
Matematik tahtasındaki o karmaşık soruyu çözüp yerime dönerken her şey bir anda oldu. Ayağım takıldı, dengemi kaybedip yere kapaklandım. İki yanımda bir Gökçe, bir de Enes Hoca vardı. Gökçe’nin o kurnazca hamlesini, ayağını çaktırmadan uzatışını sadece ben hissettim. Enes beni tutamadı; çünkü o an gözleri, Gökçe’nin bir büyücü gibi sergilediği sinsi hareketlere kilitlenmişti.
Yerden kalkarken duyulmayacak bir sesle fısıldadım: "Enes Hocam, gözleriniz sanki Gökçe’den etkilenmiş gibi..." Enes, "Esila ne kadar saçma!" diye tersledi beni ama gözlerindeki o anlık şaşkınlığı yakalamıştım. Gökçe’ye dönüp, "Aferin Gökçecim, çok güzel zekan var ama bence bunu bana da ver, lazım olur!" diyerek lafı gediğine koydum. Yerime geçip Çınar ve Buğra ile kasten samimi bir sohbete daldım. Enes’in arkadan bizi izlediğini, her kahkahamda kalemini biraz daha sert sıktığını biliyordum.
Geometri dersi geldiğinde hava iyice gerildi. Buğra ile fısıldaşırken Enes’ten beklenmedik sertlikte bir uyarı yedim. Bana tavır yapıyordu, belliydi. İnadına ona soru sormayı bıraktım. Çınar ve Buğra’ya döndüm ama soruyu kimse bilemedi. Ayaklarım geri geri gitse de mecburen Enes’in masasına yöneldim. Daha soruyu görmeden, "Esila gelmeseydin, çünkü bu soruyu bilmiyorum," dedi.
"Ne? Ama daha bakmadınız bile!"
"Canım öyle istedi, var mı diyeceğin?" dedi meydan okurcasına.
"Tamam!" dedim, kestirip attım. O sırada Gökçe ve Burak hemen dibinde bitti. Gökçe neredeyse adamın içine girecekti. "Hocam beraber çözelim mi?" diye sırnaşırken, "Tabii, ama Enes Hocanıza da öğretin, o bilmiyormuş!" diyerek bombayı bıraktım. Tahtada \pi \div 2x \sqrt{-y}=? sorusu üzerine tartışırken herkes bilmişlik taslıyordu. Gökçe yanlış yapınca, "Gökçecim ne güzel zeka canım benim, ama yanlış yoldasın," diye alay ettim. Enes Hoca öksürerek araya girdi: "Neymiş doğrusu, sen göster o zaman Esila!"
"Göstermeme izin vermiyorsunuz ki!" dedim hırsla. Burak, "Hadi Esila, tahtada anlatalım," deyince bir hava atarak kalktım ama yine tökezledim. Enes’e yan bir bakış atıp, "Ne yapmaya çalışıyorsunuz?" dedim. Tahtada Burak anlatıyor, ben o güzel yazımla yazıyordum. İkisi arkada "bağırsak gibi" bitişik dururken lafı yapıştırdım: "Enes Hocam, yerinizden kalkıp kontrol mü etseniz, rahatsız mı oldunuz?"
"Ne oldu, sen mi rahatsız oldun?" diye diklendi. Tam soruyu bitirip dönecekken yüz yüze geldik. Eğilip kulağıma fısıldadı: "Sen öğrencimle aramı açamazsın." "Ama etkilendiğiniz öğrenciniz yapıyor hocam!" dedim dişlerimin arasından. "Sen benim hızıma yetişemezsiniz Esila!" dediğinde, "Asıl siz bana yetişemezsiniz," diyerek yerime geçtim.
Akşam antrenmanı için kampüse gittiğimde üzerimde pembe tişörtüm ve siyah şortum vardı. Koridorda Enes’le karşılaştık; o da siyah şort ve beyaz tişörtüyle her zamanki gibi kusursuzdu. Tam yanından geçecekken kolumu tuttu. "Esila ne oluyor?" diye sordu. "Asıl size ne oluyor hocam?" diye tavırlandım. Burak ve Çınar gelince hemen kolumu bıraktı. Enes, Gökçe’nin başarısından bahsetmeye başlayınca Çınar, "Vay be hocam," dedi. Enes bana bakarak, "Ama burada Esila da çok önemli benim için," dediğinde kalbim tekledi ama Gökçe’yi görünce hemen ciddileştim.
