
Sabahın o kör vaktinde kendimi yine Enes Hoca’nın o lüks arabasında bulmuştum. Kapıyı kapatır kapatmaz, içimdeki tüm hırsı kelimelere dökerek ona hesap sormaya başladım. "Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz Enes Hocam? Ben kendim gelebilirdim, neden kapıma kadar geldiniz?"
Enes, direksiyonu sakin ama kararlı bir tavırla kırarken, "Sen zaten gelirsin Esila," dedi o her zamanki kendinden emin sesiyle. "Ama programı erkene çektim. Matematik çalışmamız lazım."
"Ay ne kadar çalışmaya meraklısınız!" diye haykırdım, kollarımı göğsümde bağlayarak. "Ve ayrıca... Dün gece neden o hediye kutusunu yolladınız? Yaseminler, notlar... Gerçekten utanç verici bir durum!"
Hafifçe gülümsediğini fark ettim, bu beni daha da sinirlendirdi. "Aa öyle mi? Aramızda bir sorun olsun istemediğim için gönderdim. Ayrıca iltifatın için de teşekkür ederim."
"Enes Hocam, hala mantıklı bir cevap almadım!" dedim sesimi yükselterek. "Söylemiyorum, var mı diyeceğin?" diye kestirip attı. "Var! Ben iniyorum, Rüya ile gideceğim!"
"Neden inat yapıyorsun Esila?"
"Çünkü sizinle gelmek istemiyorum!"
"Esila, soruları artık ben soracağım," dedi otoriter bir tonla. "Neden inat ederek konuşturuyorsun, çok merak ediyorum."
"Size ne Enes Hocam!" diye çıkıştım. "Neden bana cevap vermek bu kadar zor?" diye sordu bu sefer. "Sana ne Esila Hanım!" diyerek lafı ağzına tıktım. O sırada telefonum çaldı; arayan Burak’tı.
"Efendim Burak? Günaydın kanka... İyiyim, sen? Tabi olur, akşam geometri ve edebiyat çalışalım. Okulda konuşuruz, bay!"
Telefonu kapattığımda arabanın içindeki havanın bir anda buz kestiğini hissettim. Enes’in gözlerinden sinir okunuyordu. "Neden öyle bakıyorsunuz?" diye sordum. "Çünkü programa uymayacaksın! Neden tamam dedin ona?" diye gürledi. "Neden? Sizden de mi izin alacağım?" diyerek karşılık verdim. "Evet, alacaksın!" dediğinde "Sizin derdiniz ne benle?" diye bağırdım. "Derdim falan yok Esila, sadece soruma cevap ver!"
Cafeye vardığımızda hırsımı arabadan çıkardım. Kapıyı öyle bir çarptım ki yer yerinden oynadı. Enes arkamdan, "Esila, kırsaydın! Çarpmaya gerek yoktu," diye söylendi. Cafeye girdiğimizde zorunlu olarak masaya çöktüm. O tostunu yerken ben sadece çayıma bakıyordum. "Esila," dedi ciddiyetle. "Şu programa bak ve beni dinle." Kağıdı uzattı. Sabah 5'te kalkış, 6'da matematik... Akşam 10'a kadar süren bir maraton. "Enes Hocam siz iyi misiniz? Ben bunları nasıl yapacağım? Ayrıca atletizm geçmişimden neden bahsettiniz?"
"Eğer katılmak istersen programı ona göre ayarlarız," dedi sakinleşerek. "Ben hayatımda hiç boş durmadım Esila. Mühendislik, tasarım, hocalık... Hep azimle çabaladım."
"Anlıyorum ama ben yapamıyorum!" dedim bir anda. Sesim hıçkırığa dönüştü. "Baksanıza, hep utangaç ve beceriksizim. Matematikten anlamıyorum, hiçbir işim yolunda gitmeyecek..." O an duygusal hormonlarım iflas etti ve ağladım.
Enes Hoca’dan sert bir tepki beklerken, o hiç ummadığım bir şey yaptı. Uzanıp elinin tersiyle gözyaşlarımı sildi. "Ağlamak bir rahatlamaktır," dedi, sesi ilk kez bu kadar şefkatliydi. Eli yüzümde asılı kaldı, tenimi okşadı. "Ver şu test kitabını bana."
