE
Bora:
KAFE?
Bir anda mesajlar hızlandı.
Emir:
Mantıklı.
Atlas:
Yakın olsun.
Sarp:
Fark etmez.
Yankı:
AYAZ GELİYOR MU
Birkaç saniye sonra mesaj geldi.
Ayaz:
Geliyorum.
Güneş ekrana bakıyordu.
Tam telefonu bırakacaktı ki Bora yazdı:
CEM SEN DE GELİYORSUN
Güneş:
Hayır
Yankı:
EVET
Sarp:
Gel.
Atlas:
Gelmelisin.
Emir:
Sosyalleşme gerekli.
Bora:
OYLAMA YAPTIK
KABUL EDİLDİ
Güneş:
Bu nasıl mantık
Tam o sırada yeni mesaj geldi.
Ayaz:
Gel.
Tek kelime.
Ama Güneş’in kalbi yine aynı şekilde hızlandı.
Sinirle telefonu yatağa attı.
“…nefret ediyorum bundan.”
Ama bir saat sonra hazırlanıyordu.
—
Kafe kalabalıktı.
Cam kenarındaki büyük masayı kapmışlardı.
Bora yüksek sesle konuşuyordu.
Yankı çalışanlarla bile arkadaş olmuştu.
Emir menüyü inceliyordu.
Atlas sakin şekilde kahve içiyordu.
Sarp telefonundaydı.
Ve Ayaz…
Pencere kenarında oturuyordu.
Güneş içeri girince gözleri direkt ona kaydı.
Bir saniye bile gecikmeden.
Bora ayağa kalktı.
“CEM GELDİ!”
Yankı alkış yaptı.
“SONUNDA.”
Güneş gözlerini devirdi.
“Bu kadar dramatik olmanıza gerek yok.”
Ayaz hafifçe gülümsedi.
Ve Güneş bunu görünce bir an durdu.
Çünkü Ayaz son zamanlarda sadece ona böyle bakıyordu.
—
Bir süre sonra ortam rahatladı.
Herkes konuşuyordu.
Yankı saçma hikâyeler anlatıyordu.
Bora sürekli güldürüyordu.
Güneş ilk kez gerçekten rahat hissetmeye başlamıştı.
Tam o sırada kafenin kapısı açıldı.
Ve içeri biri girdi.
Kerem.
Güneş’in yüzü anında değişti.
Ayaz bunu fark etti.
Hemen.
Kerem masaya yaklaşırken Bora kaşını kaldırdı.
“Bu kim?”
Kerem rahatça gülümsedi.
“Selam.”
Yankı hemen:
“Karizmatikmiş.”
Sarp sessizce baktı.
Emir analiz ediyordu.
Atlas dikkat kesilmişti.
Kerem’in gözleri ise direkt Güneş’e kaydı.
“Rahatsız etmiyorumdur umarım.”
Ayaz sandalyesine yaslandı.
Ama bakışı sertleşmişti.
“Ediyorsun.”
Ortam bir anda gerildi.
Bora hemen araya girdi.
“EEE TANIŞIYOR MUSUNUZ?”
Kerem gözlerini Güneş’ten ayırmadan cevap verdi:
“Biraz.”
Ayaz’ın çenesi sıkıldı.
Güneş bunu fark etti.
Kerem boş sandalyeye oturdu.
Tam Güneş’in yanına.
Ayaz’ın bakışı o sandalyeye indi.
Sonra tekrar Kerem’e.
Ve ilk kez içinde tanımadığı bir his yükseldi.
Rahatsızlık.
Hayır.
Kıskançlık.
Kerem rahatça konuşuyordu.
“Demek takım bu.”
Bora sırıttı.
“Evet. Ve kaos merkezi.”
Yankı:
DOĞRU TESPİT
Kerem hafifçe güldü.
Ama dikkatinin çoğu Güneş’teydi.
Ve Ayaz bunu görüyordu.
Her saniye.
Kerem Güneş’e dönüp:
“Kahve içer misin?”
diye sorduğunda Ayaz anında konuştu:
“İçmiyor.”
Masadaki herkes sustu.
Güneş bile şaşırdı.
Kerem kaşını kaldırdı.
“Onun yerine sen mi cevap veriyorsun?”
Ayaz gözlerini kaçırmadı.
“Gerektiğinde.”
O an ortam yeniden gerildi.
Yankı fısıldadı:
“OFF BAŞLADI.”
Emir:
Gerilim yükseldi.
Atlas:
Beklenen durum.
Sarp:
Kıskandı.
Bora kahkahayı zor tuttu.
Güneş ise ikisine bakıyordu.
Ve ilk kez şunu fark etti:
Ayaz sadece onu korumuyordu artık.
Onu… paylaşmak istemiyordu.