Sahada basketbol topuyla akrobatik hareketler gösterirken Enes resmen bana barut gibi davranıyordu. "Kızgın tava gibisiniz hocam," dedim gülerek. Gökçe yine atladı: "Esila hocanın üzerine gitme!" "Sen bir karışma Gökçe, ben hocanla konuşuyorum!" diyerek susturdum onu. Maç başladığında kızlar ve erkekler rakip olduk. Enes, Gökçe’nin üzerine düşüp kalkmak bilmeyince sinirden bağırdım. Ardından ben daldım sahaya ve yanlışlıkla Çınar’ın üzerine düştüm. Belim feci acıyordu. Enes beni kaldırdı ama o an bile gözlerinde o garip kıskançlık vardı.
Burak yanıma oturup, "Senin bu ikiliyle sorunun ne Esila?" diye sordu. "Sadece laf sokuyorlar Burak, iyi ki varsın," dedim kasten Enes’in duyacağı bir sesle. Belim iyileşince intikam maçı başladı. Topu kaptığım gibi Enes’e sert bir pas attım, oyunun kurallarını alt üst ettim. "Şah ve mat!" diyerek potaya topu bıraktım. Enes ne yapmaya çalıştığımı anladı; onu matematik denklemleriyle, kafa karıştırıcı hamlelerle çorbaya çeviriyordum.
"2x + y bilinmeyen, a kaçtır?" diye sordum ona topu sürerken. "Beni çözmek zordur hocam, yapabilecek misiniz?" Bakışları derinleşti. "Bunu bilmiyorum ama x^4 a 6^3 olacak," dedi şifreli bir şekilde. "Neden?" diye sorduğumda, "Nedenini sorma," dedi. Gökçe yine araya girince, "Enes Hocam, dünyaya beyin gelsin diye bir duygu duyurusu yapın, Gökçe de sessizlik yarışmasına katılsın!" deyip arkamı döndüm.
Tam o sırada Enes kolumu tuttu. "Sen fazla kaşınıyorsun Esila, dikkat et!" "Siz favori öğrencinizle ilgilenin hocam, ben gidiyorum!" dedim ve maçı bıraktım. Soyunma odasında mini şortum ve kırmızı sweatshirt’ümle tam çıkacakken Enes kapıda bitti. Burak beni aramıştı, dışarı çıkacaktık. Enes telefonumu elimden aldı ve Burak’ın yüzüne kapattı: "Esila bugün gelemez, atletizm antrenmanı var!"
"Ne hakla yapıyorsunuz bunu?" diye bağırdım. Beni duvarla arasına sıkıştırdı, ellerimi başımın üzerine yasladı. "Sen Gökçe ile bana inat yaptın, ben de Burak ile sana yapıyorum!" dedi nefesi boynumu ürpertirken. "Gidemezsin Esila. Çünkü gözlerin bana trip atıyor."
"Gideceğim!" dedim, onu duvara yaslayarak yer değiştirdim. "Enes Hocam, siz benimle yarışamazsınız!"
"Esila, ben senin kokunla huzur buluyorum," dedi bir anda. Sesindeki o itiraf beni sarstı. Ama o sırada Gökçe aradı. Telefonu Enes’in elinden çekip açtım. "Gökçe, hoca biraz geç gelecek çünkü şu an çok önemli bir konu için inatlaşıyoruz!" diyip kapattım.
Enes öfkeyle üzerime yürüdü. "Ne haddine!" "Siz bana yaparken düşünseydiniz!" dedim. "Haddini bil Esila, yanlış yerde yüzüyorsun." Dudaklarımı eliyle susturduğunda kalbim kulaklarımda atıyordu. "Beraber basketbol oynayacağız hocam," dedim meydan okuyarak. "Eğer gelmezseniz, beni kıskandığınızı kabul ederim. Ayrıca bugün kafede neden Burak için sinirlendiğinizi de açıklayacaksınız."
"Esila, sen bir matematiksin... Karmaşıksın," dedi pes edercesine. "Aynen öyle hocam, üstün gelmek hoşuma gidiyor!" dedim zaferle. Oyun yeni başlıyordu ve bu sefer piyonlar şahı esir almıştı.