Kitabı uzatırken kalbim yerinden çıkacaktı. Enes kitaba bakınca bir iç çekti. "Esila, Allah aşkına bu ne? Neden bunca zaman soru getirmedin bana?"
"Çünkü utandım! Yapamıyorum işte, bırakacağım artık!"
"Esila, sen iyi misin? Benim elimden savcılar, hakimler geçti... Kimse başarısız olmadı. Bırakmak yok, çabalayacaksın!"
"Ben herkes gibi değilim," dedim gözlerimi kaçırarak. "Yaparsın," dedi çenemi tutup ona bakmamı sağlayarak. "Sorumluluk bende. Sadece samimi olacağız. Savcı ve basketbol hocası olmak istiyorsan bu program şart."
"Tamam," dedim burnumu çekerek. "Tamam ama beraber çalışacağız. Bana öyle oradan emir vermek yok!" Güldü. "Tabii esila, hocalara da çalışma kuralı geldi zaten beraber çalışacağız." Bakışları o kadar yoğun ve hoştu ki, neden hoşuma gittiğini anlamıyordum. Tam o sırada Gökçe’nin aramasıyla kendimi topladım. Antrenman vakti gelmişti.
Okula Enes Hocanın yanında girmek ayrı bir utançtı. Arabayı park ederken, "Esila, biliyorum seni tanıyorum artık," dedi. "Bende sizi biliyorum ama bence beni bir daha getirmeyin," dedim tersleyerek. "Hayır, getireceğim," dedi kararlılıkla. Kemerimi çözecekken aniden elimi tuttu. "Favori öğrencim Gökçe olacak kadar değil... Seninle ilgili bir sorun yok."
Arabadan indiğimde Gökçe’nin sinsi bakışlarıyla karşılaştım. "Hocam daha erken gelseydiniz öğrencinizle!" dedi laf sokarak. Enes, "Program yaptık Gökçecim," diyerek beni savundu. Gökçe bana dönüp "Matematik olan ilgin şaşırttı beni," dediğinde "İlgim bitmedi, hayranlığım arttı!" diyerek golü attım.
Antrenman için siyah şort ve beyaz mini tişörtümü giydim. Enes Hoca mavi şort ve siyah tişörtüyle karşımdan gelirken "Çok güzelsin favori öğrencim," diye fısıldadı. Gülümsemedim ama içim kıpır kıpır oldu. Sonra Gökçe gelip "Hocanın yanında kampüse mi gelinir, dikkat et uygunsuz oluyor," dedi. "Sana ne oluyor? Ben kimle gider gelirim sana ne!" diye tersledim onu. Enes yanımıza gelince Gökçe hemen koluna girdi, o hallerini görünce Gökçe'yi hırpalayasım geldi.
Sahada grubu topladık. Atletizm için başkanlık seçimi yapıldı. Burak erkeklerin başkanı oldu, ben ise kızların. Ama asıl bomba; genel başkanlık oylamasında benim seçilmemdi! Basketbol için de Furkan ve ben seçildik. Enes Hoca ile göz göze geldiğimizde o kadar gururlu bakıyordu ki, uzun süre bakıştık.
Ders başladığında basketbol potasına öyle bir hırsla top atıyordum ki herkes hayran kaldı. Ama Burak, üst üste iki kez üzerime düştü, sırtım çok acıdı. Enes Hocadan uyarı yesem de maçı ben kazandım! Ardından atletizmde 20 saniyelik turlarla koştuk. Gökçe ile başabaş gidiyorduk ama ben ve Furkan genel olarak en iyilerdik.
Spor bitti, alan derslerine geçtik. Fizik ve kimya derken en son Enes Hoca sınıfa girdi. Gözü hep bendeydi. Konuyu anlattıktan sonra problem çözmek için beni tahtaya kaldırdı. Tam kalkarken Gökçe atlayıp "Beraber çözebilir miyiz?" dedi sinsice. Enes, "İlk Esila çözsün," diyerek onu susturdu.
Tahtaya çıktım, kalem alırken ellerimiz birbirine değdi. Bilerek yapıyordu, emindim. O beni izlerken kafamda bir plan kurdum. Onun bu sinsiliği ve iddialı konuşmaları karşısında ben de oyuna dahil olacaktım artık. Enes Hoca’yı kışkırtacak, o meşhur inadımı ona sonuna kadar gösterecektim. Gökçe ile olan o hallerinin bedelini ödetecektim. Artık oyun başlıyordu!